BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

İKİ milyara yaklaşan İslam dünyasının kutsal Kudüs’ü savunmakta niçin yetersiz kaldığını hiç düşündünüz mü? Yöneticilerimiz, Kudüs meselesinde net, tutarlı ve samimi bir duruş ortaya koyamadılar. Mesela, İslam dünyasına yön verme mevkiindeki bir yönetici, Şimon Peres’e karşı hakkımızı cesaretle savunan konuşmalar yaptı; hepimizin yüreğine su serpti. Fakat lobiye inince, özür dilercesine, “Benim tepkim moderatöre idi” sözünü etti.

Bu türden tutarsız yaklaşımlar sebebiyle Kudüs sorunumuz bir türlü çözülmüyor. Terörist güç; ABD ve Batı ülkelerini de arkasına alarak, İslam dünyasıyla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Kudüs’ün de içinde bulunduğu mübarek Filistin toprakları 1948’den beri kademe kademe işgal ediliyor, yağmalanıyor. Hem de dünyanın gözleri önünde. İsrail, bölgede Yahudileştirme sürecini, Filistin toprakları tamamen ellerine geçirinceye kadar sürdürmek niyetinde.

İşgali, yağmacılığı, haksızlığı önlemek için kurulduklarını söyleyen BM, NATO gibi kuruluşların görevlerini yapmak için tek adım attıklarını görmedik. Çünkü onlar Hıristiyanların haklarını korumayı prensip edinmişler. 70 yıllık uygulama ortada. Müslümanlar, geleceklerini kendileri sahip çıkmak zorunda! Başka çareleri yok.

Kudüs, bütün Müslümanların onuru, namusu, ortak meselesidir. Kudüs’e sahip çıkamazsak yarın Mekke’yi, Medine’yi, Şam’ı, İstanbul’u da sahip çıkamayız. Sömürgecilerin gözü doymaz. İslam’ın kalelerinin birer birer düşmesine seyirci kalamayız. Bu konuda söylenmedik söz kalmadı. Müslümanlar, inançlarının kendilerine yüklediği “elbirlik İslam’a sarılma” (Ali İmran, 103) şuuruna ulaşmak zorunda.

OYUN AÇIK OYNANIYOR

ÖNCE, İsrail’in kurulmasından bu yana geçen 70 yıllık süreci göz önüne alalım. Sonra Trump’la başlayan döneme göz atalım. Trump, başkanlığı öncesi, “Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapacağını” seçim vaadi olarak açıkladı. Başkan olunca hemen icraatlarına başladı. En stratejik görevlere Siyonistleri getirdi. Kudüs konusundaki tepkileri umursamadı: “Kudüs kararım müzakere edilemez.”

Yöneticilerimiz bütün tedbirleri almalı, değil miydi? Papa’yla görüşmenin sorunu çözmeyeceği belliydi. Bu, Müslümanların meselesiydi. Ağabey durumundaki Türkiye, İslam dünyasına meselenin vahametini anlatmalı, sömürgecilerin karşısına bir blok halinde dikilmeliydik. Çünkü İsrail ve ABD ancak güçten anlardı.

Trump,  6 Aralık 2017’de ABD Dışişleri’ne, “Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılması” talimatını verdi. Olay üzerine mitingler yapıldı, büyük tepkiler gösterildi. Bir hafta içinde İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirvesi toplandı. Büyük ümitler beklenen zirveden Kudüs’ün “Doğu” - “Batı” olarak ikiye ayrılması kararı çıktı. Dağ fare doğurmuştu. 2.000 dönümlük Doğu Kudüs dedikleri bölge Filistinlilere; 14.000 dönümlük Batı Kudüs ise İsrail’e bırakılıyordu.

Kudüs duyarlığını taşıyanlar tuzağı gördüler. Kudüs’ün doğusu, batısı olamayacağını, tamamının Müslümanlara ait olduğunu savundular. İslam dünyası; anlaşma yapıldı, Kudüs’ün yüzde 15’i Filistinlilere; yüzde 85’i İsrail’e verildi, diyerek sesini kesti. İİT’nin kararı toplumun gazını almaktan başka işe yaramadı. Kaldı ki, Kudüs kararına BM’den bile onay çıkmamıştı. Müslümanların yöneticileri nasıl olur da bu tuzağı göremezlerdi?

ŞiMDi iCRAAT ZAMANI

ASLINDA, ABD’nin İngiltere ve Fransa’yı da yanına alarak 14.04.2018’de, tam bir Miraç Gecesi’nde Suriye’ye saldırması, zamanlama olarak İslam dünyasına karşı tam bir tehditti. Trump kabadayılık yaparak daha ileri gitti: “Gerekirse yine vururuz.” İslam dünyası sömürgeci güçlerin şamar oğlanı olmamalıydı.

Trump ısrarlıydı. Kısa süre önce, Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’ni 14 Mayıs 2018’de Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. Zalimden merhamet beklenemezdi. Müslüman yöneticiler ne yapıp edip bir araya gelmeli; ortak irade ortaya koyabilmeliydiler.

14 Mayıs, İsrail’in kuruluşunun 70. yıldönümüydü. Filistinlilerin “Nekbe - büyük felaket” olarak kabul ettikleri bir gün. ABD, büyükelçiliğini Kudüs’e taşırken haklı olarak Filistinliler olayı protesto eden gösterilere başladı. Çatışmalar gün boyu devam etti. 62 Filistinli şehit düştü; 2 binden fazlası yaralandı. Dünya, olaya canlı yayında film izlercesine sessiz kaldı. Müslümanlar dışından ciddi tepki gelmedi. Kudüs görevinin Müslümanlara düştüğü bir kez daha görüldü.

Hükümet, İsrail’e “soykırım yapıyor, terör devleti” gibi bildik sözlerle esti, gürledi. Miting yaparak İslam dünyasına çağrı yaptı. Uluslararası barış gücü istedi. Kudüs Filistin’in başkentidir, dedi. Bunlar güzel şeylerdi. Ama hükümet şikâyet ve temenni makamı değil; icraat makamıydı. Tepkisi icraatla olmalıydı.

Temel Karamollaoğlu hükümete, “İsrail’i ayakta tutan anlaşmaları rafa kaldırın. İsrail ile ilişkilerinizi kesin. Kudüs’ü İslam ülkelerinin başkenti ilan edin” tekliflerinde bulundu.