Ağzını açan, biraz da gururla, böbürlenerek, “dava” sahibi olduğunu söyleyerek kendine yol açıyor.

Dava adamı olmak… Nerdeyse moda deyim oldu.

Hatırlıyorum, rahmetli Demirel’in de bir davası vardı. Bir çok kereler bunu dile getirmekten kendini alıkoyamadı.

Sosyalistlerin, komünistlerin, hatta ırkçı söylemlere sahip kimi grupların da davası oldu.

Kendilerini, kendi zaviyelerinden “dava” adamı olarak takdim ederlerdi. Hatta bunu söylemeye devam edenler de az değil…

Feministlerin, nihilistlerin… Kafatascıların, nazilerin… Hepsinin kendilerine göre “dava”ları var.. Öyle ki, manasızlığı mana diye satan kimi uyanıkların, bu peşmürde duruşu “dava” diye tanımladıklarını görüyoruz…

Hırsızın, arsızın… İlkelinin, ilkesizin “dava”sı var..

Sahi dava nedir?

Günlük kazançlar, ayak-bilek oyunları dava mıdır?

Dünyada Cenneti inşaa etmek, ahireti yok saymak “dava”mıdır?

Milleti kandırmak, kendini başkalaştırmak… Garipleri ezip, zenginlerin ve tahakküm sahiplerinin sözcülüğüne dayanmak dava mıdır?

“Dava” enflasyonu var.

Önüne gelen, kestirmeden, paraya, pula, şöhrete, makama ulaşmak için “dava” üretmekte pek mahir.

Peki “dava” nedir?

Yaratılış hikmetimizin çerçevesini çizdiği dava nedir, ne değildir?

Kur’an ifadesiyle, sadece Allah’a kul olmayı… Adaleti ayakta tutmayı insane değer vermeyi, merhameti, insafı öne çıkarmayı başarabilenlerin “dava” söylemleri mana kazanabilir…

Dava, Allah’a kul olmaktır.

Dava, yeryüzüne adaleti hakim kılmaktır.

Dava, tabiatı katletmemektir.

Dava, insanları diline, deri rengine göre değil, Allah’a olan bağlılıkta değerlendirmektir.

Dava, ben değil, biz demektir.

Dava, dünyayı, ahiretin azığı yapmaktır…

Uyduruk, beşeri hevesleri, hesapları “dava” diye anlatanlara gülün ve geçin…

Son zamanlarda ticareti en çok yapılan şey, “dava” söylemidir. Allah’a yüzü dönük olmayan sözlerin, iddiaların hiç bir hükmü yoktur.

Allah, kendisi için yaşamayı dava bilenlerden etsin hepinizi.