Müslümanların karşılıklı hak ve vazifelerinden biri de: Aralarında, ihtilaf, su-i imtizaç vuku bulduğunda, bunların aralarını bulup ıslaha çalışmaktır. Zira dîndeki kardeşliğin icabı budur.

İslâm, bütünüyle ve her yönüyle “Tevhid” yani ALLAH Teâlâ’yı bir bilip O’nun birliğinin ışığı altında birlik ve dirlik, beraberlik ve kardeşlik kurma dinidir. Gerçek bu olunca Müslümanların farklı farklı gruplara, başka başka isimler altında değişik zümrelere bölünmesi ve her grubun kendi yanında bulunan şeyler ile yetinmesi, sevinmesi ve bununla iftihar etmesi, bu öze ve mayaya ters düşer.

İslâm cemiyeti, yardımlaşan ve etrafını gözeten bir cemiyettir. Mensuplarından bazılarını dargın veya muhasım görürken seyirci kalması ve ateşi alevlenmeğe bırakması caiz değildir. Binaenaleyh: Akıl, fikir ve kudret sahiplerinin yalnız hakkı gözeterek ve arzulardan uzaklaşarak ara buluculuğa teşebbüs etmeleri gerekir.

Asrımızda, yıkmak istediği topluma, orduları ile saldıranların yerini içten çökertmeğe çalışan düşmanlar yer almış bulunmaktadır. Bu taktik çağımızda her aklıselim sahibi tarafından kabul edilen bir gerçek olmuştur. Gizli ve sinsi yeraltı çalışmalarını idare eden organizatörlerin uşaklarına verdikleri direktifler ve gösterdikleri hedefler, yıkmak istediği milletin önce millî ve dini şuurunu sarmak, beraberliğini dağıtmak, içte gruplar meydana getirerek onu birbirine düşürmek ve böylece emeline daha kolay erişebilme zeminini hazırlamaktır.

Binaenaleyh günümüz İslâm ülkeleri manen ve maddeten zayıflamış, kâfir milletlerin o veya bu şekilde birtakım baskı ve tahakkümü altına girmiş iseler bunun bir tek sebebi vardır. O da: “Müslümanız, İslâm ülkesiyiz” diyenlerin, ALLAH Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’deki emirlerinden, kısacası İslâm’dan uzaklaşmaları ve birbirlerine düşmeleridir.

Müslümanların gruplara ayrılarak bozuşup vuruşması ise, İslâm’ı sarsar, denge ve düzeni bozar, din düşmanlarına fırsat hazırlar. Bu bakımdan hangi çeşidinden olursa olsun, taassuba kapılıp İslâm cemaatinde ikilik çıkarmak, şahsi menfaatler uğruna zümrelere ayrılmak ve diğer Müslüman gruplarla tartışmak, vuruşmak haram kılınmıştır. ALLAH ve Resülü’ne iman etmeleri ve tevhîd sancağı altında toplanmaları sebebiyle bir anne ve babadan doğmuş kardeş mesabesinde olan Mü’minlerden oluşan İslam cemiyeti, ALLAH rızası için yardımlaşan ve etrafını gözeten bir cemiyettir. İslâm, mensuplarından bazısı dargın veya birbirine hasım iken seyirci kalınmasını veya ateşin alevlenmeye bırakılmasını kesinlikle yasaklar. Akıl, fikir ve kudret sahiplerinin yalnız hakkı gözeterek ve nefsî arzulardan uzaklaşarak arabuluculuğa teşebbüs etmeleri, mütecaviz olanla, ALLAH Teâlâ’nın hükmüne dönünceye kadar mücadele etmeleri gerekir. Bu konuda yüce dinimiz şöyle buyurmaktadır.

“Eğer Mü’minlerden iki zümre birbirleriyle dövüşecek, vuruşacak olurlarsa, nasihatle, ALLAH Teâlâ’nın hükmüne davetle aralarını bulup, düzeltip barıştırın, barışı sağlayın. Buna rağmen eğer onlardan biri diğerine karşı hâlâ tecavüz ederse, siz o tecavüz edenle, ALLAH Teâlâ’nın emrine dönünceye kadar savaşın. Nihayet, eğer ALLAH Teâlâ’nın emrine dönerlerse, artık adaletle aralarını bulup, düzeltip barıştırın. Her işinizde adaletle hareket edin. Şüphesiz ki ALLAH Teâlâ âdil davrananları sever. Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın. ALLAH’tan korkun. Tâ ki esirgenesiniz.” (Hucurat süresi 9-10) Dahili çekişme iki kişi arasında olsa bile aralarını bulmak lazımdır. Seyirci kalmak caiz değildir. Arabuluculuğu da taraf tutmadan, adaletle yapmak gerekir. Günümüzde cereyan ettiği gibi, güçlünün zayıfla, galibin mağlupla yaptığı barış anlaşmaları türünden olmayacak. Tarafsız ve adalet ölçülerinin hâkim olduğu bir anlaşma olacak. Böyle olmalı ki, anlaşmazlıklar, düşmanlıklar ortadan kalksın, ortalık süt liman olsun. Binaenaleyh gerek iki fert ve gerekse iki mü’min cemaat bozuştuklarında, hemen aralarını bulup onları barıştırmamız lâzımdır. Dindeki kardeşliğin icabı da budur. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de bu konuya önem verirler aralarında husumet vuku bulan bir kavim duydular mı, hemen oraya teşrif buyururlar ve oralarda sulh ederlerdi.