1961 yılında bir anlaşma sonucu Almanya ya, daha sonra da
diğer Avrupa ülkelerine işçi gönderilirken Türkiye hükümetlerinin yaptığı en
büyük hata, gönderdikleri insanların bir dini olduğunu dikkate almamalarıdır.
Bu durum, o yılarda yöneticiler bazında İslama duyarlılığın da durumunu ortaya
koymaktadır. Halbuki, Avrupa ya işçi gönderen diğer ülkeler din ihtiyaçları
yanında; eğitim ihtiyaçlarını da anlaşmalarla teminat altına almışlar,
masraflarını Almanya hükümetinin karşılamasını sağlamışlardı. Bu, o ülkelerin
vatandaşlarına verdikleri değerin bir göstergesidir.
Türkiye den Avrupa ya gönderilen vatandaşlarımız dünya ve
merih kadar farklı bir alemle karşılaştılar. Katıldıkları bu farklı hayat tarzı
karşısında afalladılar, muazzam bir bocalama içine girdiler. Kendilerine
gösterilen işleri büyük bir beceri ve fedakarlıkla yaptılar, heim ismi
verilen bekar odalarında yaşamaya başladılar.
Özellikle hafta sonları eğlence yerlerinin önde gelen
müşterileri Türkiye den gidenler olmaya başladı. Bir süre, görünüşte görkemli
ve mutantan; gerçekte içi boş ve insanı madden ve manen çürütücü olan bu renkli
dünyayı yaşadıktan sonra, bu hayatı sorgulama ihtiyacını hissettiler,
kendilerinin de bir dini, farklı bir hayat tarzı olduğunu düşünmeye başladılar.
Bunda, içlerindeki bazı uyarıcıların da önemli katkısı oldu.
Almanya ya işçi olarak giden ilk vatandaşlarımız,
kimliklerini koruma, inanç ve değerlerine sahip çıkma konusunda kendi
içlerinden bazı uyarıcılar bulmakla birlikte; bunlar içinde öğrenimli ve
vatandaşlarımız üzerinde daha çok etkili olmuş üç merkez şahsiyeti görüyoruz:
Uşaklı Ahmet Rüştü Banaz, Kerküklü Dr. Zeynel Abidin, Bolulu Dr. M. Şener
Yücetürk. Birincisi Hannover eyaletinin Braunschweig şehrine Atom Fiziği
öğrenimi için gitmiş; diğer ikisi de Almanya da Tıp ihtisası için.
SAMİMİ BİR ÖNCÜ: AHMET RÜŞTÜ
Allahü Teala, kökü sağlam ve niyeti temiz insanlara
rehberlik etmek üzere bir baş ve sahip gönderiyor. Almanya ya giden
vatandaşlarımız için de öyle olmuş. Rabbimiz, sebepleri yaratmış, öncülük
edecek insanları karşılarına çıkarmış. İşçilerimizin en büyük destekçilerinden
biri olarak Ahmet Rüştü Banaz ı görüyoruz.
Ahmet Rüştü Bey şu anda Cidde de yaşıyor. Hanımı doktor
ve Suudlu seçkin bir ailenin kızı. Kendisiyle 77 dakika süren bir telefon
görüşmesi yaptım. Hala o gençlik dönemlerinin heyecanı üzerinde. Hızlı
konuşuyor. Mütevazi ve duygusal. İhvan-ı Müslimin, Muhammed Hamidullah, Tarık
Ramazan isimlerini telaffuz ederken gözyaşlarını tutamadı, adeta bir çocuk gibi
ağlamaya başladı. Hassas ve duyarlı bir insan.
Telefon görüşmemizde, Almanya daki çalışmalarından söz
ederken kendisine pay çıkarmadı. Erbakan Hoca nın Türkiye de verdiği
mücadelenin zorluğunu anlattı. Almanya daki mücadelelerini anlatırken de, Bir
kişiyi kazanmak için bazen 100 - 200 kere ayağına gittiğimiz olurdu ifadesini
kullandı. Almanya da cami açtık, cemiyetler kurduk; ama işimizi Allah yürüttü.
