Böyle bir soruyu kendime soruyorum Tuhaf bir duygu. Bu ölüm olayının duygu yönü çok farklı. Çok da etkileyici. Ölen, savunmasız ve yalnız bir insan.
Mazlumları ve mağdurları seviyoruz. Onlara şefkat gösteriyoruz. Bir yetimi, bir öksüzü, bir yalnızı kollama duygumuz her zaman önde gelir. İslâm medeniyeti ve Osmanlı devleti tarihi boyunca mağdur ve mazlumları hiçbir zaman yalnızlık ve kimsesizlik duygusuna itmemiştir. Hiçbir zaman da onları kendinden olmaya zorlamamıştır. Öyle olsaydı, gayrimüslim olan milyonlarca insan Osmanlı sınırlarında özgür yaşayamazlardı. Birlikte yaşayan çeşitli din ve ırk mensupları, komşuluk ilişkilerinde oldukça içten yaşamışlardır. İttihat Terakki süreci, milliyetçilik dalgalanmalar sürecidir. Bugün başımızı ağrıtan ve bizleri sıkıntılara sokan bu anlayıştır.
İslâm dini bakışını ve gücünü Allah tan alır. Allah Rahman ve Rahim sıfatlarına sahiptir. Kendisine şirk koşan, isyan eden, inanmayan insanın rızkını kesmez. Müslümanlar da bu inançtan geldikleri için, insanlar üzerinde baskı kurma gibi bir karakter taşımazlar.
İslâm milletine musallat olan milliyetçilik hareketleriyle birlikte Osmanlı sınırları içinde parçalanma süreci başlamıştır. Bunun önü alınamıyor, bu gidişle de alınmayacak.
Ermeniler Osmanlı tarihi boyunca "milleti sadıka"dır. Bu, İngiliz emperyalizminin İslâm coğrafyasına musallatı ve 93 Rus harbi sonrası Ermenilerin dini bağları nedeniyle istismar edilmeleri de yeni bir süreçti. Gerek tehcir olayı ve gerekse karşı iddialar bu parçalanma sürecini hızlandırdı. Kin ve nefret duyguları arttı.
Ermeni tanıdık dostlarım var. Bunlardan biriyle, onun çalıştığı bir iş yerinde işe başladım. O zaman İmam Hatip Okulunu yeni bitirmiş, Edebiyat fakültesinde okumaya başlamıştım. Benim imam hatip okulu mezunu olmam, namaz kılmam, duyarlılık bakımından dikkatlerim üzerine oldukça tedirgin olmuştu. Sanki ben, belimde silâhımla onu tehdit edecekmişim, korkutacakmışım duygusuna kapılmıştı. Bu, bizleri, ya da İslâm ı yeterince tanımamaktan kaynaklanan, propagandaist duyguların da etkisinden kaynaklanıyordu. Zaman içinde beni tanıyınca çalıştığımız şirkette en çok güvendiği saydığı biri olmuştum. Annemin yaptığı, sefertasında yanımda götürdüğüm erişte çorbasını, yemeklerini birlikte aynı kaptan yiyorduk. Benim bu ihtimamım ve dikkatim onu son derece mutlu etmişti. Bugün de zaman zaman kendisiyle selâmlaşır ve görüşürüz.
Hrant Dink, düşüncelerini ve duygularını ifade etmesi ya da yaşaması, psikolojisi, ürkekliği insanı derinden etkiler. Türkiye de yaşayan gayrimüslimler son dönem olayların geriliminden oldukça tedirgindirler. Bu tedirginliği arttırıcı nedenler sadece Türkiyeli insanlardan kaynaklanmıyor. Emperyalizm ve dış egemen güçler Türkiye kıskacını alabildiğince kullanıyor. Bu durum, gerilim arttırıcı nedenler olarak ortada duruyor.
Hrant Dink kimseyi öldürmediği gibi gelecekte de kimseyi öldürecek güce sahip değildi. Türkiye deki Ermeniler Türkiye yi tehdit edecek bir güce de sahip değildirler. Onlarla yeniden geçmişte yaşanan güven duygusuyla yaşamak mümkün. Tabiî AB sürecinde, misyonerlik ve emperyal güçlerin etkisi, Ermenilerden çok değerlerinden, duygularından, inançlarından uzaklaşan tabanı ve kitleyi tehdit etmektedir. Tarih boyunca zorla Ermenileri Müslümanlaştırma çabası olmadığı gibi, Ermeniler de Müslümanları Hıristiyanlaştırma çabasına girmemişlerdir. Osmanlı sarayında ve bürokrasisinde Ermeniler hatırı sayılır bir konuma sahiptiler. İttihat ve terakki ile birlikte bu halk asıl konumuna sahip olamamıştır. Bugün: "Ben Ermeniyim" diyen yabancı ruhlular, aslında onları yeterince sahiplenmiyorlar. Bugün Hrant ı katledenler bu ruhun mensuplarıdırlar. Uğur Mumcu dan bugüne hangi güçler tetiği çektiriyorsa, parmağa değil, parmağın arkasındaki gücü görmek gerek. Bu cinayet yeni bir dönemin ve sürecin habercisi. Herkes dikkatli ve duyarlı olmak zorunda. Allah korusun bir cümle bile bir çok şeyi ters yüz edebilir. Zor bir dönem. Allah bu millete ve bu acıyı yaşayanlara sabır versin.