Ekonomik tablolar ekonomiyi gösterirken, sonuçların
tabloları yalanlaması, ekonominin sadece ekonomi olmadığının ispatıdır. Bu
yüzden ekonomi işadamı kimliği ile takip edilebilecek bir değişim alanı
olmaktan da çıkmıştır. Komplike ve birbirini mütemadiyen etkileyen bir düzenden
bahsediyoruz ve küresel ekonominin dişlilerine takılan bir Türkiye görüyoruz.
Asıl soru(n) ise; makro ekonomik tabloların iyi gösterilmesi bizi kurtaracak
mı
ASKON’un son genel kurulunda başbakanın, dinleyenlere bu
soruyu akıllarından geçirme yönünde bir sözünü dikkate değer buluyoruz: “Biz
geldiğimizde toplanan vergilerin tamamı faize gidiyordu, şimdi biraz artıyor”.
Bu cümlenin ne kadar önemli olduğu bilmek ve sonuçlarını görmek bizce ekonomik
tabloları incelemekten daha mühimdir. Öncelikle şu tespiti yapalım: son on
yılda toplanan vergilerde artış sağlaması vatandaşa daha fazla yük olunduğunun
bir işareti değil midir
Vergi artışı, vergi oranları arttırılmadan üretim artışı ile
gerçekleşmediğine, üstelik dolaylı vergilerin payı daha da arttırıldığına göre
bu uygulama millet lehine değildir. Bunun millet lehine gösterilmesi bile bir
“ustalık” ister. Vergi artışı ile borç artışı arasında bir paralellik
olmadığına, borçlar katlamalı olarak arttığına göre, önceki dönemlere göre daha
fazla faiz ödenmiş olunmaktadır. İstatistiğin bir güzelliği(!) de bu olsa gerek…
Daha da önemlisi toplanan vergilerden faizler ödendiği gibi
geriye bir şeylerin kalmasıdır. Bu demek oluyor ki; vatandaşın sırtından o
kadar çok kazanıldı ki, kat kat artan faizler ödenmiş, kalanıyla da yatırımlar
icra edilmiştir. Bu tabloya bakınca sormak zorunda kalıyorum: Bu ülkeye son on
yılda kazandırılacak “yenilik” bu mu olacaktı Aslında gerçek soru şu: “Son 10
yılda ülkede yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin dünyadaki şirketler gözünde
değerinin artması, milli gelirinin yükselmesi” millet lehine midir, aleyhine
midir
İşte bu, sadece bir işadamı perspektifi ile algılanacak bir
olgu değildir. Bir ekonomi, tasarrufu ve ihracatı artırmayı, ara malı imalatını
arttırmayı, nokta hedefler koyarak yapısal sorunları çözmeyi planlamadığı
taktirde, ekonomideki çelişkiler yumak olmaya devam edecektir. Bu durum,
kördüğüm oluşturmadan mevcut ekonomik mantığın kırılması gerekiyor. Bunun için
de tablodan çok sağduyuya ve tedbire ihtiyaç duyuyoruz.
Sağduyu sahibi olmak, elbette bir “hakkaniyet hattı”
kurmaktan geçmektedir. Bu ise, işçi sendikası başkanını işadamları kongresine
divan başkanı yapmakla başlasa da, işçiden ve işverenden alarak sistemi
beslemeye dayanmaz. Çünkü, hakkaniyet insanı yaşatmayı hedefler, devlet de bu
sayede yaşar. Sonuçta, sistem kendini yeniliyor, zulüm de… Ama irfanlar
yenilenmediği için olsa gerek kurbanlar hiç değişmiyor, sadece sayıları
artıyor. Sistemle devleti birbirinden ayıramayanlar hangi hattın kurbanı
olduklarını öğrenmelidir. Çünkü mevcut hat, hat olmaktan çıkmış dünya sathı olmuştur. “Haklı Zenginliği” kendine vizyon edinenler
buna son vermek istiyorlarsa, çıtalarını dernekten konfederasyona
çıkarmalıdırlar. Üstelik bu kuruluş felsefelerine de uygundur. “Türkiye’nin
yeni gücü” olmak isteyenler, “kalkınma
tutkusuna” sahip çıkmalı, “haklı zenginlik peşinde” “doğru adımlar” atarak
“yarının inşası”nı gerçekleştirmelidir. Elbette “derin özgürlük” isteyen bu
süreç, “marufun egemenliğine” dayanmalıdır. Böylece “hakkaniyet hattı” da dünya
sathına yayılmış olacaktır.