"Ben 12 Eylülle hesaplaştım"
Hayatta kalan iki 12 Eylül generalinin şu günlerde yargı önüne çıkacağı kesinleşince böyle demiş, kendisine yöneltilen "neden müdahil olmuyor" sorusuna verdiği cevapta sayın Demirel.
Ne zaman hesaplaşmış, nasıl hesaplaşmış, kiminle hesaplaşmış
Hatırlayınız, 12 Eylülden sonraki ilk TV programında şöyle anlatmıştı ihtilal gecesi yaşadıklarını:
"12 Eylül gecesi geldiler, üçüncü sınıf vatandaşmışım gibi alıp, götürdüler".
Ne yapacaktı bu ülkenin insanları onun için Her gittiğinde getirmişler ve üstelik son ara seçimleride beş milletvekilini CHPyi ezercesine onun partisine vermişlerdi. Mecliste ise kerhen de olsa bir desteği vardı.
Daha ne yapacaklardı
İhtilalcilerin kapısına varıp yalvaracaklar mı idiler Aman bunu alıp götürmeyin. Evinde otursun. Budur size ihtilal yapma imkanını hazırlayan.
Demireldir 12 Eylülcülere ihtilal yapma imkanını kanlı sokaklarda sunan.
K.Evrenin görev süresini kaç kere uzattı Neredeyse adı uzatmalı Genel Kurmay Başkanına çıkacaktı. Öncesi de var. K.Evrenin olamayacağı kuvvet komutanlığının önünü niçin açmıştı Isparta topraklarında başlayan Şevket Demirel dostluğu müessir olmuş mudur, üç ordu komutanını emekli olmaya zorlayan sistemin çalıştırılmasında.
Kızları ve damadı istihbarat teşkilatında güçlü olduğundan, K.Evrende güçlüdür. İtiraz edilmeyecek bir ihtilal hazırlanmaktdır. Bu cümleler o günlerde biraz okumuş yazmış her insanın kafasında ve dudaklarında idi. AP Parti teşkilatı biliyordu da, Demirel mi bilmiyordu
"Üçüncü sınıf bir insanmışım gibi..."
Hiçbir basın organında, hiç bir eli kalem tutanın itirazı olmadı/yayınlamadı. Bu gazetede, bu fakir yazmıştı: Hani sınıf savaşı yoktu bu ülkede İşçi sınıfı diyerek yollara dökülenlere, bu ülkede sınıf yoktur diyerek itiraz eden parti, Demirelin partisi değil mi idi Üçüncü sınıf insan varsa, öncesi olan birinci sınıf ve ikinci sınıf da vardır. Sonrası nereye kadar gider. Dördüncü sınıf, beşinci sınıf, onbeşinci sınıf...
Ertesi günlerde partisi DYP bir bildiri ile düzeltmeye çalışmıştı durumu: Öyle derken, öyle demek istememiştir.
Başka ne demişti o TV programında o günlerin hesaplaşmamış Demireli
"Kenyadan bana bilgi veren MİT, Konyadan bilgi vermiyordu".
Şikayete bakın!
Yine biz suçlandık. Bu konuda da yardımcı olamadığımız için Demirele yine biz suçlandık, bu ülkenin insanları olarak.
Kalkıp gidecektik her gün MİTin kapısına, Demirel iktidarda iken. Diyecektikki oradakilere: Etmeyin eylemeyin. Bu adam bu ülkenin Başbakanıdır. Biraz bilgi de ona verin. İçinizde Konyada oturan, marş çalarken dahi oturan mutlaka vardır. Anlatın biraz.
Özürü kabahitinden büyük Demirel daha nasıl olacaktı Emri altındaki hiç bir kurum ve görevliden haberi olmamış bir Başbakana süpriz yapılmış herhalde. Lakin haberim yoktu saflığını oynarken Demirel, siyasi uyanıklığından da taviz vermiyor; Konya diyerek...
Ne olmuştu Konyada
İhtilalcilerin ihtilallerine gerekçe saydıkları ve fakat beynelmilel toplantılarda gururlandıkları "Kudüsü savunduk" övüncüne müşahhas tek örnekleridir, MSPnin Konya mitingi.
Demirel haberim yoktu, diyor Konya mitinginden. Yani ihtilal yapılmışsa onların yüzünden yapılmıştır. Zincirbozan bu siyasi düşmanlığı aşındırmamış. Peki sokaklarda akan kanlardan haberin var mı idi Vardı. Çünkü sana kimse sağcılar cinayet işliyor, dedirtemiyordu. Ve senin kışkırttığın o sağcı çocukların kaç tanesi can verdi darağaçlarında Avukatları Demirele güvendiler, onun oyununa geldiler, kaydını düşürdüler mi karar defterlerine
Ama efendim demiyor, karşısındaki konu mankeni sıfatlı, vazo görüntülü röportajcı.
