ABD eski başkanları, Ronald Reagan ve Richard Nixon’ın danışmanlarından Pat Buchanan, Brack Obama’nın politikalarını eleştirirken kendisini, “rogue president” (bir dediği bir dediğini tutmayan) şeklinde tanımlaması siyaseten yeni bir tanımlamayı da beraberinde getirmiştir. Bilindiği üzere, `rogue’ kelimesi `hippopotamus’ (su aygırı) ile kullanıldığında (rogue hippopotamus), sürüden kopan ve her tarafı darmadağın eden su aygırı anlamını vermektedir. Su aygırı sözcüğü, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyasi söylemlerinde ve literatüründe önemli bir terminolojik özelliğe sahip idi.

Bu cümleden hareketle, yaşadığımız coğrafyayı su aygırlarının cirit attığı Zemzezi Nehri’ne çeviren ve `korku tellallığı’ yaparak siyaset odaklı çözümler yerine, `eğit donat’ yoluyla güç odaklı ve `şiddeti şiddetle çözmeye çalışan’ bir anlayışla sorunların üstesinden nasıl gelinebileceği doğrusu birçok müphem şüpheleri de beraberinde getirmektedir.

ABD başkanlığındaki koalisyon güçleri, `Ayn el Arap’ üzerinde yoğunlaşarak, bir şekilde yere doğru uçarak yavrularının dikkatlerini tek bir noktada toplamaya çalışan Mandarin ördeğinin (Aix galericulate) metoduyla asıl beyindeki, plan gerisindeki ve hedefteki planları eksiksiz uygulamaya çalışmaktadır.

Koalisyon güçlerinin ortak mücadele vermeye çalıştığı Ortadoğu’da, mevcut radikal eğilimleri doğuran asıl sebep, Batı’nın İslamofobia retoriği olsa gerek. Bugün dünyanın dört bir yanından Suriye ve Irak’ta bir araya gelen grupları asıl bu yola sevk eden anlayışın iyi sorgulanması gerekmez mi

Batı’da İslamofobia’nın gelişmesi ve Bush, Obama vb. gibi Batılı liderlerin Müslümanlara karşı hâlâ Haçlı zihniyetiyle yaklaşım göstermeleri, bir bakıma Selefiyye anlayışının âlim ve düşünürü İbn-i Teymiyye tarafından Mardinlilere verilen ve Mardin Fetvası olarak bilinen, Moğol istilasına karşı direnme fetvası, aradan altı yüz yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ `Moğol İstilası’na benzer meşruiyet kaynağı olarak kullanılmasına vesile olduğu düşünülmektedir.

Obama yönetiminin, hâlâ Suriye’deki akan kanı görmezden gelip, `önceliğimiz IŞİD ile mücadeledir’ yaklaşımı ve şu anda da önceliğimiz `Irak’tır’ şeklindeki beyanları tam bir tutarsızlık örneği olup, asıl planın amacını ortaya koymaya yönelik bir yaklaşım tarzı olsa gerek.

Anlaşılan o ki, Ortadoğu’nun yeni şekillenmesinde, Otonomus Kürt Bölgesel Yönetimi’nin öncül bir görev ile şiddet arenasına sürülmesi söz konusudur. ABD’nin, `eğit-donat’ kapsamında ek 1500 askeri görevliyi bölgeye sevk etmeye hazırlanması ve Barzani Yönetimi’ni ağır silahlarla donatma fikri bunun en belirgin göstergeleridir. ABD patronajlığında, Ortadoğu’da eğit-donat ile ÖSO ve Peşmerge güçleriyle oluşturulmaya çalışılan `devşirme unsurların’ nasıl bir çözüm şekli olacakları doğrusu düşündürücüdür. Birçok kişi, bu senaryonun nereye kadar uzanacağına dair şu anda sadece `siyasi muhayyile’ yoluyla fikir üretmeye çalışmaktadır.

ABD patronajlığındaki koalisyon güçlerinin en önemli nüvesini oluşturan Türkiye’nin, bu yeni senaryonun gerisinde mi, yoksa içinde mi olduğu hâlâ berraklaşmış değildir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, sürekli Halep’in önemine işaret etmesi ve Ayn el Arap’a göndermede bulunması, ABD’nin yeni siyasi ve askeri planının sinopsisinden ne kadar bilgi sahibi olduğumuzu ve bunun ne kadar uzağında olduğumuzu ortaya koymaya yardımcı olacak türden verbal teyit niteliğinde bir itiraf olsa gerek.

Bir yandan IŞİD ile ilgili dilemma konusunda, Ortadoğu politikaları birçok analizci tarafından dağarcıklardaki bilgi ve geçmişe yönelik siyasi tecrübe kırıntılarıyla vurgulanmaya çalışılırken, diğer taraftan ABD patronajındaki `Yeni Ortadoğu Projesi’ vücut bulmaya ve ete-kemiğe bürünmesi için yeni yeni adımlar atılmaya çalışılmaktadır.

Bu arada, hız kazanan çözüm sürecini de bu plan haricinde görmek için aşırı safdil olmak gerek. Her ne kadar Başbakan Davutoğlu çözüm sürecine `milli çözüm’ yaklaşımı gösteriyorsa da, dış güçlerle sürekli dirsek teması içerisinde olan PKK’nın üst düzey yöneticilerinin tek başlarına hareket edebilme kabiliyetlerinin pek mümkün olmadığı gün yüzü gibi aşikârdır. PKK’nın, ’yabancı gözlemci’ ısrarını da bu kapsamda değerlendirmede büyük fayda mülahaza ediyoruz.