Sosyal medyada Abdülkadir Molla’nın gülümseyen aydınlık yüzünü gördük hep.

Ümmetin içine su serpen, umut vaat eden mütevazı bakışları vardı.

Onurlu duruşu ile şu modern zamanın ayakta kalamayan surlarında silinemez gedikler açtı.

Şahadet fotoğraflarında o bir gün önceki gülümseyen gözleri kapanmıştı.

Burnundan kan boşalmıştı.

Ama onurlu duruşunu muhafaza etmekte idi, yüzünden gülümsemesi silinmemişti.

Yücelerin en yücesine kavuşmanın sevinci vardı.

Ama onun defin öncesi bu fotoğrafı eşi ve çocukları için hüzün sarmalı idi.

Kim bilir o muhtereme hanımefendi ne kadar hıçkırıklara boğuldu

Oğlu H. Cemil’in dediği gibi erkek çocukları metin olmaya çalışsalar da, küçük kızının sarsılarak ağlamasını durdurmak mümkün olmadı.

Bir ömür boyu özleyecekleri babaları yoktu artık.

Suçu Müslüman olmak ve ümmetin bölünmesine set çekmek düşüncesindeki bir insan katledildi.

Mevcut iktidar, Cemaat-i İslami’nin mensuplarını hapislerde ve sehpalarda tutmakla, ülkenin İslam’a olan koşmasını engellemek, Bangladeş’in İslami kimliğini tasfiye etmek istemekte.

Ne kadar tanıdık değil mi

Biz de bu engelleri, parti kapatmaları, örtü zulümlerini yakinen biliriz.

Masum bir insan katledilirken dünya sessizdi.

Hadi katil Batı’nın hareketi normal de.

Müslüman ülkeler için de, şehidin haksızca katledilmesi adeta görmezden gelindi.

Öyle ya seçim aday listeleri, futbol karşılaşmaları, emlak alım satımları daha önemli idi.

İslam Birliği hâlâ kurulamamıştı.

Batı’ya bağımlı ismi “İslam”la başlayan uyduruk oluşumlardan çıt çıkmadı.

İhvan’ı bile en büyük düşman gören Arap ülkelerinin kulaklarına cıva dökülmüştü.

Ümmetin ağlayanının kalmayışı cidden büyük yara.

Seyyid Kutub gibi bir deha düşünür de, 1966’da dünyanın sırıtan suratının önünde idam edildi.

O da Abdülkadir Molla gibi, zalim iktidardan af dilememişti:

“Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.”

Ümmet her yerde perişan.

Filistin kan ağlar, Arakan’da çocuklar bile iplerde sallandırılır, Mısır’da genç kızlar ya şehit edilir, ya hapishanelere doldurulur, Suriye’de kendi halkını soğuktan öldüren kedileri yiyecek kadar aç bırakan zalim iktidar, Irak dosyasından hâlâ cesetler taşar, Çeçenistan imtihanını savmış değil, Türkistan’da kan kusan ümmetin evlatları.

Hele de Anadolu.

Daha darağacına gönderilen âlimlerimizin sayısını bile bilememekteyiz.

2006’da Hitler’in hatıraları yayınlandı.

İlginç bir cümle, gazetelerde yayınlandığı için sağır sultanlar bile duydu:

“Atatürk, ülkedeki millet üzerinde etkili 350 kadar büyük ilim ve fikir adamını, din âlimini öldürmüş, kalanların da millet üzerinde etkilerini azaltacak, sonra da yok edecek çalışmalar yapmıştır.”

Bizse sadece birkaç şehit için ağladık.

İskilipli Atıf Efendi başta olmak üzere bayraklaşanlar oldu.

İstiklal Mahkemeleri’nin Bangladeş’te hâlâ ayakta olduğunu görmek içimizi kan ağlatmakta.

Ki o İstiklâl Mahkemeleri’nde “kelle müzayedesi” bile yapılmıştı.

Şark İstiklal Mahkemesi’nde kelleyi kurtarmanın bedeli 550 altındı.

Binlerce insan darağacında sallandırıldı.

İnsan düşünmeden edemiyor.

Dersim’de halk bombalanırken, mağaralara saklanan mazlum insanlara zehirli gaz verilirken, âlimler asılırken…

Yoksa kurduğumuz darağaçlarıyla, sallandırdığımız mazlum insanlarla dünyaya örnek mi olmuştuk

MİNE ALPAY GÜN