Bir televizyon kanalında bir hocamız namazın öneminden
bahsediyor. Söyledikleri her şey doğru, ama söyleme tarzı yanlış. Bu sefer de
kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Hoca namaz-insan ilişkisini kuvvetlendirmek
için insanın namaz ergonomik yaratıldığını ifade ediyor ve ekliyor;
Ben düz söyleyeyim, ayette de bunu söylüyor, ağır gelmesin, yani namazı
hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır .
Hitabet biraz da ne söylediğin değil, nasıl söylediğinle
ilgili bir sanattır. Ekranda değil de muayyen bir kalabalığa hitap ediyor
olsaydı hoca bu üslubu normal sayılabilirdi. Fakat idrakleri birbirinden
tamamen farklı milyonlarca insana bir hakikati anlatıyorsanız yanlış anlamalara
mahal vermemeniz icap eder. Sonra, namazı bedensel bir ritüele indirgemek ne
derce doğru Her ergonomik imkâna sahip insanın yaptığı secde gerçek secde mi,
kıldığı namaz hakiki anlamda bir namaz mı Maun suresi hiç de böyle söylemiyor.
Mademki Ramazan neşesinden bahsediliyor, öyle ise daha itina ile
davranılabilir, sözcükler muktezay-ı hâle uygun, Ramazan a mahsus
seçilebilir.
Mademki söz hayvan dan açıldı, biraz da bu kelime
üzerinde duralım. Kelime Arapça hayy kökünden gelip canlı anlamına
gelmektedir. Bu manasıyla insan dâhil bütün canlılar hayvandır. İnsana
El-insanu hayavanun natikun önermesinden yola çıkarak hayvan-ı natık
konuşan hayvan diyen filozoflar ve klasik âlimler de vardır. Dolayısıyla her
hayvan dört ayaklı olmak zorunda değildir. Kuran da dört ayaklı hayvan daha
çok el-enâm ve behime kelimeleri ile
ifade edilir. Buradan hareketle pekâla İnsan namaz kılan bir hayvandır da
diyebiliriz.
LİSELERDE
MEZUNİYET KUTLAMALARI
Eskiden hiçbir şey maksadına halel getirecek biçimde
abartılmazdı. Okula başlamalar da okulu bitirmeler de doğal seyri içinde
cereyan ederdi. Özel muamele, artı masraf, mahsus mekan bunların hiç birine
gerek yoktu. Mutluluklar da hüzünler de bu derece törenselleşmemişti.
Şu hale bakın, çocuk üniversite sınavına girecek diye
evlerde bir sene olağanüstü hal ilan ediliyor adeta. Misafir kabul edilmiyor,
akrabalar teyakkuza geçiriliyor, sokak satıcılarına ayar çekiliyor. Doğum
günleri ise bir başka âlem.
Şu günlerde mevsimi olması hasebiyle mezuniyet
kutlamaları daha çok dikkat çekiyor. Mezun olmanın neşesi var hüznü yok.
Elbette okuldan mezun olmak sevindirici bir olay; ama en az dört yıl geçirdiğin
bir ortamdan ayrılışın hiç mi ıstırabı olmaz İşte bu tam da Ahmet Haşim
üstadımızın ifade ettiği melal meselesi.
Son günlerde özellikle köklü liselerde iteklemeli olduğu
her tarafından belli olan okul idaresini protestoya dönüşen mezuniyet
kutlamaları ise tek kelimeyle düşündürücü. Düşünün, mezun olduğuna göre her
şeyi dört-beş yılda öğrenmiş ama yuvadan ayrılış vaktini vefalı bir medeni
duruşa dönüştürememiş bir kuşak yetiştirmişsiniz. Güler misiniz, ağlar mısınız
Ayrılış vakti size sırtını dönüyor.
Öğrenciler kendilerini eğitenlerden hiç mi
rahatsızlıklarını ifade etmesinler Elbette ki rahatsız oldukları konuları
medenice ortaya koyabilirler. Fakat bu ayrılış vakti müşterek duyarlıkları
baltalayacak biçimde değil dönem içerisinde ifade edilebilmeli. Sonuç: Çok zeki
çok başarılı, öz güven sahibi öğrenciler yetiştirebilmişsiniz, ama vefa, incelik,
sadakat, hoşgörü ve kendini eğitene saygı noktasında sınıfta kalmışsınız. Bu da
eğitimcilerin karnesi olsun.