Bu da ne demek Adnan Bey, diyeceksiniz?

"Eşkıyaya zaten güven olur mu ki, eşkıyanın başına neden güven olsun!" itirazınızı duyar gibiyim!

Anlatayım...

Eşkıya

Eskiden haydutlara bile bir güven vardı...

Daha doğrusu, haydutlar bile günde bir kere bile olsa dürüst olurlardı!

Tıpkı bozuk saatin günde bir kere doğruyu göstermesi gibi...

Şöyle bir mesel vardır, bileniniz, dinleyeniniz olmuştur;

Çölde bir kervan haydutlarca soyulur.

Kervanda yer alan çok sayıda deve sahibi zengin, o karmaşada, o kaosta, kıymetli eşyalarını rastgele bir çadıra girerek çadırda bulunan hayli gösterişli ve görkemli, endamlı, iri yarı, bos bıyıklı, silahlı adama, "Bunlar sana emanet ağam, bu kaos baskın bittiğinde gelir senden alırım!" der.

Elbette ne diyeceğini ilk anda kestiremeyen, dili adeta tutulan silahlı adamın şaşkın bakışları arasında.

Soyguna uğrayan kervandaki develerin sahibinin eşyalarını teslim ettiği kişi, esasında baskını yapan haydutların tepesindeki kişidir, yani haydutların başıdır.

- "Yahu ben o haydutların başıyım! Sen altınlarını, mücevherlerini kime teslim ettiğini biliyor musun?" diyerek, adamı da bir güzel pataklayarak çadırdan atabilirdi, haydut başı!

Ama işte o anda basireti bağlanıyor ve emaneti teslim alıyor, “tamam” diyor, hemen yanı başına da koyuyor.

Neyse...

Baskın sona erer...

Tüm haydutlar soygunla elde ettiklerini paylaşmak için haydut başının çadırında toplanır.

Soygun ganimetleri tek tek ortaya açılır ve paylaştırılır, eşkıya başınca.

Fakat çadırın bir köşesinde duran pek değerli hazineye gözler takılır!

- "Bunlar da nereden gelmiştir, sahi!"

Homurtular yükselir çadırda, haydutlar arasında!

- "Bakın bakın hemen orada çok değerli altınlar, mücevherler var. Onları da ortaya koyup paylaşalım..."

Eşkıya başı ayağa kalkar, elini silahına atarak, "Hayır!" der.

- "O hazineye kimse dokunamaz!"

Yine homurtularla "nedeni" sorulduğunda, eşkıya başı ibretlik şu cevabı verir;

- "Çünkü o adam bana güvenerek hazinesini bana teslim etti. Bunun için bu hazineyi sahibine teslim etmek için söz verdim. Adam bana güvendi. Bu güvenini boş çıkaramam! Ne söz verdiysem o!.."

Günümüzde sorun şurada;

- Eşkıyayı geçtim, artık güvenilebilecek eşkıya başı da kalmadı!

Köroğlu'nun şu dizelerini hatırlayalım;

"Benden selam olsun Bolu Beyi'ne.

Çıkıp su dağlara yaslanmalıdır.

Ok gıcırtısından kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir.

***

Düşman geldi tabur tabur dizildi.

Alnımıza kara yazı yazıldı.

Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.

Eğri kılıç kınında paslanmalıdır."

Kitap

BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI!

* “Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız.”

* “Sonra onlara arabalarımızı satarız.”

* “Sonra bankalarını satın alırız.”

* “O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız.”

* “Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle.”

* “O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız.”

* “Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez.”

* “O ülkede proje yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.”

* “Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır.”

* “Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton.”

* “Bizim şirketlerimiz kazanır, o ülkedeki birileri de nemalandırılır.”

* “Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz.”

* “Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur.”

* “Bu o kadar büyük bir borçtur ki, ödenmesi imkânsızdır.”

* “Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar-tetikçiler olarak gider onlara deriz ki, “Bize büyük borcunuz var, ödeyemiyorsunuz...”

* “O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin!”

* “Elektrik-su-kanalizasyon sistemlerini özelleştirin.”

* “Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın.”

* “Sosyal hizmetleri-teknik sistemleri-eğitim kurumlarını-sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz.”

* “Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir…”

***

Yukarıdaki satırlar, John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli kitabından.

Burada hangi ülkeler anlatılıyor? Çok tanıdık ülkeler sanki! Ne dersiniz?

İSRAİL ANCAK GÜÇTEN ANLAR!

* "Bir taraftan her an bombalar altında, ağır kış şartları altında, en basit ilaçlara dahi ulaşamazken, açlık ve susuzluk ile mücadele ederken öbür taraftan çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla şanlı bir mücadele veren, onurlu ve dik duruşuyla bütün İslam ülkelerinin liderlerine büyük dersler veren hatta gerçek yüzlerini ortaya çıkaran Gazze halkının yanında olduğumuzu haykırmak ve özgür Filistin kuruluncaya kadar bütün gücümüzle yanlarında olmaya devam edeceğimizi deklare etmek için karşınızdayız."

* "7 Ekim 2023'ten bu yana terörist İsrail devletinin bütün dünyanın gözünün içine baka baka çoluk çocuk, genç yaşlı demeden yapmış olduğu katliamları unutmamamız gerektiğini, zulmün tüm acımasızlığı ile devam ettiği, katliamın ve soykırımın devam ettiğini anlatmak için buradayız. Diyoruz ki: Gazze asla gündemimizden düşmemelidir. Gündemimizden düşürmek isteyenlere fırsat vermemeliyiz!”

* "Dolayısıyla ABD eliyle ancak ve ancak onların bu kötü emellerine hizmet etmiş oluruz. Hepimizin yakından takip ettiği gibi Gazze'de kardeşlerimiz bombalar altında katlediliyor. Bir çuval unun dahi girmesi engelleniyor. Suları kesiliyor. Bir taraftan da açlık ve hastalıklar ile de yok edilmeye çalışılıyor. Bir an evvel terörist İsrail durdurulmalıdır. Erbakan Hocamızın yıllar önce ifade ettiği gibi: Bu çıbanbaşı İslam topraklarından sökülüp atılmalıdır."

* "Bizler milletimizin aslını, inancını, tarihini, ruh kökünü temsil eden ve kurtuluş reçetesini taşıyan Millî Görüşçü Kuruluşlar olarak; yetkililere sorumluluklarını yerine getirmeleri noktasında bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Erbakan Hocamızın da ifade ettiği gibi İsrail ancak güçten anlar. Boru hattını kesin, Kürecik’i kapatın, İncirlik’i kapatın."

(Konya'da Millî Görüşçü Kuruluşların (MİLKO) ortak açıklamasından)