İki gündür gençlik ile iç içeyim. Bu, onlar üzerinde yeniden düşünmemizi gerektiren birçok sorun ister istemez gündeme geliyor. Bir kaygı var. Güvensizlik ve endişe yoğun. Bu da bir karamsarlığa neden oluyor.
Gençlerin kimi çabaları ve hamleleri gözlemleniyor. Gençliğin sorunları ve soruları bulunuyor. Bu soru ve sorunların karşılıksız kalması kaygı ve endişeye bağlı başlıca neden.
Kimi hâl ve durumların yaşanması da bunu daha düşündürüyor.
Sosyal medya üzerinden gelişenler de birçok soru ve sorunu gündeme getiriyor doğallıkla.
Kaygılı olanlar ise sorunların nedenleri üzerinde veya çözümleri üzerinde düşünmüyorlar. Sadece tepki veriyorlar. İnsanları asıp kesme, hayatın dışına itme gibi bir psikoloji egemen oluyor.
Bir okulda iki ya da üç öğrencinin Kur’an-ı Kerim’e röveşata atması bu öfkeli tutumu daha da körükledi. Daha çok muhafazakârların bu tepkisi ciddi boyutlarda. Bu, sadece onlarla ilgili değil, genel durum böyle. Belli kesimler de sessiz kalıyor. Bu gençlerin durumu ve sürecin getirecekleri üzerinde düşünmeye gerek duyulmuyor.
Sorun şu, bu somut örnekten yola çıkarak bu gençleri boğalım mı, hayatın dışına mı itelim? Onları boğduktan ya da hayatın dışına attıktan sonra sorunlar çözülmüş oluyor mu?
Anne babalar, söz konusu ettiklerimde kendi çocuklarına ne kadar hâkimdirler? Siyasal ve düşünsel veya yaşanmışlıklar anlamında onlarla aynı yerde midirler?
Üst perdeden konuşanlar insanlık için nasıl bir örnek teşkil ediyorlar?
Başta imam hatip okulları olmak üzere gençliğin iç dünyalarında neler olup bitiyor? Onları sürükleyen atmosfer ve hava nasıl ve ne yöne evriliyor?
Bir zamanlar tesettür üzerinde verilen mücadelenin, bugün için ne kadar değersiz ve anlamsız kaldığı gerçeği ise hayıflanılarak gözlemleniyor. Burada da bir öfke söz konusu. Tesettür üzerinden tersine bir çözülmeye doğru gidildiği de bir gerçek.
Muhafazakârların faiz ve ona bağlı bir hayatın içinde iyice boğuldukları, boyandıkları, renklendikleri gerçeği onların kendilerini görmeye engel olduğu gibi başkalarının kusurlarını görerek kendi günahlarının üzerini örtüyorlar gibime geliyor.
Faize, haksızlığa, adaletsizliğe, her türlü zulme sonuna kadar bulanmışların bu gençliğe ve geleceğe sunacakları bir şeyleri yok. O zaman bu somut olay üzerinden saldırıda bulunmak ne kadar karşılık bulabilir ki?
Gençler ile ilgili olan tepkinin toplumda, özellikle de gençlikte ters tepmesine ve daha şiddetli olanlarına yol açacağı üzerinden hiç düşünülmüyor.
Gençleri kurtarmanın bir yolu ve dili var. Bu dilin hayata geçirilmesi gerekir. Gençliği anlamanın, bilmenin onlarla birlikte yürümenin ve yola koyulmanın bir yolu var. Sevgi ve merhamet dili, onları anlama ve dinleme dili, aşk ve sevgi dili. Bu insana ulaşabilmenin, birlikte olabilmenin tek yolu.
Dahası insanın kendini bir gözden geçirmesi gerekir. Düşünüşünü onlara göre ayarlamalı.
Gençliğe kulak vermeden, onları anlamadan, tepeden inerek onlara öfkelenmenin hiçbir anlamı ve karşılığı yok.
“Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” temel inanışımızın hayatta çokça karşılığı var. İslâm düşüncesi böyle hayatta karşılık buldu. Bu çocuklar materyalist bir eğitimden geçmiş, geçmekte olan gençliğin hamurunda bu toprağın ruhu var. Yeter ki onların dilini ve ruhunun yolu yakalansın. En frapan giyinen kimi genç kadınların oruç tuttuklarını, hatta namaz kılmak için çabaladıklarını biliriz. Tanığıyım. Yeter ki onlarla aynı dili konuşabilmenin bir yolu ve yöntemi bulunsun. İnsandaki imanî duygunun kimde olup olmadığı dış görünüme bakarak ölçülemiyor ne yazık ki. Sevgi ve merhamet dili, çok şeyin üstesinden gelmeye yeter bir güçtür.