Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Hayatı ve ölümü yaratan Allah’tır. Allah, hayatı ve ölümü insan olarak yarattığı varlığı imtihan etmek için yaratmıştır. İnsan, imtihan eden Allah’ın koyduğu kurallara uyarsa imtihanı kazanır. Dünya hayatının bir imtihan hayatı olduğu mutlak bir gerçektir. İnsanlar bunu böyle kabul etse de etmese de, bu gerçek Allah’ın bir hükmüdür ve bu hüküm değişmez. İnsan, bu dünyada Hak ile Batıl arasında cibilliyet ve karakterine göre kendisi için bir istikamet seçer.
Allah, biz insandan ne istiyor Neye uymamızı, neden kaçınmamızı istiyor Bunun için Kur’an’ı iyi okumamız ve anlamamız gerekmektedir. Geliniz şu Kur’an ayetlerini birlikte okuyalım ve anlamaya çalışalım. MAİDE 3: “Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla (piyango, loto ve totoyla) kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İSLAM’I beğendim…” diyor Rabbimiz. Bu ayet, bir düzen ortaya koyuyor. Bu düzen, maruf ve münker düzenidir. Ve İslam Allah’tandır. İslam’a uymak yaratılış görevimizdir ve bizi Allah’ın rızasına taşıyacak olan, ilahi bir nizamdır. MAİDE 5: “Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (Yahudi, Hristiyanların temiz) yiyeceği size helaldir, sizin (temiz olan) yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim (İslami hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.” Bu ayette zikredilen hususlar, uymamız gereken adil bir düzenin esaslarıdır. Bu esaslar toplumu güçlendirecek ve huzur ve barışı sağlayacak esaslardır. Bu esasların dışında insanlığa saadet getirecek bir şey de yoktur. Çünkü İslamsız saadet olmaz. MAİDE 50: “Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır ” Allah’ın insan için önerdiği, mükemmel esaslar üzerine bina ettiği bir düzeni beğenmeyip, onun yerine zanların ürünü olan cahili, aciz bir düzeni koyanlar, büyük bir yanılgının içinde debelenip dururlar. Allah’ın bu anlayış sahiplerine dünyada mühlet ve imkân tanıması sadece verilen avanstan başka bir şey değildir. ENAM 125: “Allah, kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.” Kur’an’ın mefhumlarını doğru anlamak, insanı doğruya taşır. Bizim eğitim sistemimiz Kur’an’ın mefhumlarını yok saymakta, batılıların mefhumlarını Kur’an’ın mefhumlarından üstün görmektedir. Biz, bu yüzden Allah ve Resulünün emirlerine değil, batılıların bize dayattıkları batıl şeylere itibar eder ve uyar hale gelmişiz. Bu gidişatın sonu helak olmaktır. Müslümanlar olarak nefis muhasebemizi Kur’an ve sünnet ölçeğinde yapmanın yolunu bulmalıyız, tövbe etmeliyiz. Ve İslam’ı kendi mefhumlarıyla öğrenmek için yoğun bir seferberlik içine girmeliyiz. Milli Görüşe dönmeliyiz. Kur’an’ın düzeninden kaçan, batılılar gibi düşünüp Müslümanca yaşamaya çalışan bir topluluğun yaşadığı kısmi şeyler Müslümanlık olmaz.
Batıl bir anlayışın siyesi temsilciliğini yapan bir kadronun zaferi için saf tutanlar, bu anlayışın oy deposu olanlar, bu davranışlarıyla ancak kendilerine zarar verirler. İslam’ın kesin hükümlerini yok sayarak kendi basit çıkarları için, AB kıstaslarını İslam’ın esaslarından üstün sayan kadrolara payanda olanların elde ettikleri ve kaybolmasından korktukları dünyalık şeyler, günün birinde başlarına bela olacaktır. O gün, onlar için tövbelerin kabul edilmeyeceği gündür. Uyan ey ben Müslümanın diyen güruh, KENDİNE GEL SAADETE GEL.
NE OLACAK
Allah’ın dediği olacak. Bir toplum, Allah ile harp ederek bir yere gidemez. Bu ümmetin helaki tefrika yüzünden olacaktır. Müslümanların siyaseten tek bir ümmet olmaları Allah’ın emridir. Ümmetin görevi ise insanların saadetini sağlayacak iyilikleri yürütmek kötülükleri engellemektir. Bu görev şartlara göre ayar çekilen bir görev de değildir. Şartlar ne olursa olsun marufu emretmek, münkeri engellemek her Müslüman ümmet üzerine farzı ayın bir vecibedir. Şimdi bir seçim oldu. Bu seçimde meclise giren dört parti, çözümü İSLAM’DA değil, BATIDA görmektedir. Bunun için çözüm üretemezler. Üretilmiş çaresizliğin oyununu oynarlar.
Bu partiler, bu batıl yolu terk ederler, İslam’ın getirdiği hak ve adalet esaslarını ölçü olarak benimserler ise, o zaman çözüm üretebilirler. Batı için değil, Allah rızası için yönetme yoluna girerlerse başarılı olurlar. Yoksa İslamsız saadet olmaz, olmaz, olmaz. Olmadı ve olmayacak. BAKARA 23-24: “Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.” vesselam.