17 Aralık tarihinin üzerinden çok geçmiş değil. Türkiye yi bir bayram yerine çevirip, sağcısı, solcusu, liberali, sulu İslâmcısı, ılımlısı, radikallerinin ve bilumum halkımızın el birliğiyle bayram yaptığı günler ve anlar belleklerimizde tap taze duruyor. Bütün yurt sathında yapılan gösteriler, yaşanan sarhoşluk hallerini öyle hemencecik unutamayız.

Bütün medyamızın yekvücut olduğu, %97.5 unun tek cephe zafer şarkıları söylediğini unutamıyoruz. Aman Allah ım o ne sevinç çığlıklarıydı öyle. Kâbe kıblemizi, Çankaya kıblemizi Brüksel e çevrildi. Âdeta bir din duygusuyla, secdelere varılamadı, ama, Türkiye insanın yönü oraya çevrilmişti bir kere. Ne heyecan, ne coşku, ne tapınma Kimi, Batılılaşma ve Batılıların içinde olma coşkusunu yaşarken, kimi de, Türkiye deki oligarşik bürokrasiden kurtulmanın kapılarının aralandığının sevincini yaşıyordu.

Sahih insanlar, bu ne olup bitiyorun içinde, alabildiğine temkinli, dikkatli ve duyarlıydı. Bu sarhoşluk halinin verdiği duygu ortalığı toz dumana çevirmişti. Neyse ki Türkiye de duyarlı sahih Müslümanlar var. Milli Görüş gibi dalgalara kapılmayan sağlam bir temel var.

Zihinler bir anda karmaşıklaştırılıyor, ardından bir fırtına bir bora estiriliyor, üzerinden çok geçmeden her şey süt liman oluveriyor. Zavallı İtalyan kravatları, gözlükleri, sandık kasaları elimizden az çekmedi.

Danimarka nın Nokia marka telefonlarına az kem gözle bakmadık ve hıncımızı bilemedik, dişlerimizi gıcırdatmadık.

Almanya ile Fransa ortaklığına verilen uçak rüşvetinin üzerinden de çok geçmiş değil.

AB kapılarında görkemli boy göstermelerinin de büyüsü bozuldu. Bozuldu da, işin içine "ama"lar girince bu kafa karışıklığı süreceğe benzer.

Türkiye "İrtica Paranoyasına" tutulduğunda bir şeyler de olup bitmeye başlıyor.

Elbirliğiyle AB ye girildiğinde, Türkiye Müslümanların elleri kolları bağlanacaktır. Laikler ve sekülerler için hiçbir şey fark etmeyecektir. Onlar için bir uygarlık sorunu vardır, ne toplum değerlerinin bir anlamı, ne de Anadolu coğrafyasının bir özelliği vardır. Özdemir ince Fransa da yaşasa n olur, Türkiye de yaşasa n olur. Bu bir prototip. Fransa, eğer Ermeni katliamı tasarısını meclisten geçirirse, Fransa dan aldığı ödülü yere mi çalacaktır. Teziç de öyle. Sosyete takımı çocuklarını Amerika da doğurtuyorlar. Amerikan vatandaşı olmak dururken. Merve Hanım Abede vatandaşı idi diye başına gelmedik kalmadı. Ama Kemal Derviş Abede den ithal ettirildi, getirildi, ekonomi, Dünya Bankasına bağlandı ipotek edildi, taltif ettirilerek oraya götürüldü. Şunun için bu örnekleri veriyoruz. Bütün batıcılar, batı ruhluların gideceği bir kapı vardır. Sığınakları vardır. Ama Türkiye de sahih Müslümanların gideceği bir yerleri yoktur. Milliyetçi Kürtler sekülerleştirmenin ve Abede ye hizmet ettirmenin sürecini yaşıyorlar. Onlara göre Milli Görüş ve duyarlı Müslümanlar bozmasa bu işler daha da hızlanacak. Bir de AB karşıtlığını da onlar üstlenmiş bulunuyorlar.

AB ye girdiğimiz gün:

a-Ermeni soykırımı yapılmadı denilemeyecektir. [Medeniyetler ve dinler arasıcıların gözleri aydın]

b-İslâmi duyarlıklı hiçbir yayın yapılamayacaktır. [Sulu İslâmcılar üzülmesinler, her zemine ve koşullara nasılsa ayak uydurulacaktır. Bukalemun gibi. Yeter ki, biraz makam, biraz para, biraz kadın sunula]

c-Süryanilere soykırım yapılmadı da denilemeyecektir. [Batı hayranlarının gözleri aydın]

d-Anti semitik eylemlerde bulunamayacaktır. [Masonların, dönmelerin, bilumum Yahudi severlerin ve bütün milliyetçilerin gözleri aydın]

e-Başörtüsü takılamayacak [Türkiye laisistlerin gözleri aydın]

f-Radikallerin gözü aydın [Türkiye deki oligarşik bürokrasinin baskısından ve postalların rap rap sesinden kurtulacaklardır.

Türkiye de bir bellek yitimi var. Bu, bir alışkanlık haline geldi. Ne yapalım, biz de kara kara bu toprakların, bu memleketin, bu coğrafyanın kurtuluşu için çırpınıp duralım. Gideceğimiz hiçbir yerimiz de yok. Irak abede işgalinde, Suriye ve İran sırada. Kala kala Anadolu kalıyor.