Son zamanlardaki siyasi tecrübelerimiz bizlere gösterdi ki “ümmet kavramı” hakkında belirgin ve üzerine ittifak edilen bir yaklaşım henüz ortaya çıkmış değil. Kavramsal olarak bir ittifak söz konusu olmadığı gibi, kavramın kapsamı açısından bir netlik inşa edilmiş değil. Kavramın doğru kullanımının ne olduğu konusunda dahi zihinlerimiz berrak bir seviyeye ulaşmamışa benziyor. Doğru kavramın “İslam Ümmeti” mi yoksa “Muhammed Ümmeti” mi olduğu tartışmak gerekiyor. Kanaatim “Muhammed Ümmeti” kavramının daha doğru ve daha kadim bir idrake atıf yapıyor gibi.

“Ümmet” kelime anlamı “yönelme” ve “temel olma” başta olmak üzere birçok anlama gelen E-M-M kelimesinden gelir. Elmalılı Hamdi Yazır’a göre ise ÜMMET terim olarak; “Bir amaç için lider etrafında toplanmış inananlar birliğidir.” Bu tanım bize ümmet olabilmenin asgari şartlarını sunmaktadır. Yazır’a göre herhangi bir insan topluluğuna ümmet denile bilmesi için;

a)             O insanlar arasında bir LİDER olması şartı vardır.

b)            Yine o insanların bir GAYE birlikteliği olmalıdır.

c)             Yine o insanların İNANMIŞ olmaları gerekir.

d)            Yine o insanların bir “BİRLİĞİ” olmak zorundadır.

Yazır’ın tanımından çıkan Lider, Gaye ve İnanmışlık ilkeleri esasında ÜMMET kavramı için temel esas teşkil eden BİRLİK kavramının hazırlayıcıları olarak anlaşılmalıdır. Birlik kavramına geçmeden şunu ifade etmek gerekir ki İMAM yani LİDER kavramının ümmet kavramı ile bir ayniliği söz konusudur. Zira imam ve ümmet aynı kelimeden türetilmiştir.

“Birlik” kavramı tıpkı imam kavramında olduğu gibi ümmet kavramının kelime anlamında ortaya çıkan “yönelme ve temel olma” durumunu da kapsar. Bu birlik kavramı sosyolojik olmanın ötesinde İslam dinin temel cümlesi olan tevhidin bir yansımadır. Bu yansıma tarihi süreç içerisinde uygulamalarda sorunlar olsa da teorik olarak Halifenin şahsında teklik olarak ortaya çıkmıştır. Zira Hz. Peygamber, “İki halifeye birden biat edilmişse sonrakini öldürün” (Müslim İmare 61) buyurmaktadır. Çünkü mesele her düzlemde tevhidin korunması ve ikame edilmesidir. Halifeliğin kaldırılması ile tevhidin en önemli sembolü ve tevhidi ortaya çıkaran en önemli teorik unsur ortadan kalkmıştır. İslam toplumda aşılması zor sorunların doğmasına neden olan Hilafetin kaldırılması meselesi Müslüman düşünürleri yeni arayışlara itmiştir. Bu arayışlar sonucunda modern dönemde bu birlik hali liderin şahsında ortaya çıkmaya başlamıştır. Lider hayatta olduğu sürece birliğin yani ümmetin tek merciidir. Bu mercii olma durumu İslam’ın temel esasları ile kayıt altındadır.

Mezkûr tanım dikkate alındığında Ümmet kavramının oluşabilmesi için her cihetten birliğin zaruri olduğunu belirtmemiz gerekir. Bu zaruret, modern dünyanın çizmiş olduğu bütün sınırları ve ayrışmaları anlamsız kılmaktadır. Bu tanımlamada ümmet kavramı ve birlik kavramları arasında var olan ayniyet başta Irk, Mezhep ve Ulus devlet anlayışının bir dayatması olan vatan, ya da ülke sınırları dikkate alınarak kurulan bütün cümlelerin yanlışlığını ortaya çıkarmaktadır. Esasında derin bir analiz yapıldığında zihnimizde var olan İslam devleti ve buna bağlı olarak İslam toplumlarına ait kavramların tamamının modernleşme ile ortaya çıktığı gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Modernleşme öncesi için ümmet kavramı sınırları aşan, farklılıkları içerisinde barındırmakla birlikte en üst düzeyde bir vasatı oluşturan en kuşatıcı kavramlardan biridir. Bu kavram asırlar boyunca İslam âleminin yekvücut olmasını sağlayan ve 1800 yıllara kadar canlı olmanın en önemli özelliği olan birlikte hareket etme ve birlikte var olma özelliğinin muhafazasını sağlayan temel kavramdır.

Ümmet kavramı coğrafi bir sınır ile çerçevelendirilemeyecek kadar sınırsız bir kavramdır. Ümmet kavramı bir devlete yahut bir ırka ait bir kavram olması düşünülemez.  Bu bağlamda ümmet kavramı ile coğrafyanın ilişkisinin yeniden kurulması gerekmektedir. Klasik dönemde Ümmet ve Coğrafya arasındaki ilişkinin merkez kavramı Dar’ül İslam ve Dar’ül Harp kavramlarıdır. Hattı zatında bu kavramlar bile coğrafyadan daha ziyade bir coğrafyanın İslam ile olan irtibatı ile alakalıdır. Bir coğrafya ya İslam ile yönetilir ki buna Dar’ul İslam ve yahut İslam yönetilmez ki buna da Dar’ül Harp denir. Dar’ül Harbın Dar’ül İslama çevrilmesi ise bütün Müslümanlar üzerine bir vazifedir. Bu vazife dikkate alındığında ayrımın geçişken olduğu hemen anlaşılır olmaktadır. Bir yer kendinde bir anlam ifade etmemektedir. Aksine yeryüzü Müslümanlara mescit kılınmıştır. Bu mescit kılma aidiyet ilişkisini doğurur. Bu cihetten ümmet kavramı aşkın ve sınırsızdır.

      Ümmetin lideri Hz. Peygamberdir. Bu yüzden biz Muhammed Ümmetiyiz. Ve bu liderlik tarihsel bir durum değil el an vaki bir durumdur. Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu ilkeler ve çizdiği ufuk bizleri için var oluş alanının temelini ve sınırını gösterir. Bu cihetle ümmet kavramı modern olmaktan çıkar ve kadim bir zemine işaret eder.