İnsanı değerli kılan, verimliliği ve hareketliliğidir. Durağanlıktan uzaklaşış, geleceğe yöneliş, yolculuğunu kendine olan güven ile sürdürüş.

İnsanın kendini insan bildiği gibi her insanı aynı değerde görme bilincinde oluşu. İnsan, en kutlu varlık. Kutluluk da değer kazanma ve bilmeyle gerçekleşir.

İnsanın tuzağı, cenneti de cehennemi de insan. Her şey insanla olup bitiyor. Diğer varlıklar; bitkiler, hayvanlar, cansız diye bilinen nesneler sorumluluk dışındadır. Hayatı kirleten, arındıran, kirlere bulanmayan da insan. Akıl ve bilinç bunun asıl özünü oluşturuyor. Sorumluluk ile ne yaptığını bilen, bilmesi gereken.

Günümüzü yaşıyoruz. İletişim ve reklâm çağında dünyanın bir ucunda neler olup bitiyor bunların kimine ulaşılıyor, bilgi sahibi olunuyor ve hatta medya üzerinden bizzat tanık bile olunuyor.

Kapitalizm çarkı ağır işliyor. İnsanlığın arasındaki dengeleri bozuyor, uçurumlar oluşturuyor. Gücü elinde bulunduran emperyal ülkeler gibi, onları devleştiren kişiler, kurumlar sınır tanımıyorlar. İnsanın emeğini, hakkını, içinde bulundukları ortam ve durumu, geleceklerini sömürüyor. Yeryüzündeki her nimeti, yeryüzünün kendisini kendine ait ve mülk biliyor. Ruhunda şeytanlık, gaddarlık, zulüm var. Çıkarı için insanlığın boşluklarını iyi hesaplıyor, ona göre çarkını işletiyor. Bunlara özenen insan da gücü kadar aynını çevresine yapıyor. Hak bilme, insan hakkı bilme diye bir kavramı hayatından çıkarıyor. İnsan ruhunun, eşinin ve özünün arayışında. Bunu bulmanın zorlukları her zaman vardır. İnsan dengesi insanın içinde olup bitiyor. Zaman çok hızlı akıyor. Dostluklar, arkadaşlıklar, eşler, canından ve ruhundan oluşan çocuklar hayatın içinde. Bilinç ve sorumluluk ile kendini aşanların, yol alanların elbette sorumlulukları kendileriyle birlikte artıyor.

Hayatı sıradanlaştıranlar için sorumluluğun bir anlamı olmuyor. Öylesine hayatın ve bu dünyanın hayhuyu içinde yuvarlanıp gidiyorlar. Dağdan kopan bir kaya parçası gibi yuvarlanıp kimi zaman gürültülü patırtılı kimi zaman sessiz sedasız üstlerinde hiçbir nesneyi tutmadan öylesine gelip gidiyor. Kimileri yüklerini biriktire biriktire yol alıyor. Bu ağır yükün hem nedenini hem sonuçlarını biliyorlar. Kendilerine ne katıp katmadığının farkındadırlar. Çünkü onlar bilinç sahibidirler. Akıllarını bilince ve kalbe odaklıyorlar.

Kimi zaman bir odaya kapanmak, kimi sıradanlıklarla oyalanmak en olmadık hâlleri içinde olmak bir kaçış kapısı gibi. Ne ki insan asla kendinden kaçamıyor. Bilinç ve yürek sahibi olununca mutlaka kendisine yakalanıyor.

İnsan sorumluluk duygusunu ve durumunu yaşayınca çileyle birlikte acılar biriktiriyor. Bunlar kendisine yük gibi görünüyor ama bu, onu farklılaştırıyor. Yol arkadaşlıkları, dostluklar, birliktelikler gönül ve ruh ortaklığının oluşumuyla sağlanıyor. Sorumluluk içinde olanlar kendilerine ait bir yol, yer ve yurt seçiyorlar. Nerede nasıl ve kimlerle birlikte huzur içinde olunur, nasıl yaşanırlılığın bilinciyle.

İnsanlığın oyalandığı veya oyalandırıldığı sıradan oyunların bir aracı olması kadar zor bir durum olmasa gerek. Kendi bilinç ve iradesi dışında yaşamak gibi bir şeydir bu hayat tarzı. Üretmemek, hiçbir şeyi. Ne düşünceyi, ne fikri ne de kendisine gerekli olan nesneleri. Bu hayatın ne acısı olur ne de yükü. Öyle biliniyor. Oysaki bu yük yani sorumsuzluk onun için ve geleceği için çok daha ağır oluyor kendisine.
Bir gün başlıyor, yaşanıyor ve bitiyor. Günler, haftalar, aylar ve yıllar ardı sıra diziliyor. Bir de bakılıyor ki geçen bir ömür, geride ise elle tutulur, gözle görülür, hissedilebilir hiçbir şey kalmamış oluyor.
İnsan… İnsan bu mu? Evet hem budur hem değildir.

Sevgiyi, aşkı, huzuru, acıyı, çileyi bir bütünlükle yaşayan, hayatı anlamlandıran ve güzel bir gelecek kurmaya çabalayan insana selâm olsun. Derdiyle ve aşkıyla olanlara selâm olsun.