Dünyanın karmaşık sistemleri, ideolojileri, akışları, kültürleri birbirine karışmış bir durumda. Bütün yollar Allah’ın insanlığa sunduğu Hakikat’in ana izleğinden sapmış olmasıdır. Peygamberler medeniyetinin, buna bağlı ana izleğin varlığı elbette saf hâliyle var ve ortadır.

Her ideoloji ve kültür kendisini merkeze oturtur ve kendi gerçeğini savunur, yaşamaya bakar. Böyle olunca da insanlığın karmaşası sürüyor ve bitmiyor. Yüzyıllar gelip geçiyor. Hakikat medeniyeti ve düşüncesi devreden çıkarılmaya çalışıldıkça insanlığın bunalımı artıyor. Önü alınmayan bir sürece giriliyor.

İnsanlığı kurtuluşa erdirecek olan Hakikat bilincinde olanlardır. Hakikat peygamberler medeniyetidir. Peygamberlerin insanlığın zararına olabilecek hiç bir şeyi ve durumu önermezler. İnsanlığın huzur bulmasının çabasında olurlar.

İnsanlığı yoldan çıkaranlar, krallar, sultanlar, yönetenler çıkarlarını veya dünyalıklarını merkeze alırlar. Böyle olunca da onların gerçeği başka gerçekler oluyor. Bunların ayakta kalabilmeleri için de baskı ve zulüm onların hayatlarının gerçeği oluyor.

Modern zamanlarda tarzlar değişse de sonuçları fark etmiyor. Bir yanıyla insanların eliyle kendi düzenlerini oluşturuyorlar. Kişiler oluşturulan sistemlerle, ister bu demokrasi, isterse kurumlar olsun yapıların kişilerin merkezlerde olmasını sağlıyor.

Kişiler kimi toplumlarda tam anlamıyla bir mit hâline getiriliyor, putlaştırılıyor. Ona olan bağlılık ile insanların kendi seçtiklerine itirazları bile olmuyor. Zamanla söz konusu kişilerin söz ve davranışları toplumların ana ilkeleri oluyor. Söz konusu kişiler Müslüman toplumlarda bile Hakikat’in önüne geçiyor, geçebiliyor. Kişilerin yorumları, bakışları başka bir şeyi hayata geçiriyor. Asıl sapmalar da o zaman başlıyor.

Hakikat, peygamberlerin getirdikleridir. Peygamberimizin insanlığa getirdiği sunduğu Allah’ın insanlığa sunulmuş hakikatidir. Getiren bir elçidir, bir insan ve bir kuldur. Onun hangi ırktan olduğu değil kendisinin var olduğu önemlidir. Hazreti Peygamber Adem peygamberden itibaren süregelen bir nurun son örneğidir. Onunla Hakikat medeniyet ve düşüncesi olgunluğunu ve varlığını tamamlamıştır. Ona bağlı olan insanlığın Müslümanların, özden kopmadan Hakikat ruhuna yolculuğu önemlidir. Hakikati belirleyen gene Hakikat’tir. Kişiler o öze bağlı kaldıkları sürece onu temsil ederler.

Yabancı düşünceler, ideolojiler içinde hakikati arama söz konusu bile olamaz. Hiçbir yabancı ideoloji İslâm Hakikati içinde yorumlanamaz. İslâm’ın insanlık için sınırladığı alanlar bellidir. Ki bunlar asıl ve en temel olanlardır. Örneğin; Kapitalizm, sosyalizm, Marksizm, faşizm, muhafazakârlık ve diğerleri içinde İslâm’ı yorumlama ve şekillendirme düşünülemez. Kişilere bağlı ideolojiler için de durum aynıdır.

İslâm başlı başına Hakikat’in kendisidir.

İnsanlığın varlığının ve sürekliliğinin ana izleğinin, düşüncesinin kendisidir İslâm. Kişilerin mit ve kralların İslâm’ı yoktur. Kişiler İslâm’ın özüne yaşıyor ve bunu uyguluyorlarsa onlar temsil hakkına sahiptirler. İnsanlık adına İslâm Hakikat’inin savunucusu olanlar, onu yaşama çabasında olanlar söz sahibidirler.

Kapitalizmin uygulayıcıları ve bu uygulama içinde sadece söz konusu çarkın işleticileri İslâm’ın ve Müslümanların temsilcileri olamazlar. Onlar Hakikat savunucuları değildirler. Kişilerin Müslüman olması ve kimi esasları yerine getirmeleri temsil etme hakkını sağlamaz. Onlar ancak kendilerini ve bakışlarını temsil ederler.

İslâm hakikati başkalarıyla uyum içinde olması düşünülemez. Kapitalizmin ticari, ekonomik serbestliği ve uygulamaları içinde İslâm Hakikati olmaz. Çünkü onun ruhu sömürüye, adaletsizliğe, faiz ve sömürü sistemine dayanır. Sosyalizm ile de hiçbir ortak yanı yoktur. Bir zamanlar kapitalizm ve diğer sistemler karşısında İslâm’ı sosyalizm ile özdeş kılanlar oldu. Bu ve benzeri sistemlerin hiçbiriyle bütüncül anlamda ortak yanları yoktur.