Allah muvaffak kıldı. Hepsini Allah ın nuru ve yardımıyla yaptık diyerek
sözlerini bitirdi ve beni Cidde ye davet etti.
Ahmet Rüştü Bey, Uşaklı orta halli bir ailenin çocuğu.
Ailenin İslami yaşantısı ortalama bir halk düzeyinde olduğu anlaşılıyor.
Devletin burslu bir öğrencisi olarak Braunschweig şehrinde Atom Fiziği üzerine
üniversite eğitimi almaya başladığında da İslami hassasiyetleri netleşmiş
değildi.
Bazı üniversitelerin bölümlerinin misyoner gibi çalışması
onu rahatsız etti. Misafir öğrenci olarak dindar bir Hıristiyan ailenin
evinde kalmaya başladığında, bu misafirliğin asıl amacının ne olduğunu fark
etti. Hatta Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bocaladığı bir dönem yaşadı.
Fakat kendini çabuk toparladı ve Müslüman kalmam lazım kararını verdi.
FEDAKAR BİR DAVETÇİ
Ahmet Rüştü samimi bir mümin. Sözleri ve arkadaşlarının
şehadeti bunun delili. Mücadelesi ile ilgili bilgilerin çoğunu, başta Dr. M.
Şener Yücetürk olmak üzere yakın arkadaşlarından aldım.
Öğrencilik yıllarında yaşadığı bocalama onu İslam ı
yaşamaya itmiş. Almanya dan babasına mektup göndermiş: Namaz Hocası ndan diğer
İslami eserlere kadar bol miktarda kitap gönder. Babası cevap yazmış: Sen
onları boş ver, dersine çalış, bir an önce okulunu bitir.
Ulaşabildiği İslami eserleri içercesine okumaya başlamış.
Yalnız okumak mı Hayır! Öğrendiklerini hemen yaşayıp hayat tarzı haline
getirmiş.
Üniversiteli arkadaşları ile birlikte sohbet programları
başlatmış. Daha sonra bu sohbetlere işçilerimiz de katılmaya başlamış. Bu
çalışmalar Türkiye den gidenlerin uyanmasına, kimliklerini hatırlamalarına,
şuurlanmalarına vesile olmuş.
Ahmet Rüştü Bey, önce üniversitede Müslüman Talebeler
Cemiyeti nin kurulmasının öncülerinden olup sonra da üniversite bünyesinde
mescit açılmasının öncülüğünü yapmış. Bu ihlas ve samimiyet, Braunschweig de
halka açık bir caminin de açılmasına vesile olmuş. Bu cami, Osmanlı sonrası
Avrupa da açılan ilk cami olma şerefini kazanmış.
Cami açılmış ama namazı kim kıldıracak Özellikle de cuma
namazını. Ahmet Rüştü Bey bu işe de bir çözüm bulmuş. Hutbe okuyup cuma namazı
kıldırmayı öğrenmiş. Camide ilk cuma namazlarını kıldırma görevi ona nasip
olmuş. Sonra işçileri de öğretip alıştırmış bu işe... Sabır ve kararlılıkla
çalışarak onlara hutbe duaları ve imamlık yapmayı öğretmiş. Bu konuda, İki
kelimeyi bir araya getiremeyen kardeşlere -Allah ın yardımı ile- hutbe okumayı
ve imamlığı öğrettik ifadesini kullanıyor.
Son olarak, Dr. M. Şener Yücetürk ün şu değerlenmesine
yer verelim: Rüştü Banaz bu dava için hayatını feda etti. Devlet, davet
çalışmaları yüzünden bursunu kesti; pasaportunu uzatmadı, çok zor duruma
düştü.
Fakat Ahmet Rüştü hiç şikâyetçi değil; aksine Allah ın
lütuf ve ihsanına şükrediyor.