En kıymetli varlıklarımız olan çocuklarımız okullara maalesef besmelesiz olarak başlamakta ve ilkokul dördüncü sınıfa kadar din namına hiçbir şey duymamaktadır. İlkokul birden itibaren müzik dersi konulurken Din Kültürü dersi ancak dördüncü sınıfta sadece iki saat olarak verilmektedir. Çok geç de olsa müfredata konan bu ders konusunda uzman bir öğretmen tarafından verilmemekte ve sınıf öğretmeninin fikri yapısına, vicdanına ve insafına terk edilmiş vaziyettedir.

Bu şunu gösteriyor ki, belli bir yaşa ulaşıncaya kadar çocuklarımız dinden habersiz büyümektedir.  Beli bir yaşa ulaştıktan sonra da, birçok noktada fikri ve zihni doluluğa ulaşmış ve gençliğe adım atmak üzere olan çocuğa ne ölçüde etkili bir eğitim verildiği ortadadır. Esasen Milli Eğitim’in hazırladığı bu müfredatla dini öğretmek ve öğrenmek mümkün değildir.  Bunun için bu görev, sorumluluk sahibi anne ve babalara düşmektedir.

“Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı” (Nahl, 78) Ayet-i Kerime’sinin de işaret ettiği gibi dünyaya gelen her çocuk kafası tamamen boş olarak hayata başlar. Onun bir inanç ve istikamet sahibi olması ancak kendisine sonradan telkin edilen şeylerle olur. Burada küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’in talimi ve diğer dini ilimlerin öğretilmesinin önemi ortaya çıkar.

  Çocuklar,  ilk çocukluk devresinde anne ve babasının elinde her tür ön yargıdan uzak, saf ve kıymetli bir cevher gibidir. Her türlü bilgi ve beceriyi öğrenmeye ve yapmaya kabiliyetli olduğu gibi, kendisine verilen her şeyi almaya da yatkındır. İşte bu yaşta çocukların Allah, Peygamber, Kur’an ve sahabe sevgisiyle doldurulması lazımdır.

Peygamber Efendimiz, insanın bu yaratılış gerçeğini şu hadisiyle dile getirmiştir: “Her doğan (çocuk) fıtrat (İslam)  üzere doğar. Sonra onu anası-babası ya Yahudi yapar, ya Hıristiyan, ya ateşperest yapar.” (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5.)

Hadis-i şerif bizlere insan fıtratının öncelikle Hakk’ı kabul edecek bir yaratılış gerçeğine sahip olarak yaratıldığını bildiriyor. Yani erken yaşta verilecek sahih bir din anlayışının kendisine ulaşacak batıl din ve inançlardan daha etkin ve daha tesirli olacağını bildiriyor. O halde bu yaşlardaki çocuklarımız yani dokuz yaşına ulaşmadan bu eğitimin tamamlanmış olması lazımdır. Her yıl açılan yaz kursları ise bu fırsatı kapımıza getirmekte idi. Yavrularımız kısa bir zaman diliminde dahi olsa cami ile, namaz ile tanışmakta idiler. 

Ama şimdi malum sebeplerden dolayı camilerde bu eğitim yapılamayacak. Ama bu sefer önümüze yeni, bir fırsat doğdu ve Yaz Kur’an Kursu evimize kadar geldi.  Bu sene Yaz Kur’an Kursu programı uzaktan eğitim şeklinde yapılacak. Bu ise aslında bulunmaz bir fırsattır. Her evde anne-baba veya abla-abi kim sahip çıkacaksa o kimse, sorumluluğu üzerine almalı ve mutlaka bu programlara çocuklarını veya kardeşlerini dâhil etmeliler. Aynı zamanda da bu işi ciddiye alarak bir ders ciddiyetinde sürdürmelidirler. Mümkünse çocukla dersi çocukla birlikte yapmalılar.  Esasen bu çocuklarla daha yakın bir iletişim kurmak ve onları daha yakından tanımak için de bir vasıta olur.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği Yaz Kur’an Kursları “Kur’an Öğreniyorum”, “Kur’an Okuyorum” ve “Dinimi Öğreniyorum”  başlıkları altında hafta içi her gün sabahleyin 10.30-12.00 saatleri arasında; öğleden sonra ise 17.00-19.00 saatleri arasında verilecektir. Altı hafta çok kısa görünse de bu işi ciddiye alan her ailenin çocuğu bu zaman dilimi içerisinde çoğunun mutlaka Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrenecektir.  Esasen “Elif-Ba” cüzünü biraz çalışan çocukların iki haftada bitirmeleri çok doğal bir şeydir. 

Bu güne kadar çocuklarına Kur’an-ı Kerim’i öğretememiş aileler için büyük bir fırsat ve çocuklar için de büyük bir teşviktir. Hatta kendi çocuklarımızla da yetinmeyelim akraba, eş, dost ve çevremizde bulunan herkesin çocuklarını bu programa dâhil etmek için seferber olalım.

Diğer taraftan bu kursla her ne kadar küçük yavrularımız için açılıyorsa da Kur’an-ı Kerim bilmeyen genç-yaşlı herkes bu programdan istifade ile Kur’an-ı Kerim’i zahmetsizce öğrenebilir. Zira öğrenmenin yaşı yoktur ve bir Müslümanın bu kadar imkan varken halen daha Kur’an-ı Kerim’i okuyor olamaması çok büyük bir kusurdur ve telafisi imkansız bir kayıptır.

Pek tabii olarak işin resmi kısmı altı hafta ile sınırlı. Ama çocuklar anne ve babalara Allah Teâlâ’nın bir emanetidir ve onların tevhid ehli ve dini bütün birer Müslüman olarak hayata hazırlanmaları anne ve babaların daimi sorumluluklarında olan bir görevdir. Bu altı haftalık kurs bittikten sonra da yaz tatili boyunca ve hatta okullar açıldığında dahi çocuklarımızı Kur’an’la buluşturmaya ve onları Kur’an sevgisi ile yetiştirmeye devam edelim.

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat.” (İbrahim, 40)