Ülkemizin dünya içindeki ağırlığı iki konuda büyük önem taşır: Birincisi; organizasyon bölgesi, ikincisi operasyon bölgesi olması. Organizasyon, insanla ilgili olurken operasyon ise imkânla ilgili pozisyona işaret etmektedir. İçerisinde yaşayan bizler açısından henüz organizasyonel gücünü yeni keşfetmeye başladığımız bu dönemin, dışarıdan bakıldığında ise operasyon için düğmeye basılma dönemi olarak görülmesi manidardır.

Organizasyonel olarak güçlü olmak operasyonel olarak da güç sağlayacağına göre; acaba biz kimin değirmenine su taşımış oluyoruz Bu sorunun cevabını siyasete on yıllık pencereden bakan kuşak veremez. Kırk yıllık pencereden bakıp da; 1950 sonrası dünyanın politika değişikliğine benzer bir değişimin 1990 sonrasında da yaşandığını görenler ancak cevap verebilirler. Aslında bu cevap; bizleri ilm-i siyasete yeniden mecbur kılmaktadır. Çünkü “çalkantılı zamanlarda en büyük tehlike kargaşanın kendisi değil, dünün mantığı ile hareket etmektir”. Onların hep bittiği sandığı anda çelikleşerek büyümeye mecburuz.

Bu mecburiyet, tabela ve etiket algısının kaldırılarak hizmet edilmesini teminle istikamet bulacak, ekibin birbirinin özelliğini iyi bilen bir yapıya kavuşmasıyla hedefine ulaşacaktır. Toplum açısından asıl etkisi ise zihniyet farkının yaşanmasıyla olacaktır ki; bunu da şartlar sağlayacaktır. Ancak bizler, şartların sağlayacağı zihniyet farkımızı bugünden ortaya koymak yerine farklılığımızı millet lehine dönüştürecek atılımlar içerisine nasıl gireceğimizi düşünmeliyiz.

Bu dönüşümün yönetim olarak gerçekleşmesi, “başkan”dan çok “kurul”un ön plana çıkmasına ve ehliyetle yeteneğin buluşturulmasına bağlıdır. Organizasyon gücümüz “önem” açısından kavrandığı kadar “proje” açısından da kavrandığında fayda üretmeye başlayacak, operasyonel olarak da çözüm sunacaktır. Bu kadar önemli işler bizi beklerken kendi iç meselelerimizi gündem yapmamız ise imtihanın bir cilvesi olsa gerek… Halbuki, “kayıp gündem”imizi acilen bulmalı, iç meselelerimizi “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla çözüme kavuşturmalıyız.

Organizasyondan operasyona geçmek, “kelle”ye değil, “kafa”ya odaklanmaktır. Çünkü gelişmelerinin hem organizasyonel hem de operasyonel olarak lehimize gelişeceği açıktır. Sadece bilmemiz gereken; 1990 sonrası politika değişikliği gereği iktidara geliş şeklinin de değişmiş olacağıdır. Olaylara oy oranları ya da listedeki sıraya göre değil de, fayda üretme kapasitesine göre bakabildiğimizde gerçek gücümüzün de farkına varabiliriz. “Zulmün asla payidar olamayacağı”na ve “zaferin yakın olduğu”na inancımız tam ise, organizasyonumuzun gücü de tamam olacaktır. Operasyonumuz ise, kimin değirmenine su taşıdığımızı bildiğimiz taktirde, hiç kimsenin tasavvur bile edemeyeceği boyutlara ulaşacaktır. Çünkü bir güç var, güçten içeru!