Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Günümüz Müslümanlarının yaşadığı krizin temel sebeplerinden birisi de “hâkimiyet” konusundaki cehalettir. Hâkimiyet; hükümran olmak demektir. İbni Haldun’un tarifiyle hâkimiyet; “sahibinin gücü üstünde bir gücün bulunmamasıdır.” İnancımıza göre hâkimiyet yalnızca Allah’ındır. İlahi iradeyi cumhurun yani İslam âlimlerinin ve toplumun önde gelenlerinin çoğunluğunun iradesi temsil eder. Devletin varlığı Allah içindir. Devletin icraatı, Allah’ın hidayet ettiği doğru yola ters düştüğünde düzeltmek gerekir. İslam’da, muvazaa; yani danışıklı iş, danışıklı dövüş, şike ve müdahale olmadan kullanılması öngörülen hâkimiyet; şahıslarla kaim olmayıp kıyamete kadar geçerli ve değiştirilemez ilkelere sahiptir. Bu hâkimiyet; beşeri rejim ve düzenlerin zaafları ve yozlaşması ile illetli değildir. Bundandır ki insanların beğenmeyip devamlı değiştirerek yaz-boz tahtasına çevirdikleri beşeri egemenlik ile hiçbir şekilde uyuşmaz. Hükmü; Allah’ın hükmünden güzel olan kimse yoktur.
Hakkın hâkimiyeti ve batılın hâkimiyeti olmak üzere iki tip hâkimiyet vardır.
HAKK'IN HÂKİMİYETİ
Hak, İslam’dır ve İslam Allah’tandır. Buna göre hak ve adalet ölçülerini Allah koyar. Hakkın hâkimiyetinin mükemmelliği buradadır. Ahzap 36: Müminler, Kur’an ve Sünnet ile bildirilen emir ve yasaklara uygun bir düzen içinde hareket ederler. Bunun dışında, bir tercih yapmaları haram kılınmıştır. Allah, Şûra Sûresi 38. ayette müminleri şöyle tanımlar: “Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.” Müminlerin bunun dışında başka bir yolu ve düzeni olamaz. Hakkın hâkimiyetinin önemli özellikleri şunlardır: 1. Mülkün sahibi sadece Allah’tır. Allah Resulü ise Allah’ın kendisine bildirdiği hak ve adalet ölçülerine göre adaleti tesis eder ve insanları yönetir. 2. Hakkın hâkimiyeti karşısında bütün insanlar, temel insan hakları bakımından müsavidir. 3. İnsanların, dünya ve ahiret saadetleri, Kur’an ve Sünnette bildirilen hak ve adalet ölçülerini doğru okumalarına ve anlayıp uygulamalarına bağlıdır. 4. İnsanların sahip olduğu meziyetler, Kur’an ve Sünnet ile bildirilen hak ve adalet ölçülerinin yerine başka bir ölçüler koymaya yeterli gelmez. İnsanların görevi bildirilen ilahi kurallara itibar etmektir. 5. İnsanların, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak görevi; bildirilen ilahi hükümlere uygun Adil Bir düzen ve Yeni Bir Saadet Dünyasını kurmaktır.
BATILIN HÂKİMİYETİ
Bu hâkimiyet; Allah ve peygamberlerine isyan edenlerin hâkimiyetidir. Bu hâkimiyetin temel özelliği cehalet ve nankörlüktür. Bu hâkimiyetin mensupları ise inkârcılar, müşrikler ve münafıklardır. Batılın hâkimiyetinde itaat edilen şey tağuttur. Tağut; Allah ve Resulünden başka kendisine itaat edilen her şeydir. Bu; insan, put, şeytan veya başka bir şey de olabilir. Bunlara itaat edilmez. Maide 50: “Onlar, hâlâ o cahillik devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allah’tan daha güzel hüküm verecek? Fakat bunu, gerçek anlayış sahibi olan bir toplum bilir.” İnsanların değer ölçülerinin kıstası değişip durduğundan; bilgi ve görgüleri zamana ve mekâna, eğitim düzeylerine ve daha pek çok sebep ve sınırlayıcı şartlara göre farklılık arz ettiğinden, hepsinin ittifakla kabul edebilecekleri bir egemenlik anlayışı yoktur. Günümüzde batılın hâkimiyeti; ırkçı emperyalizm ve Haçlı Batı tarafından tesis edilmiştir. Münafıklar ise ırkçı emperyalizm ve Haçlı Batı’nın tesis ettiği batılın hâkimiyetinin en sadık müttefikleridir ve onların gayelerine hizmet etmektedirler. Allah, batılın bütün önderleri ile mücadeleyi emretmiştir. Nisa 76: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise tağutun yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın velilerine karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi pek zayıftır.” İnkârcılar, müşrikler ve münafıklar; materyalizmin, faizci kapitalizmin, materyalist eğitimin ve zulüm kanunlarının ayakta kalması için savaşırlar. Onun uğrunda mallarını harcarlar. Çünkü çıkarları, kurdukları zulüm düzeninin hâkimiyetiyle kaimdir. Onun yıkılmasını istemezler. Ancak Allah; onların hile ve tuzaklarının, gayet zayıf olduğunu, örümcek ağına ben¬zediğini ve o zulüm ağını parçalayıp temizlememiz gerektiğini bize emreder. Müminler, bu emri yerine getirmenin şuurunu kaybettikleri için, batılın hâkimiyeti devam ediyor.
ALLAH’IN DAVETİ
Allah, insanları “selam yurduna” davet ediyor. Yunus 25: “Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.” Selam yurduna gidebilmenin yolu da yine ‘selam’ dini ve düzeni olan İslam’a teslim olmaktan geçer. İnsanların İslam’ı itikat ve düzen olarak seçmesine ve İslam’ı, hayatlarında Adil Düzen haline getirmeleri için telkin ve teklifte bulunanlar, hakkın hâkimiyeti için çalışanlardır. Bunlar Allah’ın methine mazhar olmuşlardır.
Fussilet 33: “İnsanları Allah’a çağıran, onların saadet bulması için faydalı işler yapan ve: ‘ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” Bu dünya hayatında kişilerin değil, hakkın ve hakikatin hâkimiyeti için çalışmak emredilmişken, bunun aksini yapmak “kulluk imtihanını” kaybetmekten başka bir sonuç doğurmaz. Hakkın hâkimiyeti için, kötülükler ve kötüler ile yani inkârcılar, müşrikler ve münafıklar ile mücadele etmek gerekir. Müslümanlık, bunu idrak ederek davranmaktır. 1969 yılında Erbakan Hocamız ve arkadaşları tarafından Millî Görüş hareketi bunun için başlatılmıştır. Millî Görüş hareketini ve onun tek temsilcisi Saadet Partisi’ni AK Parti ve CHP üzerinden tanımlamaya çalışmak, bu millete yapılacak en büyük kötülüktür. Millî Görüş, bu milletin tek sağlam hücresidir. Bu hücreyi muhafaza etmek hepimizin görevi olmalıdır. Selam hidayete tabi olanlara…