Siyasa, bazen insanın gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından önemlidir. Günümüz insanını tanımak açısından, onların yüz hatlarını, tutumlarını, tavırlarını siyasadaki ani reflekslerde görmek her zaman için olası.
Bir cümle, bir söz, bir davranış insanın kendisini tanıtmaya yetiyor. Öyküde, romanda, şiirde bir imge, bir leitmotiv, bir cümle eserin özünü ve ruhunu oluşturuyor. Bunun için eleştirmenler genelde, eserin bu en can alıcı noktasını yakalamaya bakarlar. Çünkü eserler sözünü ettiğimiz durumlar etrafında gelişirler. O öz ruhu belirlemede önemlidir.
Başbakan Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinden beri bir gururlanma psikozuna kapılmış bulunmaktadır. Kendi dışındakileri küçümsemek için iki de bir onları "marjinal" olarak tanımlamaktadır. Tabii bu tanımın yerindeliği veya değilliği bakımından üzerinde durulmaya değer. Nedenine gelince:
Hemen her büyük olay, düşünce hareketi, siyasal ve sosyolojik oluşlar küçük oluşlardan, çekirdeklerden meydana gelirler. Bazen bir tek insan, dünyaya yön verebiliyor. Bu bir tek insan geleceğe büyük eserler bırakabiliyor.
Peygamberimiz, Mekke de risaletle taçlandırıldığında tek başınaydı. Ashap kırk kişi oluncaya kadar kendi içinde bir nüveydi. Efendimizin, iki Ömer den birinin hidayetine duası, ona güç kazandıracaktı. Cenab-ı Hak O na bunu bağışladı, iki Ömer den biri iman etti. O zamanın müşrikleri iktidarı ellerinde tutuyorlardı. Onlar çoğunluğu teşkil ediyorlardı. Onların ahengini bozmasından rahatsız olunca Efendimize önerilen sayısız, sınırsız dünya nimetine karşı söylediği bir tek cümlesi dünya tarihinin aynasına kazınmış silinmez bir öz olarak durmaktadır. "Güneşi bir elime, ayı bir elime verseniz ben davamdan, yolumdan vazgeçmem". Bu ilâhi nefhanın dünyanın geleceğinde ne kadar önemli olduğunu zaman göstermiştir. Büyük İslâm âlimleri, önderleri, şairleri, mimarları hemen hepsi tek kişidirler. Hiçbir zaman iktidar sahibi değildirler. Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı nın büyük padişahlarından biridir, ama ondan da büyük olan bir Mimar Sinan, bir Fuzuli vardır. Bunlar iktidar değildirler. Onların ruhlarında büyüklenme yoktur. Azim ve inanç vardır. Aslında Fuzuli döneminin köhnemişliğini, Kanuni nin iradesizliğini ve aczini ortaya koyan şu mısraı bir başına yeter.
"Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar"
Şuraya geliyorum. Tayyip Erdoğan, geçtiği zaman dilimlerini, yollarını, köklerini, geçmişini hiç düşünmeden, kendi asıl kişiliğini ortaya koyan refleksle davranıyor. Söylediklerinin hesabını yapamıyor diyemiyoruz. Ne var ki bazen, insan içinde bulunduğu ruh ortamının etkisinde kalır. Çünkü bu, yadsınamaz bir gerçek. Bir şey vardır ki, geçmişini yadsıyan, kendisini reddeden psikolojinin etkisini unutmamak gerekir. İnsanın içinde var olan o bir an insanın bütün tutumunu belirlemeye yetiyor. Bizim edebiyat diliyle leitmotiv dediğimiz şeydir bu. Bu da onun kişiliğini oluşturuyor.
Bazen gözümüzden kaçmayan, kimi tutum ve davranışlar, insanda romanlık öz olarak beliriyor. Zaman zaman yazılarımdaki göndermelerde bunu imliyorum. Sayın Erdoğan ın iki de bir kendi dışındakilere "marjinal" suçlaması bir böbürlenmenin yansımasıdır. O parlamento ne kadar iktidarlar gördü. Ne kadar böbürlü adamlar gördü. Ama onların hepsinin yerinde yeller esiyor.
Saadet Partisi nin düzenlediği 100 binlerden oluşan Çağlayan mitingini ve Millî Görüş mensuplarının varlığını "marjinal" olarak nitelemek insanın kendini reddetmesi anlamına gelir. O zaten bunu "Millî Görüş gömleğini çıkardım" ifadesi ile ortaya koyuyor. Bu, basit bir olay değildir. Dalından düşen kozalağın, ya da palamudun dönüp köklerine bakarak "Ben bu çirkin ve kaba ağaçtan mı düştüm" demesine benziyor. Kendisi de bir zamanlar birileri tarafından "marjinal" olarak nitelendiriliyordu. Bunu söyleyenlerin tamamı silinip gittiler.
Bir düşünce ve inanç geleneğine sahip olmayan siyasal oluşların tamamı silinip gittiler, silinip gidecekler. Buna akepe de dahildir. Kendisini bir düşünce geleneğine oturtmayan, potpuri, arabesk, pop kültür benzeri oluşların sonu yoktur. Kaldı ki Millî Görüş İslâm düşünce geleneğinin bugünkü ifadesidir. Siyasal yansımasıdır. Tayyip Erdoğan ın kendisi de bu gelenekten beslenerek ve yararlanarak bu gün iktidardadır. İktidarını da geçmişin marjinali olarak tanımlanan Millî Görüş e borçludur.
Osmanlı padişahları geçit resimlerinde, törenlerinde münadiler tutarlardı, ola ki, ahalinin mutlu bakışlarından, alkışlarından gurura kapılabilirlerdi. Bunun için münadiler halkın arasından yüksek sesle bağırırlardı. "Gururlanma Padişahım senden büyük Allah var!"
Onları alkışlayan Ertuğrul Özkök geleneğindekiler bugün sırtlarını sıvazlayacaklardır, ama bunun yarını da vardır. Bunu zaman gösterecek.