Türkiye’nin dış politikadaki tavrı o kadar iğreti duruyor ki, artık ne kimseler önemsiyor ne de bir ses getirebiliyor. Batı’yı ve kurumlarını (haklı olarak) çifte standartla suçlayıp ve eleştirip ilk fırsatta da göreve çağırınca, ciddiye alınma şansınız da kalmıyor. Bu tutarsızlığın neticesinde de, devamlı surette BM’yi, NATO’yu işgallere davet eden bir duruma giriyoruz. Küresel emperyalistler tarafından yüz üstü bırakılmamızdan bir kahramanlık imal etmeye çalışıp, “değerli yalnızlık” garabetiyle kendimizi kandırıyoruz.

Hatırlanacağı ve hatta hiçbir surette akıldan çıkmaması gerektiği üzere, ABD’nin Irak’ı işgalinin Türkiye toprakları kullanılarak yapılabilmesi için AKP hükümeti canla başla çalışmış, ancak kendi partisindeki sağduyulu vekillerin red oylarıyla 1 Mart tezkeresi reddedilmişti. 

Tezkerenin çıkmamasıyla memur maaşlarının ödenememesi arasında kurulan bağlantıdan tutun da, tezkere çıkmadığı halde İncirlik’ten yapılan binlerce sortiye kadar birçok konu gündeme geldi tezkereyle beraber. Askerlerimizin başına çuval geçirilmesinin tezkerenin reddiyle ilgili olduğu söylendi mesela. Bugün AKP saflarında yer alan bir siyasetçi, tezkere çıkmadığı halde ABD’nin elini kolunu sallayarak İncirlik Üssü’nü kullanmasını ve buradan yapılan binlerce sortiyi defalarca gündeme getirmiş, AKP hükümetine zorlu sorular yöneltmişti. O sorulara cevap alamadığı halde, bugün AKP saflarına katıldığına göre bir şeylere ikan olmuş demek ki.

ABD’nin 10 yıllık Irak işgaline destek vermeyi amaçlayan bu tezkerenin neticelerini bugün bakınca daha net görebilmek mümkün. 1.5 ila 2 milyon arasında insan öldü, yüzbinlerce kadının ırzına geçildi, 1.5 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kalırken, 4 milyon çocuk da yetim kaldı. ABD’nin resmi rakamları 100 bin kişinin öldüğünü iddia ederken, bu konuya nasıl bir ciddiyetle yaklaştıklarını görmek iin şu iğrenç sözlere bakmak yeterli. ABD Başkan eski Yardımcısı Dick Cheney, “Düşmanımızın ölülerini sayacak değiliz” diyecek kadar alçalmıştı. Irak’ta halkın yüzde 40’ının, savaşın başladığı günden bu yana ailelerinden en az bir kişiyi kaybettiği söyleniyor mesela. 10 senede bir ülkenin nasıl tarumar edildiğini ve insanların ne büyük acıların içine itildiğini gösteren önemli bir örnek.

Elbette ki, ABD askerlerinin hayvanca muamelelerini, işkencelerini, hiçbir kutsal ayırt etmeyen aşağılık tavırlarını, saygısızlıklarını ve ırza-namusa tasallut olmalarını da eklemek gerek bu tabloya. Geceyarısı ansızın, hiçbir gerekçe gösterilmeden, tamamen keyfi bir vicdansızlıkla evleri basılan insanları düşünün. Çoluğunun çocuğunun can ve namus güvenliği, işgalci barbarlar tarafından tehdit edilen Iraklı’nın yaşadığı travmayı ve çıkartılması için can atılan tezkerenin sonuçlarından birinin de böylesi durumlar olduğunu hatırlayın bir zahmet. Şimdi, aynı işgal tezgahının Suriye için masaya konmak üzere olduğu meydanda değil mi Bu durumu bile “Esad savunuculuğu” olarak algılayan, ABD’nin işgallerinin nelere yol açtığını düşünemeyen muhafazakarlar var maalesef. Esad’ın da, ABD ve işbirlikçilerinin de canı cehenneme!

İşgale alkış tutmak demek, sıranın bize gelmesine sessiz kalmak demektir. Ortadoğu’da yanan en ufak bir ateşin çevresine sıçramaması mümkün değildir. ABD’den, Batı’dan adalet ve barış beklemenin cellattan aman dilenmekten ne farkı var Türkiye’deki muhafazakarlar ve gazeteleri, ABD işgalinin nasıl olacağını ve Türkiye’nin de bu işte yer alacağını ballandıra ballandıra verme utanmazlığındalar bugün. Irak işgali hiç mi ders olmadı yahu

Burada insanlık ve İslam adına ciddi bir sınav var. Elbette ki zorba diktatörlere, ilkel otokratik ve zalim yönetimlere ve bunların zulümlerine karşı çıkacağız. Ancak bir kötüyü düzeltmenin yolu ondan daha da berbatına bel bağlamak değildir. Aşağılık bir işgali çare meyanında desteklemek, işlenecek her türlü insanlık suçunun, işkencelerin, tecavüzlerin, yetimlerin ve ağlayan bir ülkenin vebalini de sırtlanmaktır.

İçinde bulunduğumuz duruma bakın ki, kirli bir işgalin yaraya merhem olmasını umuyoruz. Hem de emperyalizmin daimi üyelerinden İngiltere’de bile vekiller işgale karşı çıktığı halde yapıyoruz bunu. Halimiz öylesine içler acısı ki…