EN büyük yanılgı “herkesin onayını almak gerekir” düşüncesine kapılmaktır. Hakikat çoğu zaman yalnız gezer. Destekçisi olmayabilir.
Bazense “muhalefet var olmanın tek şartı” mantığı ile her şeye karşı çıkanları görürsünüz. Eleştirmek isterken hakaretlere mağlup olanlara sorsanız “neden beğenmedin” ya da “neden sakıncalı” diye, cevapsız kalırsınız. Kendi doğrusunu diri tutmak için rastgele inkara başlar. Olmayan şeyleri mantık dışı düşüncelerle savunmaya çalışır. Bir kişinin sözünden bir milyonun aklını okuyuverir. Hata. Böyle durumlarda örgütlü olmak haklı olduklarına inanmalarına sebep olur. Oysa hakikat destekçi aramaz. İspat istemez. Çünkü hakikat mutlak bir bilgidir, teorik değildir. Çürüme ihtimali yoktur. Dogmatiktir.
Herkese göre değişen şeyler hakikat olamaz. Bir örnek vermek gerekirse lirik şiir diyebiliriz. Herkes lirik sevmez her şair lirik yazmaz fakat bu lirik şiirin olmadığına bir işaret değildir. Ya da ilham. İlham herkese gelmez fakat bu da ilhamın yokluğuna bir delil değildir.
Dünyaca ünlü bir kitabı hiç duymamış on kişi olsun. Onlara “bu kitabı duydunuz mu” diye sorup red cevabı alınca da “bakın gördünüz mü bu kitap dünyaca ünlü filan değil kimse bilmiyor” demenizin o kitabı ünsüz yapmayacağı gibi.
Kendi grubunuzda önder belirlediğinizin her köşe yazısını mutlak hakikat sanmanız gibi. Bu yanılgıyla ileri gidip “Müslüman intihar etmez, Müslüman arabesk olmaz, Müslüman vs yapmaz yapıyorsa zaten Müslüman değildir” küfrüne adım atmak gibi. Kalbinde zerrece iman olana “bu Müslüman değildir” diyen dinimizce kafir kabul ediliyor. Nefsin insanı düşürdüğü devasa kara çukura ve onun korkunçluğuna bakın. Dilerse her gece bin rekat namaz kılsın, tekfir ile kafir olduysa zayi etti her şeyi.
Kalpleri yarıp bakan ne çok insan var!
Gündeme yakın bir bakışla makamlı Kur’an okunmasına değineyim. Onu sesle süslemek Efendimiz s.a.v. nin bize bir tavsiyesi. Sesli zikirlerde dikkatinizi çekmiştir, teganni vardır. Bunu kalbin zikre dahil olmasını sağlamak için yaparlar. Makamlı okuma da insanın manevi uzuvlarına hitaptır. Onu dinlerken ot gibi dinlemeyelim diye, ondan mümkün oldukça etkilenebilelim diye. Ezanın makamı gibi. Bizi adeta Kur’an’ın ruhuna çekmek onun ruhunu bize yaşatmak için makamlı okuma müthiş bir kaynaktır.
Kur’an okunurken topluluktan bir kişinin dinlemesi yeterli. Farz-ı kifaye.
Ve gelelim son söze, kalbini bir şekilde Kur’an’a bağlamış hafız olmuş ve eğer sapmazlarsa şefaatçi olacak olan o güzel insanların acaba ne ara kalplerini kestiniz de içlerine baktınız da çil çil altınları gördünüz? Ve acaba siz yaşarken hangi rüyaları görüyorsunuz? Hangi nimetlere kalbinizi kapattınız da, nelerden el ayak çekip nefsinizi terbiye ettiniz de başkalarına eleştiride bulunma hakkını kendinizde buluyorsunuz?
Ayetlerin çoğunluğu tek bir şey söylüyor “kibirli olan cennete giremez”.
O gün karınca suretinde haşr olurlar, çevrelerindeki her şey onlardan büyüktür, mealini de mi unutuyoruz?
Kibri tanımak için kibirli olmak gerekseydi Efendimiz s.a.v. “kibirliye karşı kibir sadakadır” buyurmazdı.
Böyle çelişkilerde “o olsaydı ne yapardı” diye düşünmek yeterli.
Mahallenin insanları karşı mahallelere karşı ezikken kendi mahallelerini yıkmaya ne de hevesliler.