"İslam'da siyaset" konusu çok önemlidir, çünkü bu konuyu değerlendirirken ne mana ve mahiyete geldiğini idrak edemediğin zaman büyük bir hatanın kapısı açılıyor.
Allah, zatına, rasulüne ve ulü’l-emre taat etmeyi, Allah'ın istediği emirleri yeryüzünde hakim kılmayı emrediyor.
Şimdi İslam'da siyaseti baştan silerseniz veya İslam’da siyaset yoktur algısına yenik düşerseniz batılın oyununa gelirsiniz. Bu noktada Müslümanların siyasetten geri durmasını isteyen, bunları gündeminden çıkarmasını isteyen mihraklar bunu özellikle gündemde tutuyor.
Hatta bir dönem çok meşhur bir söylem icat edilmiş idi; "Yahu kardeşim, siyaset kelimesi Kur'an'da bile geçmezken sizin siyasette işiniz nedir? Siyaset, birazcık önemli, kıymetli olsaydı Kur'an-ı Kerim'de siyaset diye bir kelime geçerdi. Yani siyaset lafzı Kur'an-ı Kerim'de gerçekten geçmiyor. Bu doğru. Buradan hareketle aynen söylediğinizi kabul edip; Kur'an-ı Kerim'de siyaset lafzı geçmediği için çok kıymetsiz teorinizden hareketle; peki bu tezi savunanlara soruyoruz: Kur'an-ı Kerim'de akide diye bir kelime geçer mi? Kur'an-ı Kerim'de akaid diye bir kelime geçer mi? Cevap: Hayır. O zaman ne kaldı geriye? İtikadı da bitirdiniz, akaidi de bitirdiniz. Kur’an’da akaid lafzı geçmedi diye, akidenin, akaidin ne kıymeti var mı diyeceğiz.
Ama nedir?.. Kur'an baştan sona senin itikadını tashih etme noktasında iman, iman esasları, iman usulü, iman uğruna mücadeleyi anlatır. Kur’an’da lafız olarak siyaset kelimesi geçmez ama Kur'an-ı Kerim adalet üzere Hakkı uygulama noktasında olmazsa olmaz bir otoritenin yerine getireceği ve onun yapacağı bütün emirler ve yasakları tesbit eder ve emreder.
Ayrıca bir kısmı "Euzü billahi mineşşeytani vessiyaset" der idi.
Yani şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım.
Said Nursi’nin bu ifadesini öne çıkarıp siyasetten uzak durulmasını isterlerdi. Bu insanlar da buradan hareketle bir yol bulmaya çalışırlar idi.
Güya ne demiş S.Nursi, "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım." Arapçası, tercümesi aynen böyledir. Amma velakin Said Nursi, Arapça bilir miydi? Ne demek efendim, Said Nursi kadar Arapça bilen kaç tane adam vardı bu âlemde? Doğru mu? Gerçekten doğru. S.Nursi ciltler dolusu Arapça lügati ezbere bilen birisidir.
Buradaki es-siyase ifadesi; o zaman yapılan siyaseti zalimeyi ifade ederdi.
Siyaset, Arapça bir kelimedir. 'Sase, yesüsu, siyaseten', yani Arapça 'sase' kökünün masdarıdır. Acaba Araplar bu kelimeyi lügat olarak hangi mana için kullanmışlardır?
Burada şu inceliğe dikkat edin, lafız olarak siyaset; bir şeyi düzene koyup ıslah etmek için, hakkını vererek yapmaktır. İşte o zaman siyaset kelimesinin kökünde hakkını vermek ve ıslah etmek vardır. O zaman bir kimse, "Ben Allah'ın dinini, Allah'ın emirlerini hakkını vere vere yaşama ve yaşatma noktasında, ortadaki ifsadı ıslah etmek için çaba sarf ediyorum" diyorsa; tamam işte: Sen siyaset yapıyorsun, bu siyasettir. Bunu evde anne de yapar; oğlunun işini düzene koyup, kızının işlerini ıslah edip onlara titiz ve itinayla davranan anne evinde siyaset yapıyor. Baba da evinde siyaset yapıyor. Eğitim-öğretim adına ıslahı, düzeni sağlamaya çalışıyorsa okulda öğretmen de aslında siyaset yapıyor. Politikayla siyaseti birbirine karıştırmamak lazım. Bu sebebe binaen biz bunun adına 'İslam'da siyaset' dedik. O zaman siyaset lafzının lügat manasında böyle bir detay var, yani iki şeyi gözden kaçırmamak lazım:
1- Yaptığı şeyin hakkını vermek.
2- Yaptığı şeyi düzene koymak.
Peki siyasetin terim manası, ıstılah manası nedir?
İbn-i Âbidin; yani İbn-i Âbidin dendiği zaman hiç şüphesiz ki fıkıh akla gelir, İbn-i Âbidin dendiği zaman fıkıhta zirve akla gelir. Hanefi fukahasından meşhur İbn-i Âbidin, siyaseti şöyle tarif ediyor: "İstislahu'l-halk; yani halkı düzene koymaya, ıslah etmeye çalışmaktır. Çünkü siyasetin kökeninde mutlaka ıslah hareketi vardır.
Dünya ve ahirette kendisini kurtaracak bir yola mahlukatı, insanları çıkartmak için yapılan ıslah hareketinin adıdır siyaset. Bu ne kadar güzel tarif: İnsanların dünya ve ahirette kurtuluşunu temin edecek bir yola çıkarmak için, doğru yola sevk edip irşat etmek ve ıslah etmek için yapılan şeyin adıdır siyaset.
Çok daha kısa bir ifadeyle; insanların dünya ve ahiret saadetini elde etmeleri için onları dosdoğru bir yola sevk ederek onların ıslahı için mücadele etmektir siyaset.
Bu tarif İbn-i Âbidin’in tarifidir, en ince tariftir; insanların dünya ve ahiret kurtuluşunu, dünya ve ahiret saadetini temin edebilmek için en doğru yola irşat edip onların ıslahı için mücadele etmek, gayret etmektir, var gücüyle çabalamaktır siyaset. Abdülvahhab Hallaf da çok güzel bir tarif yapmıştır: "Siyaset; mahlukatın, insanların durumunu düzene koymaktır." Bu neyle mümkündür?
Elbette İslam devleti ile. Ve İslam devleti, insanların maslahat ve sıkıntılarını giderme noktasında çabalar.
Bu işin özeti şudur: İslami siyaset, İslam devletini kurmak için, İslam devletinin yapacağı iyilikleri, kulluğa mani engellemeleri ortadan kaldıracak İslami bir otorite çalışması yapmaktır. İslami bir otorite olmak; insanları ıslah için gayret etmektir.
Sonuç; dünya ve ahiret saadetine insanların ulaşması için, İslam'ın hakim güç olması için çalışmaktır. Otorite olduktan sonra; İslam devletinin vazifesi olan, insanların dünya ve ahiret saadetini elde etmesi için yapılan çaba ve gayedir.
Adil ve zalim siyaset ayrımı uygulama neticesinde ortaya çıkan bir neticedir.