Türkiye siyasetinin açmazları bir değil bin. Daha düne kadar, siyaseti şirk görür, siyaset yapanları kâfirlikle suçlayan radikallerin hallerine ibretle, şöyle bir bakmalı. Millî Görüş siyasetini çeşitli açılardan eleştirir, topa tutar, tutulmadık yerini bırakmazlardı. Radikal İslâmcılar bugün abedeci bir siyasetin güdümünde.

Gene kimi cemaatler "Euzu billahi minessiyase" diyerek siyasetten yaka silker, fersah fersah kaçar gibi yaparlardı. Millî Görüş siyasal geleneğini de eleştiriye tâbi tutarlardı. Bir yandan inançlı insanlar siyasetten uzak tutulurken, bir yandan da yanlarında asla siyaset yapılamayacak kadar Müslümanlara ve İslâm a uzak olan, Mason birinin peşinde koşup duruyorlardı. İslâmköylü yakıştırmasıyla âdeta bir sığınak gibi bir masonun gölgesine sığınırlardı. Gene bu gibi cemaatlerin bir kolu ise siyasetten uzak durur gibi yapar, tabanını İslâmî duyarlıklı siyaset yapan Millî Görüş hareketinden uzak tutmak için en olmadık yol ve yöntemlere başvururlardı. 28 Şubat sürecinde hemen bu bütün kesimler olanca öfkelerini, hınçlarını göstermekten kaçınmadılar. Yeri gelince Ecevit i, Mesut Yılmaz ı desteklemekten geri kalmazlardı. Ellerinde büyücek büyüteçlerle kusur aramaya bakarlardı. Bu, hâlâ böyle. Bir hareketin iyilikleri, güzellikleri, sevapları, hayırları, yaptığı olumluluklar gözetilmez, sadece kusur ararlardı. Kusur bulmak için de bin dereden su getirirlerdi. Onların nazarında en sevilmeyen, ısınılmayan lider ise "Erbakan Hoca" idi.

Müslüman entelektüeller ise bütün entelektüel çabalarıyla Millî Görüş siyasal geleneğinin yetersizliğini, kültür ve düşünce geleneğinden uzaklığını gerekçe gösterir, bu siyasal oluşu küçümser, uzak dururlardı. Entelektüelliklerini göstermek için en olmadık siyasa adamlarının peşine takılırlardı. Onların gözünde Turgut Özal ın karizması, ufku belirleyici bir unsurdu. Onun Amerikancılığını görmezden gelirlerdi. Şimdi büyük çoğunluğu oranın buranın kapı kulu oldu.

Çok kötü şiir okuyan bir siyasi parti başkanını sırf şiir okuyor diye cumhurbaşkanlığına bile lâyık görüyorlar[dı]. Bu daha dün olan bir şey. Çok uzak değil. Müslüman kimliğinden sıkılan ve alabildiğine yabancılaşan biri önemsenebiliyor. Bu entelektüeller çok eski değil bundan on beş yirmi yıl önce her türlü batıcılığa karşı, Orta Doğu bilincini oluşturmaya çabalarlardı. En keskin kalemlerini bunun için sivriltirlerdi.

Bugün her kesim âdeta büyülenmişçesine emperyalizmin peşinde, izleğinde yürüyeduruyor.

Kimi kalemşorlar da "beyinlerinizi kiraya vermeyin" diyerek alabildiğine zihinleri bulandırır, bir çorba gibi durmadan karıştırırlar da Amerikancılığın dolaylı savunmasında bulunuyorlar.

Gazeteler, gazeteler geçmişe ait ve geleceğe ait hiç bir ortak yanı bulunmayan, en sağdan en sola kadar bir sürü adamlarla aynı sayfalarda bulunmaktan haz alıyorlar. Onların kalabalık tablolarının içinde başlarını uzatan gülünesi adam tipinde. Hiçbir zaman birlikte hatıraları bile olmayacak insanlarla insanların zihnini bulandıran bir çorbanın içine düşüvermek.

En radikal bir tutumla karşı tarafı bombardımana tâbi tutan, bütün sivrilikleri sivrilterek savaş açanlar ise Orta Doğu yu yok etmek için BOP cuların dolaylı şakşakçıları.

Bu zihni karmaşanın getirdiklerine bakıldığında kim kimdir o kadar önemli ki.

Rahmetli Üstad Necip Fazıl hayatta olsa, o keskin kalemiyle öyle keskin vuruşlar yapardı ki hiç biri ortalıkta gezinmezdi. Büyük otoriteler kalemleriyle ortalıktan çekilince Batıcılara kuyruk olunarak, şu kadar zamandır büyük emeklerle oluşturulan okur tabanının ayaklarının altına muz kabukları koyularak ötelere doğru savurmaktadırlar.

Küçük iktidarın kırıntılarından yararlanmanın basitlikleridir bunlar.

İslâmî duyarlılık sınırları ortadan kaldırıldı.

Herkes Amerikancı kesildi.

Yahudilerin yaptıklarına rıza gösterilir oldu.

İslâmcıların, imamların, cemaatlerin, kimi grupların bir tuhaf savruluşudur bu.

Vay be bütün sivil toplum örgütleri, geçmişlerini yadsıyarak Amerikancıların izleğinde.