Kıbrıs, güzide ülkemiz Türkiye’mizin ayrılmaz bir parçası. Kıbrıs bizim yavru vatanımız, arka bahçemiz, Akdeniz’deki incimiz, milli güvenliğimizin ana üssü, Doğu Akdeniz meselesinde vazgeçilmez karargâhımız... Şimdilerde bize sadece Kuzey’i kalmış olsa da Kıbrıs Türkiye için öyle değerli ki, bir vücudun hayati işlev gören organı gibi. O derece önemli, olmazsa olmaz bir kıymeti haiz, kıymetliden de öte bir toprak parçası. Kıbrıs kaderimizin birlikte yazıldığı kadim bir İslam yurdu. Kıbrıs’ı bırakın kaybetmeyi, bir metrekare toprağının zeval görmesini bile kabullenemeyiz. Kimlerin gözü yok ki orada, hain bakışları kör olasıca emperyalist ihanet şebekeleri, asırlardır Müslümanların elinden almak için döndürmedikleri dolap bırakmadılar Kıbrıs’ta. 1960’lı-70’li yıllardaki menfur soykırım sürecinde binlerce Müslüman soydaşımız Rum-Yunan terör örgütleri tarafından katledildi, Mehmetçik Kıbrıs Barış Harekâtı’yla o hainlere hadlerini bildirdi ve Güney’deki yuvalarına geri çekilmek zorunda kaldılar. Yedikleri şedid tokadın acısını 52 yıldır unutamadıkları o kadar belli ki; her fırsatta nefretlerini kusmak için fırsat kolluyorlar.
Bugünlerde Kıbrıs, hiç olmadığı kadar hareketli. Güney’deki bozguncu Rum çeteleri yine hainlik peşindeler, yine planlar içindeler. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sırtını dayadığı Haçlı-Siyonist ittifakının ordularının biri gidiyor biri geliyor. Sözde tatbikat yapıyorlarmış; kime karşı, neye karşı bu tatbikatlar? Ada’nın güneyindeki yasa dışı silahlanma had safhada. Hâlâ Müslüman Türkleri, Kıbrıs Adası’ndan kovmanın rüyasını gören Güney’deki Rum yönetimi, uzun bir süredir İsrail’e gönüllü köleliğe razı olmuş durumda.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Meclis Başkanı Ziya Öztürkler, geçtiğimiz günlerde Kıbrıs basınına verdiği mülakatta dikkat çekici tespitlerde bulundu. Bu tespitlerin KKTC siyasetinin üst düzey bir ismi tarafından yapılması, mülakatının önemini daha da artırdı. Peki neler söyledi Öztürkler? Öncelikle ve özellikle İsrail’in Ada’daki yayılmacılığına tepki gösteren Öztürkler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ı Siyonist İsrail’e adeta peşkeş çektiğini söyledi. Önemine binaen bu açıklamaların en çarpıcı bölümünü aktarmak istiyorum:
“Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tehlikeli bir oyun oynuyor. GKRY, egemenliğini İsrail'e teslim etmiş durumda, bu politikalar Kıbrıs’taki dengeleri olumsuz etkilemekte. Yakın zamanda İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında askeri iş birliği için üçlü çalışma planı imzalandı. Bu durum yalnızca siyasi anlaşmalarla sınırlı değil, Kıbrıs Adası’nın bir silah deposu haline gelmesi için adımlar atılıyor. GKRY'nin silahlanma faaliyetleri yalnızca Kıbrıs Türk halkına yönelik değildir, İsrail ve Yunanistan ile yürütülen iş birliği bölge açısından riskli hesaplar içermektedir. Dış ülkeler ile yapılan anlaşmalar kapsamında "askeri eğitim" adı altında adaya İsrail başta olmak üzere yabancı ülkelerin askerleri geliyor, özellikle GKRY'nin Baf kentindeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”
KKTC siyasetinin en üst düzey isimlerinden biri tarafından yapılan bu hayati uyarılar, devlet erkânımızca mutlaka dikkate alınmaktadır. Rum Yönetimi’nin İsrail’le son yıllarda ivme kazanan -Tel Aviv güdümlü- ilişkileri sadece Ada’daki Türklerin değil, bazı Rum grupların dâhi tepkisini çekiyor. Güney Kıbrıs’taki muhalif parti AKEL, İsraillileri ihya eden toprak satışlarını Kıbrıs için ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendirdi ve konuyu mecliste gündem yaparak soru önergesi bile verdi. Anlaşılan rahatsız olan sadece Türkler değil, Rumların bir kısmı da, İsraillilerin Ada’yı parsel parsel zimmetlerine geçirdiği mevcut vaziyetten oldukça rahatsız.
Kıbrıs meselesi, ihmale getirilecek bir mevzu değil. Aziz şehitlerimizin pak kanları ve onurlu mücadeleleri ile bugün o topraklarda ezanlar okunuyor, Müslüman soydaşlarımız özgürce nefes alabiliyor. Barıştan yana olan az sayıdaki Rum vatandaşı da huzurlarının bozulmaması adına İsrail’in Ada’dan uzaklaştırılmasından yana tavır sergiliyor. Çünkü onlar da biliyorlar ki Siyonizm’in girdiği yerde ne huzur kalır ne güvenlik ne de bereket...
Siyonist İsrail’in, Yunanistan’ın ve Rumların Türkiye’ye ve KKTC’ye karşı düşmanca, barış tanımaz yaklaşımları bugünlerde daha da artmış durumda. Dikkatli olmak zorundayız. Biz medya cephesinde farkındalık oluşturmaya devam ediyoruz. Umut ve temenni ediyoruz ki; askeri ve siyasi tedbirler de aynı ciddiyetle alınmaya devam ediyordur.
***