Bu Kâinatın Sâhibi, Mâliki, Mutlak Hâkimi olan Allah-u Azimüşşân’ın yarattığı son hayat sahibi nev, insanoğlu idi. Şâirin, “Âdet budur, âhirde gelir ekâbir” demesi gibi; Rabbimiz de yeryüzünü, gökyüzünü, bu iki mahlukatının bütün müştemilâtını, sekenelerini, yani bitkileri, hayvanları, melekleri, cinleri yarattıktan sonra insan nevini, yani ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem Aleyhisselam’ı ve akabinde de Hz. Havva validemizi yaratmıştı. Bakara Sûresi’nde anlatıldığı üzere, Rabbimiz, Hz. Âdem Aleyhisselam’a bütün mahlukatın isimlerini ve esmâ ilmini öğretmişti. Bir de insanlara hükümlerini açıklayan 10 suhuf vermişti.
Allah-u Teâlâ, insanoğlunu yeryüzünün halifesi kılmıştı. Yani, bu geçici mekanında yaşarken Allah’ın hükümleriyle hükmedecek, helal kıldıklarından istifade edecek, haramlardan uzak kalacaktı. Helal dâiresi genişti, her türlü keyfe kâfi idi. Bu dünya, imanla, İslâm’la, İslâm’ın tesis ettiği kardeşlikle güzeldi. Bu şekilde Allah’ı ve âhireti unutmayanlar, bu dünyadaki misafirliklerini tamamladıktan sonra berzah âlemine geçecek ve ebedî hayat başladıktan sonra da cennette mesudâne bir hayat yaşayacaklardı.
Şu son koronavirüs musibeti; imanlı, İslamlı hayatının güzelliğini kör gözlere dahi gösterdiği gibi, bu dünya hayatının aynı zamanda kardeşlikle ve kalabalıkla güzel olduğunu da gösterdi. Daha önceleri, bu güzelliği birkaç defa müşahhas şekilde görmüştüm.
2007 yılıydı, çocuklarımla birlikte Ramazan umresine gitmiştik. Bizi götüren firma dolandırıcı çıktı. Bize yaptıklarını o tarihte köşemde yazmıştım. Biz, üç kişi idik. Bir karı koca umreci ile birlikte beş kişi idik. Bizi bir araba ile havaalanına gönderdiler. Firma sahibinin oğlu (kendisi 20 senedir Mekke’de yaşamasına rağmen bir defa bile Harem-i Şerif’e gitmemişti. Öyle biriydi) havaalanına gelip pasaportumuzu ve uçak biletimizi vereceğini söylemişti. 5-6 saat önceden havaalanına gittik, beklemeye başladık. Derken uçağın kalkmasına 3 saat kaldı, gelen yok. 2 saat kaldı, gelen yok, 1 saat kaldı gelen yok. Derken vakit doldu. Biz orada kaldık. Meğer maksadı, bizi bu şekilde Suud idaresi vasıtasıyla göndertmek, uçak bileti masrafından kurtulmak imiş. Zira o sıralar, Suudlular harıl harıl Ramazan umresine gelip de hac zamanına kadar kalmak isteyen kaçak hacıları aramakta ve yakaladıklarını uçaklara doldurup göndermekte idiler. Havaalanına gelirken, bizi götüren Afganlı şoföre firmanın bize yaptıklarından bahsetmiştik. O asil insan da bizim gittiğimizden emin oluncaya kadar orada beklemiş. Bizim havaalanından çıktığımızı görünce yanımıza geldi ve bizi polislere yakalatmadan otelimize götürdü. Biz de bir şekilde o üçkağıtçı adama ulaştık ve kendisini şikayet edip ikamesini iptal ettireceğimizi bildirdik. Korktu ve bir hafta sonrasına uçak biletimizi alıp bize teslim etti. Bütün bunları konumuzla ilgili yaşadıklarımıza getirmek için anlatıyorum: O bir hafta boyunca biz beş vakit namazımızı Kâbe-i Muazzama’da kıldık. Ancak Kâbe bomboştu. İkinci katta hiç kimse yoktu. Kabe’nin avlusunda ise bir sıra tavaf oluyordu. İşte orada hayatın kalabalıkla güzel olduğunu anladık.
2008 yılında, 33 yıl yaşadığımız İstanbul’dan memlekete avdet ettik. İstanbul’dan gelince Gaziantep bize köy gibi geldi. Sâkinliğe, sessizliğe alışamadık. Bir sene sonra sılâ-i rahim için bu defa İstanbul’a gidince, köprünün girişindeki müthiş trafiği gördük. Boğaz köprüsünden, o müthiş kalabalık refakatinde geçerken, “İşte bu! Bu şehirde hayat var!” dedik ve kalabalığın güzelliğini gördük.
Koronavirüs sebebiyle, yollar boş, parklarda kimse yok. Çocuk cıvıltıları duyulmuyor. İnsan dostlarına, ahbaplarına gidemiyor. Camiler kapalı. Hayatın tadı-tuzu kalmadı. İnsan bir kere daha anlıyor. Hayat, imanla, İslâm’la, kardeşlikle ve kalabalıkla güzel…
“Ya Rabbi beni hiç kimseye muhtaç eyleme!” diye duâ etmek yanlış. Allah bu dünyada bizi birbirimizin ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde yaratmış. Bırakınız onu bunu, şu berberlerin kapalı olması bile bir işkence… İnşeAllah aklımızı başımıza alırız. İmanımızın, İslâmiyet’imizin, kardeşliğimizin ve birbirimizin kıymetini biliriz. Yahu kardeşlikler, bu dünya birbirimizle güzel. “Şerefü’l mekân bîmekin…” Hey cami cemaati! Hey komşular! Hey sitemizin arabaları kale direği yapan afacan çocukları! Hey dostlar! Akrabalar! Ahbaplar! Bakkal Hasan Efendi! Berber Mehmet usta! Özledik be yahu sizleri… Rabbim sağlıkla, selâmetle, huzurla kavuştursun inşeAllah…