Bismillahirrahmanirrahim;
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
İman; önce “La İlahe” diyerek bütün batıl ilahları, din ve düzenleri ile beraber reddetmek, sonra da “İllallah” diyerek Allah Teâlâ’yı, din ve düzen olarak bildirdiği İslam ile beraber tek hak ilah olarak kabul etmektir. Emir şöyledir: “Allah ile birlikte (dinine ve düzenine uyulan) bir ilâh daha edinme, sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olarak kalırsın.” (İsra 22) Yahudi ve Hıristiyanların İslam’dan batıla dönmeleri tek ilah olarak Allah’a kulluk etmekle mükellef kılındıkları halde hahamlarını, kâhinlerini, rahiplerini ve İsa (as)’yı Allah dışında Rab ve İlah edinmeleri sebebiyle olmuştur. Günümüz Müslüman’ı da; Allah’ın Kur’an’da haram kıldığı faiz, kumar, içki, domuz eti, israf gibi şeyler, iktidar sahipleri veya kimi fıkıhçılar tarafından yasal ve mubah hale getirildiğinde, buna rıza gösterirse; bunu yapan iktidarı ve fıkıhçıları Allah dışında rab ve ilah edinmiş olur. Bu durumu, günümüz Müslüman’ı ciddiye almalıdır. Kişinin Allah dışında ilah kabul ettiği şeylerin başında “hevâ” gelir. Heva; Kur’an’ın ve Sünnetin yani İslam’ın yerine ikame edilmek istenen arzular, hevesler, şahıslar, ideolojiler, makamlar, batıl kural, din ve düzenlerdir. Bu anlamda “heva”yı ilah edinenler, kesin bir aldanmanın, fesadın, zararın ve azabın içinde olurlar. “Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah’ın bir ilme göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kişiyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidayete eriştirebilir? Hâlâ öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?” (Casiye 23) Her akıllı insanın görmesi gereken gerçek; din ve düzenine uyulacak Allah’tan başka ilah yoktur. “Allah, melekler ve ilim sahipleri gerçekten (dinine ve düzenine uyulacak) Allah’tan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ali İmran 18)
İMANI BOZAN ŞEYLER
İman; zan değil ilimdir. İmanın geçersiz hale gelmemesi için yapılacak şey, inanmanın zanlara göre değil ilme göre gerçekleştirmektir. Zan üzere ikame edilecek iman, sadece ve sadece bir aldanma olur. İlim, insan ve topluma imanın ve akidenin “din ve düzenine uyulacak Allah’tan başka ilah yoktur” hakikatini sunar ki, ancak bu bilgiye uygun olarak inanan ve yaşayan insan ve toplumlar yeryüzünde barış ve huzur içinde yaşayabilirler. Bu işin; “ben de böyle inanıyorum ve yaşıyorum” durumu olmaz. Bu bakımdan her insanın imanı bozan halleri bilmesi gerekir. İmanı bozan bazı önemli şeyler şunlardır: 1-Cibt ve Tâğuta inanmak. Cibt; asılsız, batıl put, haç ve siyon yıldızı gibi simgeler ile Allah’tan başka, din ve düzenine uyulan bütün batıl ilahlardır. Tâğut ise: Allah’ın tayin edip, bize bildirdiği hak ve adalet ölçülerini çiğneyip aşan, sapmış, azgın kimseler ile Allah’ın hak din ve düzenine alternatif olma iddiasındaki materyalizm gibi zihniyetler, kapitalizm, komünizm gibi düzenler, Marksizm, Siyonizm ve batıcılık gibi ideolojilerdir. Bunlar, İslam olmayan bir şeyi faydalıymış gibi sunar ve insan ve toplumu Allah’tan ve yolundan uzaklaştırmaya çalışırlar. Cahiller ve gafiller bunlara aldanıp inanırlar ve peşlerine takılıp giderler ve böylelikle imanlarını boşa çıkarırlar. 2-Şirk koşmak. Şirk; ortak koşmaktır ki bu bir yerde hakkı batıla karıştırmak, batıl bir şeyi hakmış gibi görmektir. Bu da bir müminin imanını bozar. Şirk; Tevhit ve İslam’ın zıddıdır. Şirkin olduğu yerde iman da İslam’da olmaz. 3- Yahudileri, Hıristiyanları, inkârcıları, münafıkları veli, stratejik ortak ve yönetici edinmek. Veli; dost, sahip, stratejik ortak ve yönetici anlamına gelir. Müminler birbirlerinin dostu, sahibi, stratejik ortağı ve yöneticisidirler. Bir mümin, müminleri bırakıp Yahudileri, Hıristiyanları, inkârcıları, münafıkları veli, stratejik ortak, dost ve yönetici edinirse -Allah korusun- imanı boşa çıkar ve gazaba ve lanete uğrayanlardan olabilir. “Ey iman edenler, kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba itaat ederseniz, onlar sizi, imanınızdan sonra çevirip inkârcı yaparlar.” (Ali İmran 100) Üzerinde kafa yorulacak meseleler bu olmadıkça bir toplumun kurtuluşa ermesi ve saadet bulması mümkün olmaz.
SAADET SARAYI
Saadet sarayı “iman ve cihat” ile inşa edilebilir. Adamlık dünyanın dört bir yanına “beyaz saraylar, ak saraylar, kızıl saraylar, mor saraylar, gri saraylar” inşa etmek değildir. Asıl adamlık ve adanmışlık dünyanın tamamını; bütün insanlığın saadet içinde yaşayabileceği “saadet dünyası” haline getirebilmektir. Bu ise inanmışlık ister. Müslüman, içinde yaşadığı dünyanın meselelerini İslam ile çözebilme hidayetine, ferasetine, dirayetine sahip olan kimsedir. Böyle bir kimse, zihniyet olarak Milli Görüş sahibi olur. Milli Görüş sahibi olmanın kantarı ise Saadet Partili olmaktır. Kimileri bu ifadeyi küçümseyebilir. Küçümsediler! Küçümsediler de, küçümsedikçe kendileri küçüldüler. Geldikleri nokta, “titanik gemisi” batarken, geminin en son batacak kısmında, olanlardan habersiz dans eden elitlerin sahip olduğu ruh halidir. Titanik, bir kibir gemisiydi, batmaz denilen gemi, bir buz dağına çarptı ve batıp gitti. Derler ki “gururlanma padişahım, senden büyük Allah var.” Saadet Partisi; bütün kibirlerden arınmış, sevgi ve şefkati kendisine şiar edinmiş öncü ve hakkı üstün tutan bir kadronun bindiği “iman ve cihat” gemisidir. Bu gemi, Adil Düzen ve Saadet Dünyasına doğru yaptığı yolculuğa emin adımlar ile devam etmektedir. Önemli olan kemiyet değil keyfiyettir. Hayra motor, şerre firen olabilmektir. Firavun ve Karun olmak caziptir ama hedefe Musa ve Harun olanlar ulaşabilir. Selam hidayete tabi olanlara…