Bu çok çetrefilli bir denklem gibi duran konu aslında yalın bir gerçeği içerisinde barındırıyor; o da Kudüs. Bütün herkes vazgeçse bile vazgeçilmeden üzerinde durulması gereken konu Kudüs olmalıdır. Her ne konuşuluyorsa gündemde içinden Kudüs’ü soyutlayan her bir söz, stratejik analiz, hümanist yaklaşım vb. aslında meselenin nirengi noktasını kaybettirmeye yöneliktir. Bu noktayı ıskalayan her yaklaşım ister Filistin’i destekler olsun ister orta yolcu olsun hepsi Kudüs gerçeğini perdelemeye yöneliktir. Bu noktada Kudüs’ü aklının bir köşesinde tutmayan her yaklaşım, konunun üzerini örtmekten başka bir şeye yaramaz. Bu konuyu sadece Filistinlilere, Araplara indirgemek ise Kudüs’ten vazgeçmektir. Kudüs meselesi bütün Müslümanların öz meselesidir ve hiçbir şekilde sadece bir milletin tekeline bırakılmayacak kadar hayatidir.
Onun için HAMAS’ın eylemine yoğunlaşmak ya da HAMAS’ı merkeze alan her yaklaşım da konuyu Kudüs’ten uzaklaştırmaktır. Bu noktada elbette konuşulması gereken konu; bu işgalin, bu kıyımın temel nedeninin sadece yerleşim yeri veya işgal olmadığı gerçeğidir. Siyonist rejimin her adımının ardında Kudüs’e sahip olmak amacı vardır. Ve her attığı adım onu gerçekleştirmeye ve yaptıklarını normalleştirmeye ve de meşrulaştırmaya yöneliktir. Bu bağlamda Filistin’deki konu herhangi bir azınlık meselesi ya da sınır anlaşmazlığının çok üzerinde bir konudur ve dünyada hiçbir konu bu kadar özel değildir. Hiçbir çatışma, hiçbir anlaşmazlık bu kadar derin ve köklü değildir. O nedenle HAMAS’ı şeytanlaştırmakta, IŞİD ile eş tutmakta ya da terör damgası vurmakta bu bilinçaltının bir mahsulüdür. Zulmü göremeyen gözler için sadece bir gündem maddesi olmaktan başka bir şey değildir. Onun için bu nevi zümreden makuliyet beklemek de akılsızlıktır.
Bugün yaşanan drama odaklanıldığında açlık, abluka ve bombardımandan daha derin bir konuyu anlamak zorundayız. Bu anlaşılması gereken konu, bir grup insanın az da olsa halen daha Kudüs meselesinin farkında oluşları ve bütün dünyanın kötücül, zalim sevici ikiyüzlülüklerine karşı hayati bir duruş sergilemeleridir. Tek güvenceleri imanlarının gereğidir. (Senin ne cürmün var diyen ahmak, gafiller bunu anlamazlar.) Bütün dünyayı sözde demokrasi, hümanizm naraları ile inletenlerin aslında ne kadar (insan!) olduklarını gösteren bir göstergedir Gazze’nin durumu ve bu noktada ortaya konan yaklaşımlara bakınca fanatizmin en büyüğünün, faşizmin en büyüğünün İsrail taraftarlığında olduğunu görürüz. Ki bu noktada eğer konuya farkındalık oluşturmak için konuştuğunda provokatör, eylem yaptığında terörist, hakkını verdiğinde kimliksiz gibi adlandırılabiliyor olmak en büyük göstergedir. Bu bağlamda dünyanın meseleyi nasıl kavradığı da ortadadır. Hani medeni Batı Filistin’e destek mitinglerini bile yasaklayacak kadar tahammülsüzdür. Medyanın yanlılığı, körlüğü de bu konunun öyle bir basit konu olmadığının açık bir şekilde göstergesidir.
Bu bir yaradır ve asla kabuk bağlamaz. Onun için dünyanın bütün düzenini bozan bu adaletsiz çıban (İsrail) dünyanın gündeminden ayrıştırılmadığı müddetçe dünyanın hiçbir yerinde adaletten, haktan hukuktan bahsetmenin, hele huzuru bulmanın bir yolu yoktur. İşte tam bu noktada Müslüman kimliğine sahip her bir kişinin hamasete düşmeden Kudüs bilincine erişmesi ve bütün yaşamını bu bilinç üzerine inşa etmesi hayati bir gerekliliktir. Hayatı nasıl yaşıyor olursa olsun Kudüs deyince ürpermeyen bir us, bir dimağ heder olmuştur. Boşlukta kalmıştır. Bu nedenle konuyu sulandırmadan, gerçeğinden uzaklaştırmadan her türlü eylem ve söylemi bilinç ile yapmak gerekir. Bu dünya imtihanı her şeyi bu ince çizgide netleştiriyor. Bu tutsaklıktan, bu işgalden kurtarılmış özgür Kudüs ve izzetli Müslümanlar olarak böyle bir şuurla bu dünyadan göçmek nasip olur duasıyla.
Hoşça bakın zatınıza...