Medine nin bir diğer kalbi, Cennet ül Baki Mezarlığı.
Şehrin tek mezarlığı, herkes buraya defnedilir.
Kimseye özel gömütlük olmadığı için 5 yıl sonra aynı
mezara başka ölüleri gömmekteler.
Zaten kimsenin başında mezar taşı, yazı yok.
Görünen düz bir arsa.
Asıl cevher toprağın içinde.
Ne yazık ki kadınları almıyorlar.
Uzaktan baktık.
Erkekler sanki yeni gömü yapmışlar gibi, hatta sanki Hz.
Aişe yi gömmekten dönercesine hüzünle, herbele ile yürümekteler.
10 binden fazla sahabe burada yatmakta, ancak birkaç
tanesinin kabri belli.
Hz. Peygamberin kızları, hanımları, Hz. Hüseyin in başı
burada.
Sadece Hz. Hatice Mekke de, Cennet ül Mualla da.
Hz. Meymune de yolda, düğününün olduğu yerde medfun.
Medine de bir de müze ziyareti yaptık.
Şehir planı üzerinde Hz. Peygamberin izini sürdük.
Atalarının şehrinden çıkarıldığında, hicret ile Medine ye
vardığında, devesinin çöktüğü yer kerpiçle çevrilip yarısı kapalı yarısı açık
bir mescide dönüştürüldü.
Kıble önce Kudüs tarafında idi sonra güneye çevrildi.
Mescitle başa baş mektep kuruldu.
Suffe okulu.
İlk önce fakirler buraya oturdu.
Resulûllah, Ashab-ı Suffa yanına uğrardı.
Hz. Peygamberin öğreticiliğinde, öğrencilerini buldu.
Bu mütevazı hayatta, Hz. Aişe nin evi, küçük ve tek oda.
Hayber fethedildiğinde mescit genişletildi.
Diğer annelerimiz için odalar eklendi.
Şu anda sadece Hz. Aişe nin ve Hz. Fatıma nın odaları
bulunmakta diğerleri yıkıldı.
Peygamberimiz Hz. Aişe nin odasında vefat etti, yıkandı
aynı yerde defnedildi.
Mescid-i Nebevi birçok kez genişletildi.
Abdülmecit zamanında her şeyi ile yıkılıp yeniden
yapıldı.
İlk mescit 35 metrekare idi,
Cömertliğin simgesi Hz. Osman çevresindeki arsaları satın
alıp mescide ekledi.
Bugün yüz bin metrekare, bahçesi ile birlikte 400 bin
metrekare.
Peygamber mescidi pek çok sırları da bünyesinde
taşımakta.
Aişe direği altında namaz kılmak için insanlar
yarışmakta.
Direkler, cennet bahçesi olarak yorumlanmakta.
Orada toplanan dünyanın her yerinden gelen Müslümanlara
baktım.
Peygamberimizin ümmeti ziyadesi ile çoğalmıştı.
Onun sahabeleri kendi vatanlarında bile vefat etmemişler.
Uzak memleketlere gidip İslam ı tebliğ etmişler, oralarda
kalmışlardı.
Fakat bugün ümmet bölük pörçük.
Birbirimizden haberimiz yok.
Yanımda Güney Afrikalı çarşaflı üniversiteli kızlar.
Tayland ın zarif hanımları.
Nijer in boylu poslu zenci kızları.
Endonezya, Filipinler, Malezya, Maldivler in eğitimli
terbiyeli hanımefendileri.
Hindistan ın kibar kadınları.
Paramparça İslam dünyası.
Rabbimiz bizi mescitlerinde sadece namaz kılalım diye
toplamamakta.
Tanışmamız, kaynaşmamız, güçlü birlikler oluşturmamızı da
teşvik etmekte.
Ümmet bilinci çok eksik.
Orada ve O nun huzurunda bile insanlar yer kavgası
yapabilmekte.
Resulûllah ı rahatsız ettiğinin farkında değil.
Allah ı incittiğinin bilincinde değil.
Kardeşlerine eziyet ettiğinin ayrımında hiç değil.
Oysa geçmişte Osmanlı, Sürre alayları düzenlerdi.
Hac döneminden aylarca önce kervanlar Üsküdar dan yola
çıkarılır; padişahlar, valide sultanlar değerli hediyeler, mücevherler
gönderirdi.
Valide sultanların gönderdiği mücevherler sadece Hz. Fatıma nın
sandukasını süslemez, kına gecelerinde Medineli genç kızlar alır o mücevherleri
kullanırlardı.
Bunlar peygamber çocuğu, Resulûllah ın bekçisi diye halk
da değerli hediyeler yollardı.
Bugün bu güzel gelenekler bitti.
Artık bir şey yollanmıyor.
Hacca giden insanlar eşine dostuna hediyeler, tesbihler,
seccadeler götürmekte.
Pek de gerekli olmayan herkesin evinde olan eşyalar.
Geçen gün baktım evde poşetlerle tesbih, seccade,
başörtüsü.
Onları toplayıp Arabistan a getirdim.
Yanımda namaz kılan bir hanıma ülkemi söyleyerek bir
kalem ya da bir tesbih verdiğimde ne kadar mutlu oldu.
Bu belki küçük bir adım ama kardeşlik halkamızı
kavileştirecek bir durum.
Özellikle İranlı hacılar oyalı yazmalarımı çok
beğendiler.
Sarılıp kardeşim diye ağladılar.
Emperyalistlerin bizleri savaşa sürüklemek için can
attığı bir dünya düzeninde biz Müslüman halklar olabildiğince kardeşlik
halkamızı canlı tutabilmeliyiz.
Bundan sonra, hocalar, hac seminerlerinde lütfen bu
hususu ihmal etmesinler.
Hacılar, hazırlıkları arasına, dünyanın en ücra
köşesinden gelen kardeşlerinin hediyelerini de alsınlar.
İlle de maddi değil çok daha değerlisi manevi
hediyelerimiz; bir tebessüm, bir dokunuş, musafaha, dua.
Avrupa Birliği için proje hazırlama heveslisi insanlar,
biraz da İslam birliği için kafa yorsalar çok iyi olacak.