Batılı şablonlarla kendisini ifade etmeye başladığı
süreçten itibaren Türk şairi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak eski Yunan ve
Latin mitolojisiyle göbek bağı kurmuştur. İsmail Habib Sevük ün ifadesiyle,
Tam Avrupalı bir millet olmak için, Bütün antikite yi, yani Yunan ve
Latin in belli başlı eserlerini tedris eylemek gerekiyordu. Bu süreç, 1923 ten
itibaren daha bir keskin olarak işlemiş, Türklük üniforması , bir yandan
ulusalcılıkla terbiye edilirken, diğer yandan laiklikle orantılı bir medeniyet
değişimine tabi tutulmuştur.
Kuşkusuz, devamı olduğu bir devletin mağlubiyet hüznünü
ruhunda hissetmek istemeyen yeni rejim, varlığının simgesi sayılacak
zafer leri, mükemmel bir yurt ile taçlandıracak (mukaddes Anadolu), bununla
birlikte o yurt sathında bir zamanlar mukim olan kavimlerle akrabalık
ilişkileri arayacaktır. Bizzat devletin ileri gelenleri marifetiyle, Osmanlı ve
Selçukluyla var olan geleneksel zincir koparılırken Hitit, Sümer, Yunan, Latin
gibi adları Anadolu yla birlikte anılan eski medeniyetlere ilmikler atılması,
şanlı akrabalık araştırmaları sonucudur.
30 lu yıllarda memleketçilik, 40 lı yıllarda kesif bir
batıcılıkla birlikte halkçılık ve hümanizm eğilimleri, bu gidişatın farklı
görünümlerinden seçilmiş anahtar kavramlardır. Böylece, bir buhran döneminin
(1912) tatlı bir deneyi olarak anılabilecek olan ve Yahya Kemal, Yakup Kadri
gibi daima gözde olmuş edipler tarafından geliştirilen Nev-Yunanilik sevdası
platonik seviyede kalmış; çok değil, bundan birkaç on yıl sonra, bir devlet
erkânı hareketi halinde, yeniden antik aşklar peşine düşülmüştür. Bu acı aşk
söylemi, resmî ağızlarca farklı yaşam alanlarını kapsar şekilde terennüm
edilmiştir. Mesela illâ batı kafası yla teşrif olunmalıyız diyenler, bu
sözlerinin hemen yanı başında, bir ilk aşama olarak, sözgelimi, Yunanca ve
Latince yi orta mektep müfredatına sokmalıyız! talebini dillendirmişlerdir.
Onların benzer hedefleri, zamanla tercüme faaliyeti kılığına bürünmüş, böylece
hızlı bir batı klasiği çevirme dönemine girilmiştir. Tarihleri yuvarlaklaştırarak
belirtirsek, 1940-1965 döneminde tercümesi yapılan batılı eser sayısı 1200
civarındadır. Bunun konumuz açısından anlamı şudur: İkinci Yeni şiiri, bir
taraftan edebiyatsızlık/şiirsizlik ortamının (Garip şiirinin) yaşandığı sıfır
noktasında doğarak, Türk şiiri için tekrar edebî bir kimlik refleksi olurken,
diğer yandan, batıdan yapılan tercümelerin tam ortasına doğarak, yabancı bir
serüvene bağlanmanın izahı olmuştur. Bu ikincisi, Tercüme Odası ndan doğuşun
bir başka yansımasıdır.
İkinci Yeni, 1950 lerin ortalarına doğru Türk şiirinin
girdiği bir merhaleyi temsil eder. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en
etkili edebî hamlelerinden birisi olarak görülen İkinci Yeni, son yıllarda
farklı yönleriyle araştırma ve inceleme tezgâhlarına yatırılmıştır. Bununla
birlikte, gerek İkinci Yeni şiiri bir bütün halinde, gerekse bu bütünü
oluşturan şairler münferiden, barındırdıkları mitolojik unsurlar bakımından
yeterli bir mesaiye tabi tutulmamıştır. Bu noktada piyasada dolaşan birkaç
çalışma vardır. Bunlardan birisi, Şiir
ve Mitologya adıyla yayımlanan Aydın Afacan imzalı master tezidir. Edebiyat
disipliniyle bir özel üniversite kanalıyla sonradan ilişkilenen Afacan, söz
konusu çalışmada İkinci Yeni şairlerinden Ece Ayhan, Cemal Süreya, İlhan Berk,
Edip Cansever ve Ülkü Tamer i birbirinden bağımsız, fakat daha kötüsü yüzeysel
bir şekilde ele almıştır. Dolayısıyla Afacan ın bu zayıf çalışmasındansa Mehmet
Can Doğan ın Modern Türk Şiirinde Mitolojiye Bağlı Kaynaklanma Sorunu
başlıklı makalesi konuyla ilgili daha nitelikli bir katkı olarak anılabilir.
İkinci Yeni hareketinin mitolojiyle ilgisini araştırmak
belirli bir birikimi ortaya çıkarmak bakımından heyecan verici bir iştir. Öyle
ya, daha önce pek çok yönleriyle okumalar yaptığımız İkinci Yeni yi bir kez de
mitoloji odaklı okuyacağız.
Bu okuma, tabii ki İkinci Yeni şairlerini genel mitolojik
çerçeve içerisinde değil, Antik Yunan ve Latin mitolojisi dairesi içinde
olacak. Zira, İkinci Yeni hareketi mensubu şairlerin genel yönelimi, Sezai
Karakoç u ayrı tutarsak, mitoloji bağlamında batılı bir eğilim içindedir.
Türkiye de şiire dönüşün yeni bir miladı kabul ettiğimiz
İkinci Yeni şiiri, farklı yönelimleri bünyesinde taşımıştır. Bu şiirde
sözgelimi, bir yandan klâsik yerli değerlere şu veya bu mahiyette atıflar
yapılırken, diğer yandan batının eski veya yeni değerlerine atılmış ilmekler
görülmektedir. Bunlardan batıyla ilgili bazı bağlantıları daha önce Gelenek ve
İkinci Yeni Şiiri adlı kitabımızda ele almıştık. Orada alan sınırlamasından
ötürü ele alamadığımız İkinci Yeni - Batı mitolojisi ilgisini ortaya sermenin
vakti geldi.
Bu konudaki çalışmalarımızı zaman zaman buraya
taşıyacağız.