Düşünce hayatımız en yoğun dönemini, 1970 li yıllardaki hiçbir fevri duruma, ideolojik sapmalara kapılmadan, düşünce ve medeniyet merkezine sâdık kalarak büyük hamleler gerçekleştirdi. Bu hamleler önemli isimlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Büyük Doğu, Diriliş önemli ve büyük bir oluş gerçekleştirdiler. Burada bir çok sanatçı ve düşünce adamı yetişti. Bu izleğin üçüncü ve dördüncü hamlelerini Edebiyat  ve Mavera dergileri yaptı. Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, M. Âkif İnan, Alaeddin Özdenören aynı izlekte yeni bir merkez oluşturdular. Bundan sonra kimi zaman Diriliş, Kimi zaman Edebiyat ve Mavera dergilerinde beliren ve zamanla da önemli bir kuşak daha oluştu. Bunlar İsmail Kıllıoğlu, Osman Sarı, Durali Yılmaz öne çıkan isimlerdir. Daha sonraki kuşaktan söz etmiyoruz. Bu her üç sanatçının ortak özelliği birer akademisyen de olmalarıdır. Sanırım bu yönleri daha ağır bastığı için, bir önceki kuşak gibi fazla öne çıkamadılar. Ya da bir önceki kuşak gibi şanslı bir ortam yakalayamadılar. Tabiî bu öne çıkamayış önceki kuşağın biraz daha belirgin ve bir arada oluşundan da kaynaklanıyor. Bu kuşağa Mustafa Miyasoğlu da eklenmelidir.

İsmail Kıllıoğlu, Diriliş, Edebiyat ve daha çok da Mavera dergisinde ürünlerini yayımladı. Edebiyat dergisi yayınları arasında çıkan Ateş Yalımı Üstünde Bir Toplantı öyküleri, çıktığı zaman biz genç okurlar için önemliydi. Bu öykülerin bir özelliği, bir sanatçının felsefî bakış açısıyla yazılmış olmalarıdır. Düşünce yoğunluğu öykülere yedirildiğinden ilk okurlar için ağır kaçabilecek nitelikte. Fakat öykülerin ruhu kavrandıktan sonra, tatları damakta kalacak bir güzellik taşıyorlar. Ne yazık ki, bu has sanatçının bu eseri veya diğer eserleri yeni bir baskı yapmadı.

İsmail Kıllıoğlu daha sonra bir çok öykü yazdı. Bunların dışında birçok kitabı çıktı. Bunlar sırasıyla: Ateş Yalımı Üstünde Bir Toplantı [öykü], Hayata Uyanış [öykü], Gül ve Ateş [öykü], Aşkın İzi [öykü], Düşünce ve Duyarlık, Düşünce ve Özgürlük, Edebiyat ve Suç, Ahlâk Hukuk İlişkisi, Yaralı Coğrafya gibi. Kitaplaşmayan çok sayıda da dosyası bulunuyor. Ne yazık ki, düşünce hayatımızda çok önemli bir yeri bulunan İsmail Kıllıoğlu nun eserleri basılamıyor, basacak yayınevi bulunamıyor. Yayınevleri nitelikli telif sanat eserlerinden kaçıyor. Daha popüler eserler yayımlıyorlar. Bunlar nitelikli bir okur oluşmasını engelliyor. Okurun da niteliğe yönelmesine engel oluyor. Belli bir tarihten sonraki kuşakların belleğinde İsmail Kıllıoğlu diye önemli bir ismin yeri yoktur.

Kuşaklar kopuk kopuk yaşıyorlar. Bir yazarın bir ürünü bir eseri ortaya çıkmayınca kuşaklar onu çok çabuk unutabiliyorlar. İnternet kuşağı ise artık kitaba çok da itibar etmiyor.

Gençler şiir yazıyorlar, dergilere gönderiyorlar, şiir ve yazı gönderdikleri dergileri bile alıp okumadıkları yazdıkları iletilerde kendilerini ele veriyor. Örneğin iletisinde:"Sayın Ali Haydar Aksal", ya da "Sayın dergi yetkilisi" diyerek başlıyor. Şiiri eğer yayımlanmaya değer bulunacaksa o sayıdan bir örnek istiyor. Şiir kitabı okumayan, şiir okumayan bir kuşak ile yüzyüzeyiz. Benzer durum öykü için de geçerlidir.

İsmail Kıllıoğlu, öykümüzde ve düşüncemizde önemli bir isim. Yeni bir ses. Düşünce geleneğimizde, öyküde Rasim Özdenören den sonra anılması gereken bir isim. Bu, bir silsile. Öykü yazıp bırakanlar veya başka alanlara kayanlar oldu. İsmail Kıllıoğlu öykü yazmaya devam ediyor. Önemli öyküler, eleştiri yazıları, deneme ve incelemeler yazıyor. Düşünce eserleri ise İslâm düşüncesi ve sanatı merkezli. Ruhu ve bilinci olan eserlere sahip.

Kadın ve Aile dergisinde bir süre, merhum Cahit Zarifoğlu nun bıraktığı yerden itibaren genç kuşaklarla ilgilendi. Birçok gencin ortaya çıkmasını sağladı. Bu dönemde İslâm ile İlim Sanat dergilerinde de önemli çalışmaları yayımlandı. Sanırım bu yazıları bir araya getirilse, yayımlanmış eserleriyle birlikte yirmiyi aşkın eser ortaya çıkacak.

İlâhiyat fakültesinde sanata yöneltebileceği birçok arkadaşı yönlendirdi, ya da fakülte ortamında gençlerin ufkunun açılışını sağladı. İlâhiyat fakültesinde sanat ve düşünce merkezli gençlerin akademisyenlerin yetişmesinde de önemli bir etkisi oldu.

Günümüz aydınlarının bir çoğunun ana izlekten ve doğrultudan saptığı bir zamanda Millî Gazete de uzun bir süredir yazıları yayımlanıyor. Ödünsüz ve ilkeli bir yürüyüşü var. Rüzgâra kapılanlar için, başka yerlerde ve gazetelerde bulunmak bir hüner olarak görülebilinir. Oralarda artık bizim ruh ortamımıza uygun bir soluktan ve bir duruştan söz edilemez.

İsmail Kıllıoğlu ilkeler insanıdır. Duruşunu hiç değiştirmedi. Sorumluluk hissettiği alanlara hemen yöneldi, katılım sağladı, sağlamaya devam ediyor.

Ne yazık ki, Yedi İklim dahil hiç bir dergide hakkında yapılmış bir çalışma yok. Bunu kendimize bir borç ve sorumluluk biliyoruz.