İçinde bulunduğumuz süreçte İslamî ilimlerle aramızdaki
ilişkinin hayatiyetinin fark edilmeye başladığını bir genel tesbit olarak
dillendirebiliriz. İslamî ilimler tedrisi amacıyla açılan ilim müesseseleri
var; belli bir ilgi oluşmuş durumda elhamdülillah.
Bununla birlikte İslamî ilimlere zemin teşkil eden Asleyn
(Usulüddîn ve Usul-i Fıkıh) konusunda kayda değer bir faaliyetin, bu ilimlerin
tedrisi noktasında ciddi bir çalışmanın yapıldığını söylemek zor. Oysa bu iki
ilim hakkı verilerek tedris edilmedikçe İslamî ilimler adına üretilen her bilgi
temel bir eksiklikle malul olacaktır.
Usul-i Fıkıh sahasında ağırlıklı olarak VIII/XIV. asır
itibariyle büyük ölçüde iki ayrı damar olarak varlığını sürdüren
Fukaha/Hanefiyye metodu ile Mütekellimîn metodu, bu zaman diliminden sonra
birleştirilecek ve her iki metodu mezc eden çalışmalar ortaya çıkacaktır.
Bu çalışmaları önemli kılan, İslamî ilimlere temel teşkil
eden “Asleyn”in bir zeminde birleştirilmesi, bir diğer ifadeyle o döneme kadar
–özellikle Fukaha/Hanefiyye metodu bağlamında– birbirinden bağımsız gibi
yürüyen iki temelin tek bir potada eritilerek ortaya “üssü’l-esas” bir yapının
konulmuş olmasıdır. Bu –moda kavramlarla ifade edecek olursak– “Teolojik
Metodoloji”dir ki, kurucu nesillerin temel muvaffakiyeti “Asleyn’in tesisi” ise, sürdürücü iradenin en
temel muvaffakiyeti de muazzam bir zihnî performansla bu iki temeli bir potada
eriterek yeniden üretmeleri olmuştur. Bütün bunları niye anlattım
Gerçekten son derece zengin bir birikimin varisleri,
dolayısıyla son derece ağır bir yükün muhataplarıyız. Bu birikimi hazmedecek ve
o dünyada dirayetle dolaşabilecek insan yetiştirmek zannedildiğinin aksine son
derece zordur. Mustafa Sabri Efendi’nin ve Zâhid el-Kevserî’nin Asleyn
sahasındaki birikimini yeni nesillere taşıyacak talebelerinin bulunmadığı bir
ortam bize başka neyi anlatır ki! ..
Yine de umutsuz değiliz. Yeni yetişen nesiller içinde
istikbalde önemli roller üstlenebilecek gençlerimiz var çok şükür. Onların
önünü açmak, işini kolaylaştırmak ve sayılarını çoğaltmak mecburiyetindeyiz. Ve
bunu yapabilecek durumdayız.
Hem modern dünyanın ahvalinden, hem kendi aslî dünyamızdan
haberdar gençler… Edepli, had-hudut bilen, itikadı ve ameli sağlam,
kabiliyetli, çalışkan ve azimli…
Bu gençlerin önünü açmak, motivasyonunu artırmak, geleceğin
dünyasında onları “ekmek kavgası”na kurban etmemek, yıllarını vererek elde
etmekte oldukları son derece hayatî birikimi kendilerinden sonrasına
aktarmalarını sağlayacak imkânlar/zeminler oluşturmak bizim elimizde.
Eğitim “pahalı” bir alan. Uzun süre, harcadıklarınızın
karşılığını göremediğiniz, hatta “verip unutmak” gibi asil bir ruh durumu ve
ufukla göğüslememiz gereken bir alan. Neylersiniz ki, geleceğimiz de burada…
Not: Perşembe günleri Daru’l-Hikme’de yaptığımız Hadis
(Mişkâtu’l-Mesâbîh) seminerinin saati 18.00 olarak değişti.