İslam toplumlarında gençlere erişkinlik muamelesi yapılır
ve görevleri hatırlatılırdı. Ergenlik çağına ulaşan bir gencin eylemlerinden
sorumlu olduğu vurgulanır ve iyi kötü ayrımını yapması sağlanırdı. Büyüklerin
kendilerine yüklediği sorumluluğu hiç tereddüt etmeden kabul eden genç, yaşının
üstünde bir olgunluğa sahip olur ve topluma katılırdı. Erken yaşlarda evlenen,
iş sahibi olan gençler sorumluluk bilinci kazanırlardı.
Günümüzde bu toplumlar modern kültürün etkisinde kalmış
ve köklerine yabancılaşmıştır. Bu toplumlarda ne erişkinler yaşlarının
getirdiği olgunluğu taşırlar ne de gençler büyüyebilirler. Anne babalar
gençlerin kendi başlarına hiç bir şey yapamayacaklarına inanır ve onları
kanatlarının altına alırlar. Bu çocuklar bedenen büyüseler de ruhsal olarak
güdük kalır ve iyi kötü ayrımını yapamazlar. Anne babalar ise onların
hatalarını yaşlarının getirdiği bir sorun olarak görür ve önemsemezler.
Yeterli olgunluğa ulaşamayan gençler dürtülerini kontrol
edemez, akıntıya kapılıp giderler. Bir ümit beklentisi ile sığındıkları kişi ya
da grupların kötü emellerine alet edilir ve kendilerini geri çekemezler.
Mevlana gençlerin bu durumunu ele alırken, hedeften alıkoyan ve kılavuzunu
kaybeden kişiye yardımcı olmanın şart olduğunu belirtir.
Gencin yaşadığı bilinçaltı mücadeleler, kimi zaman yolunu
bulmasına yardımcı olur kimi zaman da onu daha büyük bir çıkmaza sürükler.
Büyükler onlara çocuk muamelesi yaptıkça genç elini eteğini çeker ve
yapabileceği şeyleri de yapamaz hale gelir.
Genç bu yol kavşağındabenliği ile aynileşebileceği bir erişkine ihtiyaç duyar. Onun gibi davranmak,
hal ve hareketlerini onunkine benzetmek ister. Ama anne baba bu konuda da
yetersiz kalır ve ona doğru modeli sunamazlar. O yüzden genç ne çocukluktan
çıkabilir ne de sorunlarını çözüme götürebilir. Anne babanın büyümeyen çocuğu
olarak kalma devam eder.