"Hani siz biliyor dunuz Bu ülkenin hangi sokağında topal karınca olduğunu "
Mikrofon elinde olunca, sanıyorki üstünlük bende. Soruyu yine o soruyor:
"11 Eylülde akan kan, 13 Eylülde niçin durdu "
Ey sokaklarda, okul önlerinde ölenler, neden 13 Eylülde de devam etmediniz ölmeye Demeye gelmiyorsa bu soru hangi manaya geliyor
Muhatabı olduğu bu yegane soruyu, yine bize, yine bu ülkenin insanlarına yönelterek yırtmıştı sayın Demirel o gün. Tıpkı bu gün yırtmaya çalıştığı gibi...
12 Eylülden önceki son ara seçimde meydanlar medya desteğinde inliyordu: "Kurtarıve bizi baba, Kurtarıve bizi baba!"
Demireli daha fazla yağlamak uğruna Isparta şivesiyle böyle atılmış çok gazete manşeti vardı.
"Kurtarıve bizi baba!"
İşte biz, 12 Eylülden sonraki seçim öncesinde, bu gazetenin sayfalarında sorduk. Çünkü insanlar hâlâ ve yine de "Kurtarıve bizi baba" diyorlardı. Sanki başka alternatifleri, başka umutları hiç yokmuş gibi.
"12 Eylülden önce de size doğru bağırıyorlardı bu ülkenin insanları: Kurtarıve bizi baba, diyerek. Bugün de... Ne diyorsunuz "
Demirel, bu Değmesin Yağlı Boya sorusuna ne dedi, biliyor musunuz
"Biz o zaman onların o dediklerini, Kurtlaraver bizi baba, şeklinde anlamıştık. Binaenaleyh böyle anladık diye hesap mı vereceğiz "
Hiç hesap vermedi Demirel. Ne gidişlerinde, ne de gelişlerinde. Ben hesaplaştım derken dahi, kimse bir hesap dökümü görmüyor; 28 Şubatın dökülüp saçılan devlet görüntüsünden başka.
500 Günde kurtaracaktı, ödünç oylarla gelmişti. İnönülü Halk Partisi koalisyonları ve "Ben İsmet Paşa hayranıyım" diyerek, en düşük oyla da olsa Çankayaya çıkıverdi birden. İşte orada gelsin İsmet Paşa hayranlığının icraatı 28 Şubat günleri...
Ayhan Songar bu ülkenin yetiştirdiği adı hep kalacak insan profesörlerindendir. Demirelin Çankayaya çıktığı o günlerde Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin bir profesörler toplantısında der ki: "Bu millet, şimdi görecek Demirelin gerçek yüzünü!"
Arkadaşları itiraz ederler. Kırk yıldır bildiğimiz Demirel değil mi bu Hayır, der Ayhan Songar, bekleyin ve görün.
Hemde nasıl gördük.
12 Eylülün yagılanmasına karşı çıkarken şimdi söylediği bir cümle herkesin dikkatini çekmiştir bu ülkede.
"Hangi meşruiyet temeline oturuyor sunuz Kimin adına, kim hak alacak O gün çıkan yasalar, Anayasa ne olacak "
Kim adına, kim hak alacak Bu nasıl bir inkârdır Ama ben hesaplaştım, hakkımı aldım diyor. Senden başka kimse yok mu bu ülkede Yok dediği alacaklıların kapısını çalmasından mı korkuyor
Meşruiyet kelimesi dikkatinizi çekti mi
Kırk yıl önceki Demirele dönüş var.
1970 öncesinde Demirelin kullandığı iki cümleden biri "Meşruiyet içinde çareler tükenmez" cümlesi idi. Meclis tıkandı mı diyorlar; cevap, meşruiyet içinde çareler tükenmez. O iş öyle olmuyor mu diyorlar; cevap, meşruiyet içinde çareler tükenmez.
Meşruyiet meşru olma halidir, şeriata uyma durumudur. Günümüzde hukuka, kanuna uyma hali/durumu diyorlar.
Neden bu cümleyi bıraktı Demirel 1970den sonra Meşruiyetin şeriattan türediğini mi hatırlatmak istemiyor yoksa Sorusunu hep sormuştum kendime.
Bugün çok mu sıkıştı ki, döndü daha meşru sayıldığı o 1970 öncesi günlere
1970 dedik. Rahmetli Üstad Necip Fazılın o yıllarda yazıdığı "Süleymanname"sini gündeme taşımasak olmaz.
1973 yılı idi. MTTBnin sekreter odasında birkaç MTTBli sessiz, meraklı, saygılı oturuyor ve dinliyoruz. Konuşan Üstad Necip Fazıldır. Yanında da adına şiir yazdığı Mehmeti vardı. Yüzünün her hattını oynatarak o gün ne anlatıyordu Üstadımız, hatırlamam. Lakin benim aklımda bir soru vardı ve onu soracaktım. Sustuğu bir anı fırsat bilerek ve haddim olmayarak sordum o soruyu. Arkadaşlarımın ne yapıyorsun, bakışlarına rağmen.
