Müslümanların yeniden hayata dâhil olabilmek için kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir. Peki, günümüzde Müslümanlar hayata dâhil değil mi? Baktığımız zaman siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından sosyal çevreye kadar her alanda kendini dindar olarak tanımlayan Müslümanlar yer almaktadır. Ne yazık ki, bu varlık hayata dâhil olduğumuz anlamına gelmemektedir. Çünkü hayata dâhil olmak, makam mevki sahibi olmakla, servet sahibi olmakla, siyasette söz sahibi olmakla gerçekleşen bir durum değildir.
Hayata dâhil olmak için hayatın içinde Müslümanca bir duruşu gerçekleştirmiş olmak gerekir.
Yani hayata dâhil olmak, servet yığınlarına, bu serveti bir sömürü aracı olarak kullananlara karşı durabilmeyi gerektirir. Hayata dâhil olmak haklıya hakkını verebilmeyi, haksızın önüne set olabilmeyi gerektirir. Hayata dâhil olmak mazlumun yanında olabilmeyi, zalime korku salabilmeyi gerektirir.
Hayata dâhil olmak Suriyeliyi yük saymamayı, Filistin haberlerinde kanal değiştirmemeyi gerektirir. Hayata dâhil olmak çöpe ekmek atmamayı, komşusu açken tok yatmamayı gerektirir. Hayata dâhil olmak teraziye sahip çıkmayı, ölçüye riayet etmeyi, eksik tartmamayı gerektirir. Hayata dâhil olmak toprağa baktığında inşaat hayal etmemeyi, dut ağacından rahatsız olmamayı, külfete girmeden nimete talip olmamayı gerektirir. Hayata dâhil olmak iş alımlarında liyakati önemsemeyi, mülakata güvenmemeyi gerektirir.
Hayata dâhil olmak adaleti öncelemekle olur. Adalet bir sığınaktır mazlum için. Mağdurun, güçsüzün tek sığınağı adalettir. Hayata dâhil olmak demek bu sığınağı sonuna kadar açmak demektir.
Hayata dâhil olmak ölü ruhlara hayat vermekle mümkündür. Eğer bir kalp bizde diriliyorsa bizler hayatın içerisindeyiz demektir. Yoksa Müslümanlığımızı birilerinin gözüne sokarak, yaşadıklarımızla dediklerimizden uzaklaşarak kalplere hayat veremeyiz. “Hal”imiz en güzel sermayemizdir. Eğer hayatın içerisinde olmak istiyorsak “Hal”imizi gönüllerde yaşatmamız gerekecektir.
Unvanını isminden önce söyleyen, makam için, mevki için, şöhret için, servet için kimliğinden kişiliğinden taviz veren bir Müslüman söz konusu olamaz. Hayatını Müslümanca yaşamayanların sahip oldukları ne varsa, hayattan koparılmış şeylerdir. Kendi inşa ettikleri Babil kulelerinde yaşamaktan başka bir amaçları kalmamıştır. Şikâyet ettikleri konulardan şikâyet edilenlerin hayata dair söyleyecekleri kalmamış demektir.
Müslümanlığımızı her daim sorgulamamız gerekiyor. Kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruç bizi hayatın içine almıyorsa bir yerde sorun olduğunu anlamalıyız. Düşene uzanan el, sekene verilen omuz, ağlayana uzatılan mendil biz değilsek hayatın dışındayız demektir. O yüzden Müslümanlığımızı bütünüyle hayata sunmalıyız. Çünkü hayatın içinde bizim vereceğimiz bir kova suyu bekleyen binlerce çiçek, binlerce fidan vardır. Hayata dâhil olalım ki, çiçeklerimiz solmasın, fidanlarımız kurumasın.