Ülkemizin iç meseleleri, içimizin de işimizin de adeta röntgenini çekti. Ancak bu röntgenlere göre hizmet ortaya koyacak uzmanlara ihtiyaç var. Her önüne gelen röntgen filmini eline alıp bir şeyler söyleyerek yol alamayız. İç meselelerimizin dışarıdan nasıl gözüktüğü ise diğer önemli husustur. Şüphesiz işin MR’ı denecek dış yorumlar, röntgen filminden daha detaylar içermektedir.

Gezi Parkı gösterilerinin, BBC açısından kritiği derinlik arz ediyor. “Tayyip Erdoğan’ı zayıflatır mı ” sorusuna yanıt arayan analizde; “Erdoğan, kendisine oy vermeyenlerin iradesi olmadan yapabileceklerinin sınırına vardı” görüşü yenilir yutulur cinsten değil. Erdoğan’ın Türkiye’deki krize rağmen Kuzey Afrika gezisini “ertelemesine değmeyeceğine karar verdiğini” soğukkanlı bir görünüm olarak belirtmesi de…

Diğer bir tespit de; Türkiye’nin, 2011’da Arap ayaklanmaları başlayana kadar, kazanan taraf gibi gözüktüğü, Brüksel’dekiler Euro kriziyle uğraşırken, Türkiye’nin güç topladığını ve Arap ülkeleriyle iş yaparak istihdam yarattığı bir dönemde seçilmiş bir lider için önemli bir kuralın hatırlatılması oldu. Erdoğan gibi büyük oy kazanmış olsalar bile, hiçbir zaman içerideki durumu “cepte görmemeli” değerlendirmesini yapan BBC, Türkiye’nin Müslüman demokrasilerine örnek gösterilmesinde bir eşikten geçildiğine vurgu yaptı.

Asıl tespit ise; “Başbakan’ın, Suriye savaşına bu kadar karışırken, kendi nüfusunun önemli bir bölümünü tedirgin etmekten ve yabancılaştırmaktan kaygı duymuyor gözüktüğü” yorumunun yapılmasıdır. Bu cümleyi toparlamak adına, “O, hâlâ Türkiye’nin en popüler politikacısı. Fakat ülkede kutuplaşma devam ederse, bu pek para etmeyebilir” tespitiyle ortası bulunmaya çalışılsa da ortak sloganımızı bizlere yeniden hatırlattı: Hizmette sinir yoktur.

Avrupa Parlamentosu’nun kararına yönelik açıklamalar ise, ülkemizin ne kadar da yalnız kaldığının diğer bir göstergesi olmuştur. Dışişleri Bakanlığı’nın, “Avrupa Parlamentosu’nun ülkemizdeki duruma ilişkin olarak kabul ettiği karar, demokrasinin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması ortak hedefimize zarar veren, gerçeklerden kopuk bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, bizim açımızdan yok hükmündedir” açıklaması da bunu ispatlamaktadır. Ülkemizin kazanımı ise, AB üyesi ülke olmadığını ve sadece aday olduğunu yeniden hatırlaması olmuştur.

Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye hakkındaki  kararıyla ilgili, “Türkiye’nin iç meseleleriyle ilgili bu kadar rahat ve  cesur konuşmanın bedeli olduğunu bazı parlamenterlerin anlaması  gerekir. Ulusal ve uluslararası kirli planlara alet olup bunların  manipülasyonlarına, iftiralarına kanmasınlar. Bu yanılsamayla gaza gelip  durumdan da kendilerine vazife çıkarmasınlar” açıklaması ise, ulusal basınımızı yaptığı yorumlarda AB standartları dışına çıkmakla uyaran bir bakan için ibret niteliğinde olmuştur.

İç meselelerimizin dış görüntüsü sayesinde bir kez daha anladık ki; Türkiye muz cumhuriyeti  değildir, neyi nasıl  yöneteceğini de kendi devlet geleneği içerisinde gayet iyi bilmektedir. Dış dünyada ülkemizle ilgili alınan kararların hangisinin tanınıp hangisinin tanınmayacağını kimin belirleyeceği hususu önemli bir soru olarak kafaları meşgul ede dursun, biz niyetlerimizi yeniden gözden (daha doğrusu kalpten) geçirelim. Eğer yaptıklarımız ve yapacaklarımız hizmet ise; bilelim ki, hizmette sinir yoktur.