İnsan maddi boyutuyla toprağa manevi boyutu ile sonsuzluğa tutunur. Onu gerçek konumuna taşıyan şey ise irade sahibi olmasıdır. Bu sayede, evrendeki dengeyi gözetir, yeteneklerini geliştirir ve duygularını itidalli bir şekilde idare eder, medeniyet fikrini maddesel düzleme taşıyacak bir irade kullanır. Bugün çağdaş toplumların ihmal ettiği ya da hiçe saydığı veya gözden kaçırdığı şey, onun duygusal-manevi kişiliğidir. Oysa insanı evrende önceleyen ve öznel bir varlık haline getiren de bu yönüdür.
Yerkürenin ve evrenin bilinmezlerinin peşine düşen insan iki yüzyıldır materyalist yaklaşımlardan dolayı bedenin duyularıyla aklın duyuları arasındaki gönül süzgecini kaybetmiştir. Bu durum onu evrendeki esrarengiz gerçeği aramaktan alıkoymuş ve artık o fizik, kimya, matematik ve maddenin konusu olmaktan öteye geçememiştir.
Çağımız İslam düşünür ve sosyologlarından Muhammed Kutub “İslam’a Göre İnsan Psikolojisi“ adlı eserinde insanın, bedeni ve duygusal kabiliyetlerinin yanında varlık aleminin derinliğini oluşturan duygu ve enerjileriyle birlikte doğduğunu yazar. Bu duygu ve enerjiler kimi zaman doğumla birlikte, kimi zamanda ergenlikle birlikte aktivize olur ve bir ömür boyu devam eder durur. Beslenme, üreme, düşünme, irade gösterme, seçme, inanma ve tapınma gibi daha nice yaşam motiveleri onu hayat denen perdede bir gölge olmaktan öte kılar. Konu insan olunca, felsefe, psikoloji, sosyoloji ve anatomi çok şey söyler belki ama İslam en temel ve yönlendirici kelamı etmede çok daha mahirdirler.
İrade bize doğumla beraber verilmiştir. Bunu nasıl kullanacağımızı bireysel ve toplumsal kimliğimizin oluştuğu ergenlik evresinde öğreniriz.
İslam’a göre insan başıboş yaratılmamıştır, sorumludur, yeryüzünün ve insanlığın saadeti ve adaleti ikame etmek için bizzat görevlendirilmiştir. Mesuliyet sahibidir. Bu mesuliyet ona önce kendini tanımasını gerekli kılar. Aklın buluğ yani ergen olmasını şart koşarken bedenin ergenleşmesi ile aklın buluğ olması arasında da ilişki kurar. Mükellefiyet (sorumluluk ) bu dönemde başlar.
SÖZÜN ÖZÜ
“Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yıldızla ve çeşitli yüzlerle süslenmiştir. Sureti nakışlıdır, ilk bakışta tatlı gibi gelir, göze tazelik ve canlılık verir. Lakin gerçekte o üzerine koku sürünmüş cifeye benzer. Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür ama seraptır, şeker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür” (İmam Rabbani)