Geçen hafta “Cahit Koytak’a Sorsaydım” başlığını taşıyordu yazımız. Bu başlık altında, bir fırsatını bulduğumuzda üstada yöneltmeyi düşündüğümüz sorularımızı sıralamıştık. Söz konusu yazıda belirtmedik ama böyle bir fırsatı yakalama ihtimalinin arifesindeydik. Üstat, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş adına düzenlediğimiz “Edebiyat Akşamları” programının misafiri olacaktı. Gerçi bu misafirliği kendisine kabul ettirmek için oldukça zorlanmıştık. Zira bu türden etkinliklere katılmamak şeklinde bir tercihi vardı. Biz üstadın bu tercihini olumluya döndürerek kendisini Bursa’da misafir olmaya ikna etmiştik, fakat bu kez programın akışıyla ilgili yaklaşımı mühim bir süreç olarak karşımızda duruyordu. Üstat sorularımızı cevaplandırmaktan ziyade, oturumu bir şiir muhabbetine dönüştürmek fikrindeydi. Hâl böyle olunca, bizim kendisi için hazırladığımız sorularımız boynu bükük kalacaktı. Fakat öyle olmadı. Şairimiz başta müstesna dostu şair Metin Önal Mengüşoğlu’nu, akabinde Bursalı edebiyatseverleri kırmayarak, şiir okumanın yanı sıra, sorularımızı cevaplandırdı.

Gerçi oturumun başında “Ben şair olarak tanındığıma göre en mümeyyiz vasfım yazdığım şiirler. Şiirleri bir kenara bırakıp dünya hakkında, insan hakkında, kendim hakkında, yazdığım şiirler hakkında konuşmayı, şiirle okur arasına girmek gibi telakki ettim. Biraz da bunun için topluluklar içine konuşmacı olarak katılmaktan kaçındım. Ayrıca münzevi kalmaktan hoşlanan bir tabiatım var. Lütfen beni anlayınız.” diyerek halini arz etse de, şairimiz ısrarlarımızı geri çevirmedi.

Şimdi, Cahit Koytak’la ilk kez bizim gerçekleştirdiğimiz, bu yüzden edebiyat tarihi için oldukça mühim olan mülakattan bazı bölümler paylaşmak istiyorum. Kuşkusuz, tamamını ayrıca yayınlayacağımız bu mülakatın, satır aralarındaki bazı cümleleri buraya çıkaracağız.

Şiirinin kaynaklarıyla ilgili sorduğumuz sorudan hemen sonra, şairin Kur’an’la irtibatı hususu önemli bir soru idi. Cahit Koytak yeryüzünde, yazılı ayetlerin dışında sayılamayacak kadar çok yazılmamış ayetin bulunduğunu, şairliğin bu ayetleri arama faaliyeti olduğunu söyledi: “Her şeyden çok, bilimden daha çok, hukuktan daha çok, şiirin işi bu. Ben biraz da böyle bakmanın kolaylığını keşfettiğim için, kolay yazıyor olabilirim. Her yer şiirle dolu, ayetle dolu. Çoğu şiirimde bir fikri sabit olarak belirttiğim gibi, biz onun (Allah’ın) çırağıyız, sonra kalfasıyız, usta O’dur. Böyle düşünerek şair olunabileceğini hissettim.”

“Generallerin Niçin Sokağa Çıkamaz” ve “Uludere Uludere” şiirleri bağlamında sorduğumuz soruyu da geniş bir şekilde cevaplandırdı şairimiz. İşte cevabından buraya aldığımız birkaç cümle: “Generaller halka insandan başka bir şeymiş gibi, insandan daha güçlüymüş gibi görünme mesleğinin figürleri. Mesleklerini öyle satmaya çalışan, insanların içine girmeyen, kendileri uzak tutarak arzu ettikleri iktidar ve güç vehmini yaratma düzenin bir parçası onlar. Dolayısıyla bugün de Uludere’de o gücün temsilcisi olarak görebiliriz generalleri.”

