Erbakan Hoca nın, başta AKP olmak üzere, idare ettiği halktan başka güç odaklarıyla işbirliği yaparak hükümet olan iktidarlar için kullandığı çarpıcı bir benzetmesi var: "At yarışı spikerleri."
Elbette bu söz, spikerliği meslek edinmiş olanlara değil. Halkın taleplerini dikkate almak yerine, işbirliği yaptığı odakların emirlerini yerine getirmek için çırpınan teslimiyetçi politikacılar için söyleniyor.
Türkiye de kurulan hükümetlerin iktidar olmak için kullandığı yöntemler kimsenin meçhûlü değil: Küresel güçlerle işbirliği yapıyorlar, sermaye gücüne yaslanıyorlar, medya desteğini alıyorlar veya halkın gücüyle iktidara geliyorlar. İlk üç güç odağından birinin desteğini alarak iktidara gelmek işin kolay tarafı... Çünkü, halkı tek tek şuurlandırmak, cansiperane bir çalışma ve fedakârlık ile ciddi bir organizasyon gerektiriyor.
Millî Görüş partileri, baştan beri bu sonuncusu olan yorucu, fedakârlık gerektiren ve uzun sürede netice alınabilecek yöntemi tercih etti. Adeta bir uzun mesafe koşucusu gibi. Ülkenin ve halkın menfaatlerini hakkıyla koruyabilmek için bundan başka çıkış yolu yok. Yani, halkın destek ve gücüyle iktidara gelmek. Bir hükümet, bu yöntemle iktidar olmuşsa, halktan başka hiçbir güç odağına eyvallah etmez.
Menfaat odaklarının iktidarları
Ya halkın dışındaki güç odaklarının desteğiyle iktidar olanların hali .. Bu yöntem, iktidar olmanın en kolay ve en kestirme yoludur ama, bu güçlerin, o kitidardan istekleri bir türlü bitmek bilmez.
Bu odaklar öyle uyanık hareket ederler ki, adeta kırk kalın halatla politikacıları bağlayıp kendilerini garantiye almadıkça kolay kolay destek vermezler. Bu yöntemle oluşan hükümet, o odakların taleblerini yerine getirmekten, halkın problemlerine çare ve çözüm üretmeye zaman bulamazlar. İşte muhterem Erbakan Hoca nın, böyle iradesi başkalarının elinde bulunan iktidarlar için "at yarışı spikerleri" benzetmesi yapmasının sebebi bu.
Böyle iktidarlara, halkın dışındaki güç odakları tarafından talimat üstüne talimat yağar. Yok, AB istedi, "uyum yasası" adı latında düzenlemeler yapar. IMF talimat verdi, memur maaşlarını şu miktarda tut, verdikleri borç parayı, yine onların istedikleri yerlerde kullan, ziraî üretime kota uygula, hayvancılığı bırak. ABD emretti, öyleyse Kıbrıs ta taviz ver, İncirlik üssünü emre hazır hale getir, Irak ın bombalanması için Türkiye nin hava sahasını aç. Daha nice bitmek bilmeyen istekler... İşbirlikçi ve teslimiyetçi hükümetlerin, bu isteklere direnmesi mümkün değildir. Hükümetin görevi bu isteklerin öncelikle yerine getirilmesidir. Çünkü, başta yapılan işbirlikçilik anlaşması o istikamettedir.
Hükümet de olup biteni bin bir mazeret üreterek halka anlatır: Şu kanunları çıkarıyoruz, ekonominin gidişatı şu, Irak taki gelişmelere seyirci kalamayız vb. İyi ama, bütün bunlar senin iraden ve halkın talebi sonucu yapılmış icraatlar değil ki. Güç odakları istiyor, sen yerine getiriyorsun. Erbakan Hoca nın benzetmesiyle "at yarışı spikerliği yapıyorsun. İşte Türkiye yi akıl almaz tehlikelerin kucağına iten, varlık içinde yokluk yaşatan zihniyettir.
Halkın iktidarı gerekli
Türkiye nin içinde bulunduğu sıkıntıları aşabilmesi, gücünü halktan alan iktidarların varlığına bağlıdır. Milli Görüş partileri, baştan beri gücünü halktan alan bir mücadele yöntemini benimsedi, ülkenin kendi gücüyle kalkınmasını prensip haline getirdi. Halka güvendi, halkın değerlerini öne çıkardı. Bu, lider ülke yönetim anlayışıdır. Halbuki öteki yöntemler, müstemleke tipi yönetim anlayışını yansıtmaktadır.
Bugün, Millî Görüş zihniyeti ve onun siyasi plâtformdaki temsilcisi Saadet Partisi ne herzamankinden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.
Saadet Partisi, ülkenin ve halkın dinamiklerini çok iyi bilmekte, bu dinamikleri Türkiye nin güçlenmesi için seferber etmek istemektedir. Kırk seneye yaklaşan tarihi, Millî Görüş ün millî menfaatlerimiz konusundaki hassasiyetine şahitlik etmektedir.
Saadet Partisi "Şahsiyetli bir dış politika" anlayışını benimsemiş, Türkiye nin onur ve menfaatinin korunmasını her şeyin üstünde tutmuştur.
"Devlet-millet kaynaşması"nı esas alan, "gardiyan devlet yerine garson devlet" anlayışını benimseyen Saadet Partisi, 72 milyon insanımızı kaynaştıracak manevi dinamiklere ve -Allah korusun- Türkiye nin bölünmesini önleyecek ve halkın tamamını kucaklayabilecek prensiplere sahip.
Türkiye nin ekonomik istikrara kavuşması için Milli Görüş iktidarı şarttır. 1996-1997 yıllarındaki bir yıllık Refah-Yol iktidarında herkesimden insanın yüzü gülmüş ülkemize bolluk ve bereket gelmiştir.
Halkın iradesi ve taleplerini icraata yansıtacak gücü halktan alan bir iktidara ihtiyaç vardır. Saadet Partisi, bu özellikte bir partidir.
Saadet Partisi 2. Genel Kongresi nde Genel Başkan Recai Kutan şöyle demişti: "Milletimizin içinde bulunduğu sıkıntılar için üzüntüye düşmeyiniz. Çünkü çare de var, çüzüm de. Çözüm ve çare Millî Görüşçülerin azim ve heyecanlarıdır. Türkiye yi şer güçlerin insafına terk ederek, göz göre göre ülkenin tehlikeye sürüklenmesini istemeyen Türkiye sevdalısı için çözüm ve çare ortadadır.