Söylemle eylemin taban tabana zıt olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu yüzden her gün tatlı kelimeler duyuyor ama acı tecrübelerle yüzleşiyoruz. Her gün olumlu çağrışımlar ortaya atılıyor ama olumsuz görüntüler artıyor. Günü kurtarma adına yeni kelimelere sığınılıyor: “çözüm” deniliyor ama çözülme tetikleniyor, “istikrar” deniliyor ama kölelik artırılıyor. Kısacası “yeni” deniliyor ama “eski” bile aranıyor.

Gerçeklerle yüzleşmeksizin algı yönetimleriyle geçiştirilen bu mantık bırakılmadığı müddetçe kendimizden uzaklaşacağız. Çünkü doğru “tedavi”nin ilk adımı olan doğru teşhisi yapmaktan sürekli kaçıyoruz. Her gün “doğru” bir şeyler söyleyerek aslında “gerçekler”i gizlemiyor muyuz “IMF’ye olan borcun ödenmesi” neden “katlanan borcun örtülmesi” şeklinde işliyor. Eğer IMF’ye olan borç bitti ise, neden hâlâ ülkemizin borcu artmaya devam ediyor Neden ekonomik büyüklükte 17. sırada yer alırken insani gelişme endeksinde 69. Sıradayız

Doğruyu söyleyerek gerçeği gizleyen bu mantık, asıl problemleri sosyal hayatta karşımıza seriyor, sorunları derinleştiriyor. Gençlerimizin sahipsiz kalması, depresyon ilaçları tüketiminin üç kat artması, sorunun derinleştiğini göstermek için yetmiyor mu Boşanmaların artması, mahkûm sayısının katlanması, maddeyi önceleyip manadan uzaklaşan bu zihniyetle mücadele için bir işaret değil mi Anlayana bir işaret yeter: insanımız yalnızlaştırılmıştır.

Acılarına dayanabildiğin kadar güçlüsün! Yalnız kalınca insan anlıyor ki: süslü kelimelerle karın doymuyor! Görüyor ki; bugün ne “milli irade” milletin menfaatinedir, ne de ekonomik istikrar milletin faydasınadır. Başkalarının size çizmiş olduğu modellerde başarılı olmak da asla mümkün değildir. Bu zihniyetle istedikleri kadar eylem planı hazırlansa da, dönüşüm programları açıklasa da, reformdan, restorasyondan bahsedilse de; lafla peynir gemisinin yürümediğini herkes görüyor. Bugün partisiz seçmenin yüzde elliden fazla olması bu gerçeğin bir göstergesidir.

Hakiki ile sahte fark edilmelidir. Bu sayede milletimizin; zamana yenik düşen, reel politiğe esir olan, değer yargıları ile hareket etmekten vazgeçenlerden vazgeçmeyi düşünmesi kolaylaşacaktır. Siyasete yeni anlam yükleyecek, yüklenen yeni görevleri yerine getirebilecek, siyasi hayatta ilkenin, duruşun önemini yeniden ortaya çıkaracak bir siyasi üsluba kapı aralanmalıdır. Çünkü bizi bekleyen sorunların çözümü, köklü farklılıklara ihtiyaç duymaktadır.

Mevcut sistemi sürdüren değil, dönüştüren çalışmalara olan ihtiyacın ne kadar da önemli olduğu açıktır. Eğer bu tespitler yapılmaz, çözümler üzerinde emek verilmezse sistemin sizi dönüştüreceğini, sistemin dönüştürdüğü insanlara bakarak anlayabilirsiniz. Ülkemiz, gerçek ihtiyaçlarına cevap verecek yönetici arayışıyla, siyasetin mevcut tükenmişliğinden dolayı anlamını yitirmesine engel olabilir. Derdini rehber edinen, acısını sevgisinden alan bu insanları, algı operasyonlarına kurban olmaktan kurtarmak, bu ülke için en büyük “yeni”lik değil de nedir!