Fikir kitabının bir virgülü, cücüler sirkinin baş herkülü, hüzün bahçesinin şen bülbülü, Türke Amerikan püskürtülü, gibi kafiyeli cümlelerle yazdığı "Süleymanname" hicviyesini sordum.
Demireli biliyoruz. Aynen sizin anlattığınız gibi olduğuna biz de inanıyoruz. Lakin, bir gün tövbe eder ve değişirse, bir başka Demirel olursa, sizin bu hicviyeniz nerede duracak "
Dilimin döndüğünce sormaya çalıştığım soru bu idi. Rahmetli Üstadın cevabı kızar gibi bir tonda oldu.
"Muhal" diyordu. "Öyle bir ihtimal olsa ben yazmazdım bu şiiri."
Üstad haklı idi. Milletine yol gösterme görevini en üst düzeyde yaptığının belgesi bu şiirdir.
Tanıklar mı O gün orada kimler mi vardı Dr. Yusuf Akkayayı, merhum Dr. İsrafil Şimşeki ve Abdullah GÜlü hatırlıyorum. Diğer iki kişiden biri belki Yaşar Karayel diğeri Dr. Abid Özmen olabilir.
Meşruiyet içinde çareler tükenmez, diyoruz ve bizim de bir katkımız olsun istiyoruz, Demirelin 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat ihtilalleri dolayısı ile yargılanmasına...
Tahribata medya desteğinin belgesi
Yakmayı ve yıkmayı iyi beceriyoruz
Divanyolu bir zamanlar sultan ve vezir saraylarıyla, kübera konaklarıyla bezeliydi.
İmarcılar Divanyolunda tarihî yapıların yıkabildiklerini yıkmış, yıkamadıklarını kesip biçmişlerdir.
Doğrusu ne diyeceğimi bilemiyorum; galiba biz son iki yüz yıldır yakmayı ve yıkmayı iyi beceriyoruz.
Devletin gücünü de arkalarına alan "kör kazma"cılara karşı çıkan aydınların sayısı parmakla sayılacak kadar azdı.
"Beşir Ayvazoğlu yazılarından"
Biz biliriz bizim işimizi
Devşirme arkadaşın 12 Eylül analizindeki bir cümlesi şöyle:
"Bugün 12 Eylüle dair anlatılacak fazla zulüm öyküleri bulamamaları, biraz da bu yüzdendir"
Kim bunlar
Radikal İslamcılar diyor, ama hedefi biziz.
MSP davası ve müdafanamesi yayınlanıyor. Biraz okusana, demem. Kendisi bilir.
Fakat onun da saygı duyduğuna inandığım bu gazetenin yazarı Mahmut Topbaş Hocaya bir sormasını tavsiye ederim. Sadece dinlediği ve yazılmasını istemediği o zulüm anıları bir kitaplık dolduracak hacimdedir.
Yüreklere korku salmasın, gençlerin önü kesilmesin ve intikama yönelinilmesin denilerek yazılması ve anlatılması engellenen o anılar, ah o anılar...
Adam utanmasa, belki daha sonraki yıllarda yazabilir; 12 Eylül onları (yani bizi) rahatlatmak için yapıldı diyecek...
Devşirme delikanlının böyle yazmasının asıl maksadı kışkırtıcılık, provakasyon olabilir mi, bilmem. Yani siz niye yazmıyor sunuz Meydana gelin kim kimdir, bir görelim... Karanlık kanal arşivlerine bilgi gerek.
"Olabilir oğlu olabilir"
Sorunun başlangıcı
"Güneş motel" transferlerindendi.
Ecevit hükumetinde bakanlık yaptı.
12 Eylülden sonra yargılandı. O anlatıyor:
Tutuklandım ve 6 ay işkence gördüm. Çıkarıldığım ilk mahkemede hakim sordu: Kürt devleti kurmaya teşebbüsle suçlanıyor sunuz Diyeceğin var mı
Bu ülkenin bir büyük şehrinde iki dönem Belediye Başkanlığı yaptım. Milletvekilliği yaptım. Bakanlık yaptım. Kürt devleti kurarsak ben daha ne olacağım O gün serbest kaldım.
Bu ülkede bir Kürt sorunu çıkaranlar, bu yargılamalarla açığa çıkar mı
Yargılamalar sonun başlangıcı olabilir.
K. Evrene müdafaaname veya ihtilallerin analizi
1980 yılında veya bir yıl sonra bu ülkede bir ihtilal yapma mecburiyeti vardı generallerin üstünde.
