2025’in Nisan ve Mayıs ayları Güney Asya’daki Müslümanlar için çok zor geçti. İşgal altındaki İslam yurdu Jammu Keşmir’de 22 Nisan’da 26 Hintlinin öldürüldüğü saldırının ardından Hindistan, Pakistan topraklarına saldırdı. Pakistan’ın kontrolü altındaki Azad Keşmir bölgesine ve Pakistan sınırındaki köylere hava saldırıları düzenleyen Hindistan, bölgede adeta devlet terörü estirdi. İyi ki Pakistan’ın caydırıcı bir askeri gücü vardı da Hint ordusuna acil ve etkili bir karşılık verildi. Pakistan’ın bu süreçte Türkiye, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinin desteğini arkasına alması da kayda değer bir birlik gösterisi oldu. Gönül isterdi ki bu birlik ve beraberlik Gazze konusunda, soykırımcı İsrail’e karşı da gösterilebilseydi ama ne yazık ki gerçekleşmedi. Pakistan’ın güçlü silahları, Hindistan’ın daha da ileri gidememesine yol açtı. Pakistan’a karşı üstünlük kuramayacağını anlayan Hindistan rejimi, ateşkese boyun eğmek zorunda kaldı. Müslüman ülkelerin silahlı kuvvetlerini ve ordularını güçlendirmesinin ne kadar önem arz ettiği, bu savaşta bir kez daha açıkça ortaya çıktı.
Hindistan-Pakistan Savaşı kısa soluklu oldu ama Jammu Keşmir’deki ve Hindistan’ın çeşitli eyaletlerindeki 200 milyonu aşkın Müslüman 2025 yılı boyunca Hindu zulmüyle boğuştular. Aynı toprağın insanları olmasına rağmen Hinduların Müslümanlara yönelik ayrımcı ve ırkçı yaklaşımları Müslümanların hayatını zorlaştırmaya devam etti.
2025’in en üzücü olaylarından biri de Pakistan ve Afganistan arasındaki huzursuzluğun, şiddetli çatışmalara dönüşmesiydi. Bu menfur çatışmada her iki taraftan da yüzlerce Müslüman hayatını kaybetti. Kahredici bir manzaraydı. Bu yıkıma ne gerek vardı? Müslümanların güçlerini birleştirip İslam düşmanlarıyla savaşması gerekirken, ne yazık ki birbirlerini vuruyordu. Neyse ki taraflar çatışmanın kimsenin yararına olmadığını erken anladılar da savaşı daha fazla uzatmadılar. İki Müslüman ülkeyi savaşa sürükleyen anlaşmazlıklar henüz çözüme kavuşturulmadı ama bölgede şimdilik barış hâkim durumda. İnşallah bu barış önümüzdeki yıllarda da, kalıcı bir şekilde devam eder.
2025’in Haziran ayında İran bir gece ansızın İsrail’in füzeleriyle sarsıldı. İran’ın üst düzey askeri komutanlarıyla birlikte seçkin nükleer fizikçileri katledildi. İran’ın karşılığı ise çok sert oldu. Siyonist rejimin gelişmiş savunma teknolojisi İran’ın kıtalararası balistik füzelerine karşı etkisiz kaldı. İsrail viraneye döndü. Siyonizm’in hamisi ABD de savaşa İsrail’in tarafında dâhil oldu. ABD’nin İran’ın nükleer üretim üslerini bombalamasının ardından İran da Katar’daki ABD üslerini bombaladı. 12 Gün Savaşı adıyla tarihe geçen süreç, İslam âlemi adına güçlü bir moral kaynağı oldu ama maalesef bu moral üstünlüğü İsrail’e karşı etkili bir koz haline getirilemedi. İslam dünyasının o günkü psikolojik üstünlüğü devam ettirilebilseydi belki de Gazze’deki durum bugün çok farklı olacaktı.
Son olarak, 2025 yılı Balkan Müslümanları için de siyasi belirsizlikler ve Sırpların üstü kapalı işgal tehditleri ile geçti. 90’lı yıllarda Balkan coğrafyasında terör estiren Sırplar, bugün hâlâ bölgeyi aynı karanlık günlere geri döndürmenin planlarını yapıyorlar. Sırp ırkçısı Çetnik Hareketi ile Yahudi ırkçısı Siyonizm birbirinden farksız ideolojiler, adeta ikiz kardeş gibiler, ikisi de Müslümanlara karşı çok derin bir nefretle hareket ediyor, İslam’a şedit bir düşmanlık besliyorlar. Dün Bosna Hersek’te ve Kosova’da yapıldığı gibi bugün -Allah muhafaza etsin- Balkanlarda yeni bir Müslüman soykırımına girişilecek olursa bu vahşetin en büyük destekçisi tabiî ki Siyonist İsrail olacaktır.
2025’te daha birçok İslam beldesinde farklı olaylar yaşandı ama özet mahiyetinde öne çıkanlar bunlardı. Miladi 2026 yılı için temennimiz Müslümanların birlik beraberlik şuuruna kavuşması ve İslam Birliği’nin kâmil manada kurulabilmesi adına, kalıcı ve etkili adımların atılmasıdır.
Rabbil âlemin, ufkumuzu, yolumuzu açık etsin. Mazlumların hesabını soracağımız, mustazafların haklarını zalimlerden söke söke alabileceğimiz güç ve iradeyi bizlere nasip etsin.