Bu yazımızda şu sorulara cevap aramayı arzu etmekteyiz:

• Kötü bir ailede yetişmiş olan bir kimse hakikati nasıl bulacaktır?

• Kötü bir çevre ve kötü bir eğitimden insanları nasıl muhafaza edeceğiz?

• Hakikati anlayamayan veya bilemeyen kişilerin sonu ne olacaktır?

• Kendini kontrol edemediklerini iddia edenlere ne cevap vermeliyiz?

Daha önce özellikle, “Bahane üretmek, cehenneme doğru kürek çekmektir-12 Temmuz 2016 tarihli” yazımızda bu konuya değinsek de burada meseleyi başka bir açıdan izah etmek istiyoruz.

1. Öncelikli olarak ifade etmek istiyoruz ki; bütün insanlar eşit olarak yaratılmıştır. Yani bütün ruhlar, insan olmak bakımından aynı kabiliyetleri, yaratılışları itibariyle ihtiva ederler. Zira hepsi özünde insan olmaktır ve hepsi de insan olmanın asgari şartlarını taşımaktır. Bu da akıl ve duyu sahibi olmak, irade ve duygularımız gibi temel özelliklerimizdir. “Her doğan, fıtrat üzere doğar”  hadisi şerifi, bu anlamı ifade etmektedir. Bu yüzden doğuştan her insan;

- İyi-kötü,

- Güzel-çirkin,

- Doğru-yanlış (hak-batıl),

- Adalet-zulüm ve

- Faydalı-zararlı ayrımı yapabilmektedir.

2. İnsanların ilk farklılaşmaya başladıkları nokta, bedenleridir.

- Bu da ilk olarak kadın ve erkek olmakla meydana gelir. Aslen aynı insan ruhuna sahip olan insanoğlu, kadın ve erkek bedenini almakla, bazı duygu ve özellikler açısından farklılaşmaya başlarlar.

- Yine genç, yaşlı ve çocuk olmak da bir farklılıktır. Bedenimizdeki bu değişiklikler nedeniyle bazı duygu ve tecrübe farklılıkları yaşarız.

- Yine mesela, bedenimizdeki bir eksiklik veya fazlalık nedeniyle bazı özelliklerimizi de kaybedebilir ya da farklı kullanabiliriz. Örneğin görme beyinde yani eskilerin tabiriyle ruhta gerçekleşir fakat gözdeki bir eksiklik, görmeyi etkiler. Yine bedenimizdeki bir hastalık, mesela öfke duygumuzu etkileyebilir. Bedensel farklılıklardan dolayı meydana gelen özelliklerden biz mesul olmayız. Bu kaderdir. Kaderdeki bir farklılıktan dolayı insanlar yargılanamaz ya da sorumlu tutulamaz. Fakat diğer fertlerin bu tür insanlara yardımcı olmaları esastır. O yüzden kadın ve erkekler de birbirlerine farklı konularda yardımcı olmalıdırlar.

3. Farklılıkların ikinci kaynağı, insanın “doğduğu aile ve büyüdüğü çevre”dir. Eşit özelliklere sahip iki insan, farklı aile çevrelerinden dolayı farklı duygulara sahip olabilirler. Örneğin bir Hindu’ya göre bir fare temiz iken Anadolu’daki bir insana göre fare en necis hayvanlardandır. Bu biraz da görgü meselesidir. Bu durum, fıtrat ile ilgili hadisin devamında; “Fakat anne ve babası, onu, Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar”  şeklinde ifade edilmiştir. Fakat yine de kötü bir aile veya çevrede doğup büyümek, kişinin yanlış işler yapması için bahane olamaz. Bu yüzden “bezm-i elest”te Mevlâ, hepimizden söz almıştır. 

4. Farklılığın üçüncü bir nedeni ise “eğitim ve öğretim”dir. Bir başka ifade ile eşit şartlarda eşit bir aile ve çevrede doğup büyüyen iki kişi, eğitim ve öğretimle birbirinden farklı insanlar olarak yetiştirilebilirler. İşte bu gerekçeden dolayı tebliğ ve davete muhtacız. Bu konuya verilebilecek en bilinen örnek, devşirme ile gayr-i müslim ailelerden alınan çocukların Yeniçeri ve diğer bürokratik görevlerde, İslam’a hizmet için istihdam edilmeleridir.

5. İnsanların farklı özellik ve tercihlere sahip olmasının dördüncü sebebi ise “irade”dir. Yani aynı ailede doğup aynı şekilde yetiştirilen iki insan da birbirinden farklı olabilmektir. Buna verilecek en güzel örnek ise Habil ve Kâbil’dir. Hazreti Adem ile Havvâ annemizin terbiyesinden geçen bu iki kardeşten birisi hakkı, diğeri ise batılı temsil etmektedir. İmtihanın asıl gerçekleştiği yer de tam bu noktadır. Bu sayede iyiden kötü, kötüden iyi doğar. “Dileyen iman eder, dileyen de karşı gelir”  ayeti kerimesi ile “Biz, insana, iyilik yapmayı da kötülük yapmayı da salık verdik”  ayetleri, bu hususu işaret etmektedir.

6. Şu halde, her ne kadar insanın şahsiyet ve karakterinin %80 oranında kalıtsal ve çevre-aile şartlarına bağlı olarak şekillendiği söylense de insan; tüm bu özelliklerini ve duygularını, kontrol edip değiştirebilmek kabiliyetine sahiptir.

7. Zaten normal olan da budur. Zira her insan mahşerde kendi hesabını kendi verecektir. Dünyada da kendi kararlarının bedelini kendi ödemektedir. Bu yüzden kendi kararını kendi vermesidir. Kişiye karar verirken düşen görev;

- İstişare etmek ve

- Bir de tarihi ve güncel tecrübelerden istifade etmek. 

8. Bize düşen ise;

- İnsanlara iyi bir aile ve iyi bir çevre sağlamak,

- Akabinde insanlara iyi bir eğitim vermektir ve

- Onları sürekli kontrol ederek nasihatte bulunmaktır.

9. Son olarak insanın, Allah’ın halifesi olması hasebiyle Allah Teâlâ’ya ait sıfatları taşıdığını ve bazı özel donanımlara sahip olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bu donanımlardan en önemlisi “dilediğini tercih etme” ve bir de “tercih ettiğini Allah’ın izni ile gerçekleştirebilme” kudretidir.

Buhârî, Tefsir; Rûm, 2., 

A’râf, 172., Kehf, 29., Şems, 8.