Ülkemizde otuz yıl önce haksız kazanç elde etmeyi ifade eden “rantiyeci” kelimesi bugün “rant üretme” olarak olumlu anlamda algılanıyorsa çizgiler değişmiş demektir. Yirmi yıl önce imkânı olduğu halde “kredi” kullanmak güçsüzlüğü ifade ederken bugün imkânsızlıktan dolayı “kredimi aldım işimi büyüttüm” mantığına ulaşılmışsa köprülerin altından çok sular akmış demektir. “Ayağını yorganına göre uzatan” bir millet son on yılda borçla da olsa ayağına göre yorgan dikmeye kalkıştıysa, paradigması değişmiş demektir. Bütün bu değişiklikler normal kabul ediliyorsa; önceden söylenen “geç olsun, güç olmasın” sözü de “güç olsun ama geç olmasın”a dönüşmelidir.
Son on iki yıldır ülkemizde güçlü bir iktidardan bahsedildiği halde ülke meselelerimizi çözmek oldukça güçleşiyorsa, geç kalmak daha büyük sorunlar açacaktır. Bunu daha iyi görmek adına bir bakalım! Üçüncü dönemini bitiren bu zihniyet, ne birinci döneminde bir hazırlık yapmış ne de ikinci döneminde bundan ders çıkarmıştır. Birinci dönem yanlışlıkları cumhurbaşkanı seçimiyle, ikinci dönem yanlışlıkları ise yeni anayasa süreciyle örtmüştür. 2014 Türkiye’sinde elimizde ne yeni bir anayasa var ne de üçüncü dönemini bitirmekte olduğu halde ülke meselelerini çözmüş bir hükümet var. O halde “erteleme”nin bir faydası yok, zararı çok…
Derinlik isteyen, orta ve uzun vadeli yatırımlar isteyen ülke meselelerimiz maalesef algı yönetimi ile, demagoji ile örtülmeye çalışılmıştır. Ekonomi ve dış politika gibi temel alanlarda nerden nereye yuvarlandığımız ortadadır. Ekonomide, istikrarla kalkınmanın ayrı şeyler olduğu anlaşılmıştır. AB, IMF, Dünya Bankası reçeteleri istikametinde izlenen politikalarla bir rahatlama yaşansa da, yüksek dış borç, cari açık ve tüketim ekonomisinin olumsuz sonuçları gizlenemiyor. Devlet, 2024 yılı için borçlanmaya çıkıyorsa bu sürdürülemez. Oy almak üzere kurgulanan, sözlerini ve adımlarını oy almak için bir nevi seçim rüşveti olarak kullanan bu zihniyet, sadece rahatlatıcı söylemlerle bugüne kadar ayakta durabilmiştir. Ancak bu süreç, daha büyük rahatsızlıkları ortaya çıkarmıştır.
Bölgesel hatta küresel güç olarak gösterilen Türkiye olayları izlemekten başka bir şey yapamıyorsa, bu gücün “güç”lükleri ortadan kaldırma noktasında bir anlamı kalmamıştır. Hatta “2023” ya da “Yeni Türkiye” ifadeleri bile gecikmeyi ifade etmektedir. 10. kalkınma planında yer alan planlamalar istense, 9. kalkınma planında yer bulur ve bugün birçoğu tamamlanmış olurdu. Ancak gücü öncelemek adına “geç olsun, güç olmasın” dendi. Sonuç ortada; paradigmayı değiştiriyoruz: güç olsun ama geç olmasın. Çünkü tahammül kalmadı, deniz de bitti, kum da…
Akıl, işin sonunu görebilmektir. Vicdanındakini söyleyip önüne konulanı yapan bu anlayışın elbette bu milletin, bu ülkenin hiçbir temel meselesine kalıcı bir çözüm getiremeyeceği açıktır. Türkiye’nin geleceğine şekil vermek zihniyet değişikliği ile olacaktır. Bu noktada, zihniyet değişikliği yapmak yerine sadece gelişmelerin sonunu beklemenin milletin yükünü artıracağı ortadadır. Bu açıdan “güç’ olsa da 2015 seçimleriyle, Saadet mecliste olmalıdır. Buradaki “güç”lük, çözümlerin “gecikmesi’yle karşılaştırıldığında aslında kolaylıktır. O halde; kolaylaştırın, zorlaştırmayın, Saadeti müjdeleyin!