Üniversite sayısının artmasıyla birlikte üniversite mezunu olmak artık neredeyse bir mecburiyet gibi algılanmaya başladı. Hele hele kayıt dönemi olan bugünlerde üniversiteler müşteri pardon öğrenci çekmek için birbirleriyle kıyasıya bir yarış içine girdiler. Koca koca akademisyenler o televizyondan, ötekine koşarak ne kadar kaliteli (!) eğitim verdiklerine dair kamuoyunu ikna etmeye çalışıyorlar. Doğrudan böyle ifade edilmese de üniversiteliysen adamsın, değilsen işin zor mantığı pompalanıyor. Diploma verebilmek için canhıraş koşturan üniversiteler, verdikleri diplomanın mezuniyetten sonra tam olarak ne işe yarayacağına dair çok da anlaşılabilir açıklamalar yapamıyorlar. Bunun neticesinde işsizlikle birlikte doğru orantılı olarak artan diplomalı genç işsizler ordusu sadece ekonomik değer kaybına sebep olmuyor, aynı zamanda sosyal sorunları da tetikliyor. İş bulamayan dolayısıyla ayakları üzerinde duramadığı için evlilik planlarını sürekli erteleyen ve hayata atılmakta geciken gençlerin en verimli dönemleri bilinçsizce heba olup gidiyor. Bize de elimizde genç nüfus oranı ile övünmekten başka bir şey kalmıyor.
Apartman katlarında, yüksek binalarda, ofis katı olarak kullanılabilecek mekânlarda oluşturulan sınıflar tam da işin kapitalist esaret boyutunu teyit ediyor. Kampus havasından uzak, otoyollara sıfır mesabesinde verilen ruhsatların mantığını anlamak gerçekten çok zor. Holdinglerin üniversite açma yarışına girmesini eğitime verdikleri değer olarak anlamak için çok çaba sarf ettim ama bir türlü buna kendimi ikna edemiyorum. Hepsi için elbette söylemiyorum ama öğrenci eşittir kolay ve garanti kazanç mantığının birçoğunun iştahını kabarttığını görmekten dolayı ilim adına, geleceğimiz adına utanıyorum. Eğitim de olsa işin elbette ekonomik boyutunun olduğunu biliyorum ama paranın ilimin önünden gitmediğine inananlar varsa, beni de ikna etmeleri için onlardan destek bekliyorum.
Üniversite eğitimi ile ilgili hal böyleyken, diğer taraftan ekonominin motor gücünün ara eleman sınıfı olduğunu söylememize gerek var mı bilmem. Türkiye’nin en büyük ekonomik probleminin yakın gelecekte ara eleman sıkıntısı olacağını düşünüyorum. Şimdilik bunu tam olarak hissetmiyoruz. Bunun nedeni de Suriye’den, Orta Asya ve Uzakdoğu’dan gelenlerin bir şekilde bu açığı kapattıklarıdır. Yani biz şu anda işgücü ithalatı yapıyoruz ama İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın yaptığı gibi değil. Kendi insan kaynaklarımızı verimli kullanamadığımız için plansız veya doğru planlanamamış ekonomik modellerle üretmediğini hoyratça tüketen bir mirasyedi gibi hareket ediyoruz. Yakın gelecekte terzilerimiz, oto tamircilerimiz Suriyeli, tesisatçılarımız, demir ustalarımız Uzakdoğulu, hasta bakıcılarımız veya sosyal hizmet görevlilerimizin çoğu Türkmen veya Özbek olursa bu benim için şaşılacak bir durum olmaz. Eskiden “eti senin kemiği benim” diye çırak olarak ustalara emanet edilen çocuklar vardı. Şimdi ne öyle ustalar kaldı, ne de çocuklarına çıraklığı layık gören aileler var.
Bütün bunlardan sonra başlıktaki soruyu bir kere daha soralım; her genç üniversite okumalı mı? Cevabı vermeden önce üniversite eğitimin bir ülke için çok önemli olduğunu elbette ifade etmeliyim. Mezun olduktan sonra ülkesine, milletine, devletine, ailesine ve kendisine karşı olan sorumluluklarını bu yolla yerine getireceğine inanan her gencimiz üniversite okumalı ve bu gençlerimizin enerjisi doğru bir şekilde böylece değerlendirilmelidir.
Ancak herkes de bilmeli ki, gençlerimiz üniversite mezunu olmadan da bütün bu sorumlulukları yerine getirilebilir, faydalı olabilir ve verimli bir ömür geçirebilirler.
Hiçbir ana-baba toplumsal baskıya esir olup, üniversite okumak gibi bir düşüncesi olmayan evlatlarını dişlerinden tırnaklarından artırarak diploma almaya zorlamasın. Sonra da ben saçımı süpürge ettim, yemedim yedirdim, giymedim giydirdim diyerek dertlenmesin. Adamlık sadece diplomayla kazanılan bir şey değildir. Çocuklarını iyi tanır ve doğru yönlendirirlerse hem kendileri, hem de çocukları adına en sağlıklı işi yapmış olurlar.