Dünya sahnesinin ve dünya tarihinin bu yeni sürecinde, kurgularını yalan ve dalavere üzerine kurmuş bir yapıyla karşı karşıya bunuyoruz. İnsanlık medyanın etkisiyle de buna nedense kanıyor. Yalanı ve dalavereyi de meşru görüyor. Bu bir "harp hilesi" değildir. Bu düpedüz sahtekarlık. Hile savaş meydanında taktik olarak ortaya çıkar. Dünya insanlığını aldatan bu yeni süreç herkesi yalancı ve sahtekâr olmaya itiyor. Yalanı, dalavereyi ve üçkâğıdı meşru hale getiriyor veya gösteriyor. Bunda da çok acımasız taktikler uyguluyor bu Yalan İmparatorluğu.
"Yalancının mumu" yalanı, bile bile ne zamana kadar sürecek. Deyiminin de artık bir anlamı yok. Çünkü, yalanlar yeni yalanlara gebe. Bunlara yardımcı olan medya ve reklâm gücü insanlığı aldatmayı sürdürüyor.
11 Eylül olaylarının temelinde, Irak işgalinde ve İsrail in Lübnan a saldırısının temelinde de yalan vardır. Bunlar insanlığın gözünün içine bakılarak yapılıyor.
Öncekilerinin üzerinde duracak değiliz, diyeceğiz, ama bu son yalanın da temellendirilmesinde yarar var. İsrail in Lübnan işgali öncesinde Lübnan da yaşananları anımsamada yarar var. Eski başbakanlardan Hariri Suikastı Suriye üzerine yıkıldı. Estirilen sanal yalanlar ile Lübnan halkı da bu rüzgâra kapıldı. Günlerce gösteriler yapıldı, sonunda Suriye askeri Lübnan dan çekilmek zorunda kaldı. İsrail ise yeni bir yalan daha tezgâhlayarak önce Filistin i vurdu, ardından da Lübnan a girdi. G-8 ler toplantısında Bush un, güya mikrofonların açık olduğunu unutarak söyledikleri bu yalanın asıl niyetini ortaya koydu. Kendi ifadesiyle: "B.k yiyen Suriye bir an önce halledilmeli"ydi. Burada, bu savaşın niyeti ne Filistin ne de Lübnan idi, hedef plân gereği Suriye idi.
Bu savaşın ortaya çıkardığı çok önemli bir konu daha var. O da, Yahudilerin savaş mantığı, insanı algılama ve değer mantığı. İslâm ile Yahudiler arasındaki farkı ortaya koyması bakımından da oldukça önemlidir. Hahamların verdiği fetva: Kadınların ve çocukların öldürülmesinin meşruiyeti. Zaten Yahudilerin yaptığı da bu mantığa ters düşmüyor.
İnsanlığın öğrenmesi gereken bir şey daha var.
İki gündür medyada 1 Mart tezkeresinin geçmeyişinin hayıflanılması üzerinde duruluyor. Bunlardan iki isim öne çıkıyor. Ertuğrul Özkök ile Fatih Altaylı. Tezkerenin geçmeyişinin ve yaşanan sürecin sorumluluğu üzerinde duruyorlar. Oysa yalan üzerine bu kadar bina olmuş olan bir durum karşısında tezkerenin geçmeyişinin vahlanılmasına nasıl kapılıyorlar anlamak mümkün değil. Bu yalan imparatorluğunun yalanlarına ve sözlerine nasıl güvenirler. Tezkere geçmiş olsaydı, abede, Türkiye nin isteklerini mi yerine getirecekti Bu nasıl bir inanış, bu nasıl bir yaklaşım.
Bir süredir, üzerinde durduğum bir durum doğrusu beni şaşırtmıyor ve yanıltmıyor. Batıcı ve Batı ruhlu aydınların yerliliği tartışılır durumda. Bu aydınların yabancılaşma ve teslim olma duyguları. Yenilgi psikolojileri ve güvensizlik duyguları.
Artık şundan iyice emin durumdayım. Bu tip aydınlar Türkiye olgusunun ötesinde Küresel dünyanın yalan imparatorlarına teslim olmuşlardır. Çünkü bir başka aydın kendi deyimi ve ifadesiyle, kedi felsefesinden yola çıkarak: "Benimkisi köpeklik. Kadim yunandan atalarımı biraz tanıyorum. Kedi olsaydım " ifadesini kullanmaktan geri kalmadı ve bunu rahatlıkla dışa vurdu. Böyle olunca da yüzünü batıya çevirmiş olan aydınların, tercihlerini batılılardan yana kullanmaları kaçınılmaz oluyor. Vahlanmaları da boşuna değil. Eminim ki, gerek Lübnan da ve gerekse Filistin de ölen insanlara bakışlarında da benzer bir psikoloji söz konusu.
Dahası, Filistin ve Kudüs için yapılan bu kadar büyük mitinglerin medyalarında karşılık bulmayışı bir rastlantı olmasa gerek. İki uçlu bir durum. Bir yanda Milli Görüş ün güç olarak ortaya çıkışı, bir diğeri ise Türkiye nin gerçek refleksinin ortaya çıkması.
Daha açık bir ifade ile, bir haftadır. Ertuğrul Özkök ün, yapılan bir kamuoyu yoklamasında Türk halkının "Önce Müslüman" olduğunu ifade edişinin getirdiği tedirginlik. Bu bile yeter bir gösterge.
İstanbul, Diyarbakır ve Trabzon Mitingleri, Türkiye insanının önceliklerini ortaya koydu. Onların bakış açılarıyla tedirgin olmamaları düşünülemez. Öyle ise bu milleti Yalan İmparatorluğu na uyarlamaları kaçınılmaz olur.
Yalan imparatorluğu bir gerçekse onlar da bir gerçek.