Hz. Hüseyin Kûfe halkının daveti üzere yola çıktığında yanında sadece birkaç arkadaşı ve ailesi vardır. Yolunun sonunda şehadeti görür gibi olur fakat insanlığın sorumluluğunu bütün ağırlığı ile omuzlarına hisseder ve geri dönmez. Yolda şair Ferazdek kendisini uyardığında da O, ağır bir imtihandan geçtiğinin farkına varır ama zarar şahsına değil Allah’ın dinine gelmektedir o yüzden kararından vazgeçmez. Bir yanda Allah’ın dini diğer yanda saltanat sevgisi ile Allah’ın dinine savaş açan zümreler vardır ve Ceddi Muhammed’in bıraktığı mirasa sahip çıkabilmek için devam eder. Kûfe halkı ise para ve çıkarları için ihaneti göze almış ve Hüseyin’i Kerbela çöllerinde çoktan yalnız bırakmışlardır. Bu hazin durum, ne yazık ki, dava adamlarının hemen hepsinin ortak kaderidir. Bedenen zayıf düştüklerinde ruhen en güçlü oldukları andır fakat bunu göremeyenler onları yalnız bırakır ve çoğu zaman karşılarında yer alırlar. Hüseyin Kerbela’da bedenen yalnızdır, arkadaşlarının çoğu kendisini bırakıp gitmiş ve o ailesi ile birlikte çölde açlığa susuzluğa ve yalnızlığa terk edilmiştir. Fakat ruhu ufuklara doğru yönelmiş ve şehadete uçmayı beklemektedir. Hüseyin, Allah’ın yardımı bütün hücrelerinde hissetmekte ve bu duygularla şahadete yürümektedir. Zaman onu alıp götürmektedir, çok geçmeden, çölün bağrında Allah’a kavuşmakta ve bedenini davaya kurban etmektedir. Onu orada yalnız bırakmayan ailesi ve birkaç yol arkadaşı Hüseyin’in şehadetin ardından İbni Ziyad’ın huzuruna getirilir. Esir olan bir kişinin özgürlüğü yoktur o yüzden konuşmak ve kendini ifade etmekten kaçınır. Oysa bedenlerine vurulan zincirlere hiç aldırmayıp ruhlarının her zamankinden daha fazla özgürleştiğini hisseden bir grup vardır ki, işte onlar Hz Peygamber’in ehli beyti’dir. Esirler arasından bir kadın çıkar ve Kûfe halkına şöyle seslenir: “Hz Peygambere ve ehli beytine selam olsun Ey Kûfe halkı, Ey hilekâr ve düzenbazlar! Ey bizi davet eden düzenbazlar! Ey bizi mektup yazarak davet edenler. Siz bizi buraya çağırdınız ve biz gelince hak dininizi ayaklar altına aldınız ve düşmanlarımızla anlaştınız. Şimdi de aşımıza gelenlere ağlıyorsunuz. Oysa bu musibeti siz kendi ellerinizle hazırladınız.” Hz. Zeynep’in o sözleri Kûfe halkında büyük bir korku ve vehim uyandırmış ve kendi aralarında konuşmaya başlamışlardır. Zeynep İse konuşmasını sürdürmektedir “Erkekleriniz bizi öldürüyor, kadınlarınız da buna ağlıyor, Allah kıyamet gününde aramızda hakem olacak.” Bu sözler zillete boyun eğen ve zalimlerle işbirliği yapan o insanların korkularını iyice arttırmış ve nefislerinin talepleri ile Allah’ın dini arasında gidip gelmişlerdir. Zeynep Yezid’in sarayında getirildiğinde de cesaretinden hiçbir şey kaybetmemiş aksine daha da güçlenmiş ve şöyle haykırmıştır: “Ey Muaviye’nin oğlu! Yakında göreceksin ki asıl bedbaht, kimsesiz kimdir ve kim kötü bir akıbete sahiptir.” Zeyneb’i burada da susturmaya çalışsalar da o konuşmasına devam eder.Zeynep esir alınmıştır, esirler susar zannedilir ama Zeynep susmamıştır. Susmakla sürgün edilme arasında seçim yapmaya zorlandığında ise o yine sürgün edilmeyi tercih etmiş ama konuşmaya devam etmiştir.