Dikkat! Geri sayım başladı, zaman dolmak üzere! Bizim

görmediğimiz bir saat, her an bizim için çalışıyor. Akrep yelkovanı, yelkovan

akrebi kovaladıkça kovalıyor. Ana rahmine düşmemizle şah damarımıza

yerleştirilen kronometre hiç şaşmadan, durmadan işlemeye devam ediyor.

Kimimiz altmış, kimimiz seksen, kimimiz yirmi, kimimiz de

bir kaç yıllık bir ömürle başladık geri saymaya. Ve bir gün, hem de çok yakın

bir gün, o sayaç sıfırı gösterecek. Kimse bilmeyecek seksen yıllık zamanın

nasıl sıfıra geldiğini. Kimse bilmeyecek o koskoca sürede ne yaptığını, neleri

yapmayı unuttuğunu. Geriye dönüp bakınca kim, kaç yılını dolu dolu yaşamıştı

acaba Kaç gece, kaç kişi huzurla koymuştu başını yastığa Peki, kimler, kaç

kez durup kontrol etmişti sayacını Belki de hiç yapmamıştık bunu. Öyle bir

sayacın varlığından bile habersiz, hiç düşünmeden yaşamıştık belki de. Oysa bu

yazıyı okurken bile, birkaç dakika daha eksilecekti, bilmiyorduk.

Her birimizin kronometresi ilerlerken, biz de bir kez

dönüp geriye bakalım ve muhasebe yapalım. Yeni bir yıla girdik, Ocak ayının ilk

günlerini yaşıyoruz. Gelen her yeni yıl, bir önceki yılın kritiğini yapmamız

açısından önemlidir. Geçmişimizi bilerek geleceğimizi görebiliriz çünkü.

Öncesine bakarak sonrasını hesaplayabiliriz. Tıpkı her günümüzde olduğu gibi,

eğer her yılımız birbirine denk oluyorsa, zarardayız demektir.

İlkokula yeni başlayan bir öğrenci düşünelim; sınıf

atladıkça dersleri değişir, zorlaşır, karmaşıklaşır. Birinci sınıfta sadece

çizgi çiziyorsa, ikinci sınıfta harfleri ve sayıları öğrenmeye, daha sonra

heceler, daha sonra kelimeler, daha sonra cümleler kurmaya başlar. Sınıf

yükseldikçe zor problemleri, dolu dolu paragrafları, coğrafyayı, tarihi, cebiri

öğrenir. Göreceği ders asla bitmez, çözeceği soru asla son bulmaz ve hep daha

yenisi, daha zoru eklenir bir öncekinin üzerine. Zamanla lise, üniversite,

sonra yüksek lisans, sonra doktor, doçent, profesörlük seviyesine ulaşır, ama

hep daha fazla çalışmaya mecbur kalarak. Eğer yeni sınıfta, ayak uyduramazsa

yeni derslere, başarılı olamazsa, karnesi zayıf gelirse, sınıfta kalacaktır.

Bunu bilerek ya çok çalışır ve yüksek puanlarla geçer okulunu, ya hiç

umursamaz, öğretmenin torpiliyle zor zoruna geçer.

Sadece eğitim hayatımızda bile bu böyledir; sürekli yükselmek

için çok çalışacaksın, kendini hep yenileyecek ve öğrendiklerini artıracaksın.

Bizim için de benzer bir durum vardır ortada. Bir farkla

ki, bizim karnemiz yılsonunda değil, ömür sonunda verilecektir elimize ve ebedi

olarak sınıfta kalıp kalmayacağımız belli olacaktır. Tabi seviyemize göre

kalacağımız veya gideceğimiz yerin derinliği de!

Öyleyse biz bunu sık yapmaya çalışalım. Kendi seviyemizi

sürekli ölçelim ki, sınıfta kalmayalım. Karnemiz elimize verilmeden önce biz

ara ara baskı ön izlemesine bakalım notlarımızın.

En önemli dersimizden başlamak gerekirse, imanımızı

sorgulamalıyız ilk önce. Bu bir yıl boyunca acaba hayatımızın merkezine

Rabbimizi koyabildik mi O nun için yaşayıp, O nun için çalışıp, O nun için

cehd edebildik mi Tevhidi sığdırdığımız gönlümüzden ama yı çıkarabildik mi

Dilimiz O nun tertemiz dili, modamız O nun ayetleri, kimliğimiz O nun emirleri

olabildi mi Kalbimizin büyük bir bölümünü O na ve Rasulü ne ayırabildik mi

Evlerimizde yer verebildik mi onlara, planlarımıza sığdırabildik mi

Bunlara cevap veremiyorsak, zaten biz geçen yılda

kalmışız demektir, hatta yıllar öncesinde. Çünkü Rahman merkezli olmayan

insanın, namazı da eksik olacaktır, orucu da. Çünkü Rasulüne ayrıcalık vermeyen

insan, hadislere kulplar takmaya çalışacaktır.

Öyle ya, o zamanla bu zamanın şartları bir değil ki (!)

Tamam, bir sahabi Allah Rasulünün Ben bunu yasakladım diyerek parmağından

çıkarıp attığı altın yüzüğü, Ben Rasulümün attığı bir şeyi almam diyerek

atılan yerde bırakmış olabilir. Ama biz sahabi miyiz ki (!) Biz de uyarız

emirlerine ama biraz kırparak, kılıfına uydurarak. Ayetleri görmeyiz bile

zaten. Sılayı rahim mi yapılacak; hep bir işimiz vardır. Zekât mı verilecek;

asla yeterli değilizdir. Ana baba rızası mı alınacak; ama onlarda çok geri kafalı

ne yapalım, bizi anlamıyorlar ki! Çocuklarımızla da ilgilenmeyiz,

televizyonlardan daha iyi öğreniyorlar çünkü. Kreşe de yolluyoruz ya,

sorumluluk kalkıyor üzerimizden. Hem bizim de bir hayatımız var değil mi ama

Bizim de bazen nefes almaya hakkımız var.

Çocuklarımız çok şey istiyor, anne babamız çok şey

bekliyor, Kur an, sünnet çok ağır şartlarla dolu, cihad mı, o da ne E biz de

sınıftan kaçıyoruz genelde... olursa eğer cevaplarımız, emin olalım ki

eksilerde gelecektir notlarımız.

Karnemiz iyi gelsin istiyorsak, durup dinlenmeye lüksümüz

yok bizim. Bir işten yorulduğunda hemen bir başka işe koyul (94/7) diyen bir

dinimiz varken, dinlenmemiz bile çalışmakla olmalıdır. Hayat zaten bir nefes

alımı kadar. Dün bitti, bugün geçmek üzere, yarını belki göremeyeceğiz bile.

Dünya iki günse, o iki günü de dolu dolu yaşamak zorundayız. Kendimiz için

değil, Allah için, İslam için, mü min kardeşlerimiz için. Öyle dolmalıyız ki,

etrafımızı da doldurmalıyız ilmimizle. Önde olmalı, önder olmalı, örnek

olmalıyız. Hayırlarda yarışıp öne geçmeliyiz ki, eliyle göstersin herkes bizi.

Bir yıl geçti gitti ama belki de bir yılı daha yok

ömrümüzün. Belki bu yazı, okuyacağı son cümleler olacak gözlerimizin. Dilimiz

bir daha misafir edemeyecek hiçbir sözcüğü. O yüzden bu yılın planını en

başından yapmak ve sıkı tutmak lazım. Tevhidi kaldırıp yükselteceğiz ve bütün

ama ları çıkarıp atacağız hayatımızdan. Yıldızlı pekiyi almak istiyorsak...