Bir İslâm mücahidi, insanlığın onurlu kişisi Heniyye şehit oldu. Irkçı, emperyal güçler tarafından. Müslümanlar için şehadet onurlu bir sonun başlangıcıdır. Şehadet yeniden daha onurlu olarak bir diriliştir. Dünya emperyallerinin, güçlerinin, azgınlarının karşısında direnen bir Müslüman, bir mücahit, onurlu bir insan Heniyye’nin şehadeti ve yolculuğu kutlu olsun.
Hakiki ve sahih şehitlerimiz için elbette üzülürüz, hüzünleniriz, ağlar ve dövünürüz. Bir yere kadar. Ama biz biliriz ki bu, sıradan bir ölüm değil. Ulu bir makama yolculuk. Allah’ın rızasına uygun bir varış. Bir bayram günü, bir kavuşma günüdür şehadet anı.
Yeryüzü azgınlarının, yandaşlarının, suskunlarının, görmez bilmez görünenlerin, hatta Müslüman olma iddiasındaki gafillerin, aymazların, korkakların olduğu bir dünyada ve dönemde şehadet çok daha anlamıdır. Her ne kadar, bu kutlu oluşun, kavramın sulandırılışı, sıradan bir ölümün, laik, seküler ve kapitalist, İslâm karşıtı ölümlerin bile şehadetle onurlandırılmak istendiği bir zamanı yaşıyoruz. Bu kesimler özellikle de Heniye’nin şehadetinin İran’da olmasını mizaçlarına uygun yorumluyor, kanaat getiriyorlar. Zihinleri bulandırıyorlar. Toplumun önünde görünen, düşünür, gazeteci, bilmem ne kesilenler ısrarla bunu yapıyorlar. Bırakmıyorlar ki bu hüzünlü günümüzü hakkıyla ve sağlıklı yaşayalım. İyi bir analiz yapalım. Olayın sonuçlarının nereye varacağı üzerine düşünelim.
Şehadet hüznünü yaşayamamak şehadetin kendisinden çok daha ağır bir durumdur. Heniyye öncekiler gibi Hak yolda, Hak için şehit olmuştur. O yüce bir makama doğru yola çıkmış ve gitmiştir.
Öfkenin yönü, emperyalizme, Siyonizm'e, Batı ruhuna dönük olması gerekirken; bu ırkçı, mezhepçiler dikkatleri başka yöne çeviriyorlar. Yapanları, yaptıranları neredeyse masum ve haklı bir konuma oturtuyorlar. Yıllardır ülkemizdeki türlü cinayetler, karanlık odaklar, nefret kusucular, insanımızı birbirine düşürücüler böyle hüzünlü bir durumda bile rahat durmuyorlar. Şu namazlı, niyazlı, tesettürlü liberal kapitalistler, köşe başlarını tutucu, makam, para, refahlarından vazgeçmeyen trol ruhlular bu acımızı bile yeterince yaşamamamıza neden oluyor. İnsanları ciddî anlamda etkiliyor ve yönlendiriyorlar.
Siyonizm’in bu büyük tehlike için bölgeyi ve sınırları zorladığı bir zamanda. Netenyahu, daha ilk günlerde “bölgenin haritaları ve sınırları değişecek” dediği hâlde. Hatta kimi ülkelerin krallarına, başbakanlarına, yöneticilerine de gözdağı vererek. Onlar bu yöneticilerin hangi bağlarla nerelere ve kimlere bağlı olduklarını iyi biliyorlar. Korkak yöneticiler kendi ülkelerinde yapılan büyük operasyonları bile, korkuyla geçiştirirken, baskıyla oyunun içindeki önemli aktörleri, kışkırtıcıları ülkelerine göndermişlerdir. Ve hatta FETÖ denen o kişi bu ülkede elini kolunu sallayarak, bile bile gitmiş ya da gönderilmiştir? Bunların hiç birinin üzerinde kafa yormayan, susan, yutkunanlar İran söz konusu olunca birden celalleniyorlar. Dünya kamusu biliyor ki, Filistin’e doğrudan ve dolaylı yardım eden tek ülke İran’dır. Yemen, Lübnan, Hizbullah güçlerini İran’dan alıyorlar.
Şu mezhepçi ve ırkçılar Türkiye üzerinden kardeş Azerbaycan petrollerini Siyonist İsrail’e gönderen, pazarlayanlara hiç ses çıkarmıyorlar. Ülkemizde Yahudilere ait sermaye kuruluşları, isim değiştiriyor, şirketlerine Müslüman adamları alıyorlar ve ticaretlerini bal gibi sürdürüyorlar. Şu limanlarımızı özelleştirme yoluyla Yahudilere verenleri hiç anımsamıyorlar.
Emperyalizmin bu azgın kuşatmasında iç sorunlarımız bir kenara bırakmak gerekirken, birbirimizle didişiyor, zihinleri bulandırıyor, düşmanlık alanlarını içimizde yoğunlaştırılıyor. Zaten çektiğimiz ve yaşadığımız en büyük travma, kendi ırk üstünlüklerini öne sürerek Hak ve Hakikati göremeyecek kadar körleşiyorlar. Sorunumuz emperyalizm midir, Filistin midir, Kudüs ve Mescid-i Aksa mıdır, insanlığın yaşadıkları mıdır, nedir?
Bırakın da hakkıyla şu şehadet hüznünü yaşayalım, geleceğe daha emin adımlarla yürüyelim, emperyalizmin oyununu bozalım, kendimiz olalım.