Modern toplum, etrafı kalabalık ama yalnız insanlar diye tarif edilmektedir. Bunu vurgulamak açısından da zebun kelimesi, iradesi olmasına rağmen bunu kullanamama durumu olup, kafeste olmak manasını taşımaktadır. İnsanı insan yapan irade, sıradanlığa ve yüzeyselliğe engel olamıyorsa zebunluk insanlığı sarmış demektir. Her şeyin o kadar sıradan, yüzeysel ve bayağı kavranıyor ve yaşanılıyor olması da bunun ispatıdır.

İnsan ilişkilerinde kopuş, insanın içine yuvarlandığı o büyük emniyetsizlik, insanı kendisine karşı bile dürüst olmakta zorlamaktadır. İnsanın evrene, Allaha yabancılaşması, sırtını yaslayacağı büyük bir anlamı kaybetmesi, varoluşunu açıklayacak bir niçin bilgisinden uzaklaşması da süreci tetiklemektedir. Bu durumdan şikayetçi olmayanlar ise, birey olamadıkları gibi bencil insan olduklarının farkına bile varamamaktadır. İnsanın bu duruma alışmış olması ahlakını örselediği için, doğrudan hakikate doğru yol almak giderek zorlaşmaktadır.

Bu zorluklar, yaşadığımız coğrafyanın uzun süredir ikiyüzlü ahlak formu üretmesi ve her birimizin bu havayı teneffüs etmesi beraberinde ahlaki dil kaygısını doğurmuştur. Ahlak dilini inşa etmek, insanlığın tek başına kalan bencil insanlardan oluştuğunu gördüğümüz bugünlerde oluşturulması kaçınılmazdır. En azından kendi doğrularımızın aynı olduğu ufak grupların bir araya gelmesiyle bu süreç başlatılmalıdır. Ancak bunun için gereken şey: insanın kendi acziyetini kavraması, kibirden ve büyüklenmeden geri durması olacaktır.

Bunun için belki de hayal kırıklığı yaşamak ve hüzünlenmek gerekecek. Hüzünle beraber insan neyse, o olur ve bu şekilde daha halisane, daha sahici bir varoluşa tutunabilir. Yalnız hüznü vardır, kalbi olanın diyen şair gibi hüzün, insanı kendi sahici varoluşuna döndürebilir. Orada rütbeler ve dünyanın iktidar işaretleri sökmediği için iradeyi kafesinden çıkaracak inanç da bu sayede oluşabilir. Hüznü inanca dönüştürecek ve insanı tedavi eden bir araç olarak karşımıza çıkaracak bu süreç, inanç sahibi insanın, bu dünyada kendisini evinde hissedemeyecek bir hal alarak zebunluktan firar etmesinin ilk adımı olacaktır.

İrade sahibi insanın zebun hayat yaşama çelişkisine son vermesi için asıl ihtiyaç duyulan şey ise: referanstır. İnsanımız referanssız kalmıştır. Kapının nasıl aralanması gerektiğini bilmemektedir. Ne zaman öğrenmek istese, ağır bedeller ödemeye zorlanmakta, adeta iradesi kafes içerisine alınmaya çalışılmaktadır. Bu yüzden aldığı tavır da, "iradesi elinden alındığı zaman sesini çıkarmayan ama kendisine imkan verildiği zaman ise doğru biçimde onu kullanma" isteme şeklinde tezahür etmektedir. Ancak bu durum bile hakikati ıskalama noktasında zorlanmakta ve yönlendirilmektedir.

Hayat doğrusunun sürekli eğri grafikler şeklinde yol aldığı bir dünya elbette depresyonun kaynağı olacaktır. Bu strese girmek istemeyenlerin önce bencilliklerinden vazgeçmesi, sonra hüzünle hareket etmesi ve sonuçta referans olacak düzeye erişmesi gerekiyor. Bu sayede zebunluktan kurtulan insan, et ve kemik yığını olmadığını, iradesiyle olaylara ve şartlara yön verebileceğini yeniden keşfedecektir. Aksi taktirde hakikat sürekli ıskalanacaktır. Hüzün de yaklaşıyor, deprosyan da... Ve bildiğimiz tek hakikat, seçimi yapacak olanın, sadece irade sahibi olan insanın olacağıdır.