BAŞBAKAN Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı
döneminde George Washington Üniversitesi nde öğrencilere hitaben yaptığı
konuşmada yirmi yıl içerisinde uluslararası sistemde üç büyük depremin
yaşandığına dikkatleri çekmekte ve Türkiye açısından da önemli tespit ve
uyarılarda bulunmaktaydı.
Bunlardan ilkini Sovyetler Birliği nin dağılması sonrası
ortaya çıkan jeopolitik deprem , ikincisini 11 Eylül saldırılarının yol açtığı
güvenlik depremi olarak nitelendiren Davutoğlu, üçüncü depremi ise 2011 yılında
ortaya çıkan iktisadi-siyasi deprem olarak adlandırmaktaydı. Üçüncü depremin
halen sürdüğünü ve ne zaman sona ereceğinin belli olmadığını belirten Davutoğlu
son depremin iktisadi boyutunun Avrupa daki krizden, siyasi boyutunun ise
Ortadoğu daki ayaklanmalardan kaynaklandığını kaydetmekte ve şöyle demekteydi:
Bu depremlerin hepsi, bizim Soğuk Savaş sonrası ihtiyaç duyduğumuz yeni
uluslararası ekonomik, siyasi ve kültürel düzenin eksikliğinin doğal sonucudur.
Soğuk Savaş tan bugüne kadar, bu krizlere cevap verebilmek için yeni bir norm
seti, yeni kurumsal yapılanmamız olmadı ve önümüzde büyük zorluklar bulunuyor.
Üçüncü Deprem in Merkez Ülkesi...
Siyasi olarak istikrarlı, ekonomik olarak canlı ve
dinamik, dış politikada da yükselen bir güç olan Türkiye nin bu üçüncü depremin
(yani, Avrupa daki ekonomik kriz ile Ortadoğu daki siyasi kriz in) tam
ortasında yer aldığını belirten Davutoğlu, Türkiye nin yukarıda sıralanan sahip
olduğu güçlü yanlarıyla tarihin doğru tarafında yer aldığını kaydetmekte ve
Soğuk Savaş yapıları bölgemizden silinmeli demekteydi. Bu kapsamda
uluslararası kamuoyuna da uyarılarda bulunan Davutoğlu, ...uluslararası
sistemin temel siyasi değerlerinin diyalog, kapsayıcılık, ekonomik alanda
adalet, kültürel alanda da karşılıklı saygı üzerine dayanması gerektiğini
belirtmekte ve bölgesel düzende de
değerlerin siyasi diyalog, ekonomik dayanışma, çok kültürlü bir arada olma ve
sağduyunun olması gerektiğinin altını çizmekteydi.
Davutoğlu bu uyarıyı yaparken, önemli bir çifte standarda
da dikkatleri çekmekte ve bir anlamda tüm bu yaşananların müsebbibi olarak
Batı yı işaret etmekteydi: Bu konuda bir öz eleştiri de yapmalıyız. Doğu
Avrupa da demokrasi, özgürlüğü destekleyen ülkeler Ortadoğu ve Kuzey Afrika da
statükoyu savundu. Davutoğlu na göre, bu yanılgının temelinde radikal
grupların iktidara gelmesi endişesi ve diktatörlük yanılsaması yatmaktaydı.
Yine Davutoğlu na göre, Ortadoğu da yaşanan çatışmalar Sünni-Şii,
Müslüman-Müslüman olmayan, Arap-Arap olmayanlar veya Batılı-Batılı olmayan
güçler arasında değil, Soğuk Savaş yapısıyla, toplumun yeni dinamik güçleri
arasında idi.
Yeni Türkiye nin Üç Temel Sütunu...
Tüm bu gelişmelerin yaşandığı bir dönemde parlak bir
gelecek için vizyonlarının özgür ve demokratik bir bölge olduğunu söyleyen
Davutoğlu, o zamanlar pek zikredilmeyen Yeni Türkiye sürecinin ana
felsefesini oluşturan şu üç sütuna vurgu yapmaktaydı: Demokratikleşme , Güçlü
Ekonomi , İddialı ve Proaktif Dış Politika . Bu sütunlar, aynı zamanda Yeni
Türkiye nin üçüncü depreme karşı direnç noktalarını, kalkanını oluşturmaktaydı.
Davutoğlu bu konuşmayı yaptığında tarihler Şubat 2012 yi gösteriyordu. Şimdi
ise Mayıs 2015 teyiz. Aradan sadece üç yıl geçmiş durumda. Fakat bu üç yılda
yaşanan olağanüstü gelişmeler karşımıza çok daha farklı bir tabloyu çıkarmış
durumda.
Nitekim çok daha farklı bir dünya ile karşı karşıyayız.
Dizayn edilen sadece Kuzey Afrika-Ortadoğu hattı değil. Buna Doğu Akdeniz,
Karadeniz-Doğu Avrupa ve son olarak Balkanlar da dâhil edilmeye başlanmış
durumda. Muhtemelen Davutoğlu bu gelişmeleri öngördü ve Türkiye bağlamında da
çok yerinde tespitler yaptı. Diğer taraftan...
Öyle görünüyor ki, Türkiye nin bu noktaya geleceği pek
öngörülemedi. Mevcut gelişmeler, önlem alınamadığı takdirde SSCB sonrası Türkiye nin
ikinci bir jeopolitik depremin adresi olacağına işaret ediyor. Bu bağlamda şu
kritik soruyu sormak artık farz olmuş durumda: Yeni Türkiye nin en güvendiği,
güçlü noktaları olarak karşımıza çıkan bu sütunlar şu an ne durumda Yeni
Türkiye bu jeopolitik depremi nasıl ve hangi araçlarla karşılayacak
Yeni Türkiye nin bu soruları kendisine sorması ve ciddi
anlamda sorgulaması gerekiyor.