Gerçek tarihin şiire birebir denebilecek bir tarzda yansımasını nasıl karşılayalım Yahut yaşananların edebî metindeki yeri ne olmalı Şiir ve tarih bağlamındaki sorularımızı cevaplandırırken, Cahit Koytak’ın “Tarihî şiir diye bir şey olamaz. Yani tarihî olayları dile getirmek şiir olamaz. Ama şiirle ilgilenen bir zihin, şiir arayan bir zihin, tarihin şu veya bu döneminde şiir bulabilir. O şiiri oradan kazıp çıkarabilir. Şair bir tarihî olayın içinde, bütün zamanlar için dile getirilmesine ihtiyaç hissettiği, bütün insanlık için dile getirilmesinin hoş olacağı bir şeyi bulup çıkarabilir.” şeklindeki cümleleri önemliydi.

Cazın Irmakları adlı kitabıyla irtibatlı olarak sorduğumuz, “Caz sanatının üstatlarını Müslüman bir gözle yeniden üretiyorsunuz. Bir şair olarak böylesi bir tasarrufta bulunma

hakkınız var mı ” şeklindeki soruyu cevaplandırırken şunları söyledi Cahit Koytak: “… iddia ediyorum ki caz, Allah’ın da kullandığı bir müzik türü. Yani Allah’ın bu evrende bize yaşattığı olaylar içinde kullandığı ses unsurları ile müthiş bir uyum var. Biz onu her zaman algılamayabiliriz. Bütünü kavrayan bir müzik algımız olmayabilir. Fakat şiddetle eminim bir ezgi yaratıyor o seslerle ve o seslerin bir bütünlüğü var. Bizi kullanıyor, tren sesini kullanıyor, göklerin sesini kullanıyor, yağmurun, bulutların sesini kullanıyor ve bir doğaçlama yapıyor. Onun bu doğaçlamalarının tabiatı en çok caz müziğinin yapısına uyuyor gibi hissediyorum. Cazdan yola çıkarak, ben bu kitapta Allah’ın yaratış süreçlerine, o süreçleri bize taşıyan duygulara götürmek istiyorum şiir okuyucusunu.”

Şairimizin, günlük gazetede şiir yazmak bahsinde sorduğumuz soruya verdiği cevap ise, günümüz şairlerini yahut şiirini yargılar nitelikteydi: “Ben günlük gazete okuyan insana kadar ulaşma cesaretini ve ihtiyacını duymuş bir şiirin ancak şiiri dirilteceğine inanıyorum artık. Yani düştüğü yerden şiiri kaldıracağına inanıyorum. Çünkü modern Türk şiiri, hatta dünya şiiri de öyle, insanların konuştuğu dilden uzaklaştılar. Biraz, öyle görüyorum ben. Ve dolayısıyla şiir olmaktan da uzaklaştılar. Başka bir şey oldular. (…) Şiir insandan insana akan şey için bir akış, bir yatak olmaktan çıktı. Bu okurun suçu değil, şiirin suçu, yani şiir üreten insanların suçu. Yani dilin tarihini, dilin hikâyesini yeniden yaratamazsınız, sözcüklerin hikâyesini siz yaratamazsınız. Hep beraber kullandığınız dilden almak zorundasınız. Herkesin kullandığı dilden almak zorundasınız kelimelerin hikâyesini. O hikâyeler üzerinden şiirinizi tasavvur etmek ve o hikâyelere göre sözcük seçmek zorundasınız. Okunmayan şiir dalgaları bunu yapmayı unuttular ve şiiri okunmaz hale getirdiler. İyi şiirleri de artık okunmaz hale getirdiler. Dolayısıyla yeniden Yunus kadar açık, yani açık derken herkese söyleyeceği bir şeyi olan sahici, hakikaten söyleyecek bir şeyi olan, hakikaten yaşanmış, duyulmuş, insanlara da ulaştırılması gereken, çobana da, simitçiye de, herhangi bir akademisyene de bir şey bırakan şiirlerin yazılması gerekiyor.”

Cahit Koytak’la yaptığımız Edebiyat Akşamları söyleşisinden tadımlık bazı cevaplar aktardık size. Az ve öz konuşan, fakat şiirin hasını yazan şair Cahit Koytak’a tekrar teşekkür ediyorum.