K.Evren ve arkadaşları ya da bir sonrakiler; generalliklerinin hakkı için mecburdular bir ihtilale.
Niçin mi
27 Mayısa bir bakın. Generalsiz, kırk kadar alt kadro subaylarının ihtilali değil mi (Madanoğlu ayrı bir parantezdir orada.)
Sonra ne oldu o ihtilalciler
Tabii senatör oldular, ömür boyu Mecliste olma hakkını aldılar kendilerine.
Paylaşma kavgası mağlupları dahi çok kazanan işadamı, milletvekili, gazeteci filan oldular, ki ünlerinin haddi hesabı yok. Hatta parti teslim alındı bazısına. Ki ihtilalcilik iyice meşru olsun.
Kimse hesap sordu mu 27 Mayısçılardan DPnin mirasçıyım diyen APlilerin aklına neden gelmedi bu hesap sorma işi Yani Demirel niçin bugün dediği hesaplaştım cümlesini o gün demedi
12 Eylülden sonraki bir gün, ki onların o saltanatına 12 Eylül son vermişti; hayatta kalan tabi senator, ihtilalci Suphi Karaman aynen şöyle demişti bir TV kanalında: AP Grubuna ben hakimdim. 27 Mayısa karşı kafa kaldırtmadım onlara.
Ne büyük suçlama!
Yaşayan hiç bir AP milletvekili hayır demedi, yalanlamadı. Çünkü 27 Mayıs orada hep öyle durmuştu. Üstelik kutlamalara APliler tam kadro katılıyor olmuşlardı.
Alt subaylar yapmışsa, biz de yaparız denemesidir generallerin 12 Mart Muhtırası.
İhtilal diye yola çıkılan, ve sonra muhtıra denilerek şan kurtarılan sıradan bir gündür 12 Mart. Şapga alınıp gidildiğinden, yani ortada hükumet olmadığından, sıkıyönetim günleri sert yaşanır komünizm gelir korkusuyla.
12 Marttan sonraki her general, içinde bu başarısızlığı bir sızı olarak taşımadı mı Kıbrıs başarısı hele medyaca bir Ecevite -ki hiç ilgisi yoktu garibin- verilince, ihtilal yapmaktan başka seçenek mi kalmıştı.
Yüzbaşı ağırlıklı o kadro başarmışsa, generaller de başarır. 12 Martı saymayız efendim.
Hazırlanması ve emir komuta titizliği 12 Eylülün, bu tezimizin ispatıdır.
K.Evren müdafaası nerde, burada Diyecek ki Sayın Evren:
27 Mayısın hesabını vaktiyle sorsaydınız, ne bir önceki arkadaşlarımız 12 Martta bir denemeye kalkardı, ne de biz mecbur olurduk 12 Eylülde kendimizi ispata...
İtirazı olan var mı
Onu sen "İkna" et
Kılıçdaroğluna yükleniyor Başbakan Erdoğan. Milli şefin Hitler sevgisi üstünden.
Ne dersin buna ey Kılıçdaroğlu, diyor.
Kılıçdaroğlu dediğin kim Milli Şefin hesapbaşı mı Oda bu ülkenin çocuğu ve onun da doğduğu köy, kasaba ve şehir kahvahanelerindeki İsmet Paşa resimleri Hitler bıyıklı ve asker çizmeli idi.
Sen Kılıçdaroğluna soracaksan ikna odacı yardımcılarını sor. Yoksa sende mi o odalarda ikna edildin sayın Kılıçdaroğlu, de.
CHPni ikna odacılardan medet ummaktan kurtar Kılıçdaroğlu, de.
Gelişim
12 Eylül ihtilalcisi askerler yarğılanacaklar. Peki 12 Eylül öncesi o askerlere hadi gelsenize, daha ne bekliyor sunuz, nerede kaldınız diyen gazeteci ve siviller nerede
T. Özal döneminde bir dergi anket yapmıştı gazeteciler arasında. Bir daha ihtilal olursa ne yaparsınız Soru bu. Cevap, tahmin ettiğiniz gibi hep tank üstüne çıkmak ile ilgili... Rusya etkisi...
Sonra ne oldu
28 Şubatta hepsi tankları ittiler, halkın üstüne. Onlar bugün neredeler mi
Tankın üstüne çıkmayı unutmuşlardı, ama üste çıkmayı hep beceriyorlar. İhtilalcilerden bir üstteler.
Beraber ölümler
Vücudun ölümü, beynin ölümüyle,
Ordunun ölümü, beyinin ölümüyle...
Toplumun ölümü, mananın ölümüyle,
Kuzunun ölümü, ananın ölümüyle...
Şiirin ölümü, şuurun ölümüyle,
Gözlerin ölümü, şu nurun ölümüyle...
Alemin ölümü, alimin ölümüyle,
Benim ölümümse, dilimin ölümüyle...
Ekrem Şama